31 Temmuz 2009 Cuma

indirim kelebeğin kanadında...




Bugün yani 31 Temmuz itibariyle tüm Boyner Mağazalarında kelebekli ürünlerinde %50 ye varan indirim üzerinden ekstra %50 indirim fırsatıyla alışveriş imkanı var.

İstediğim şeylere kelebek yapıştırırlarsa kaçırılmayacak bir fırsat benim için :)

30 Temmuz 2009 Perşembe

su dans eden bir elementmiş...

Su gösterisiymiş, su dansıymış falan filan bir şeyler anlatıyordu herkes. Bir de burnumun dibinde yapılıyor. Am ben daha yeni seyredebildim. Ve anında çok sevdim... Siz de görün istedim. Bulabildiğim en uzun videoyu buldum koydum :)




Videonun 6. dakikasından sonra suların hepsi havalanıyor ya işte o anda suyun altına girmek istedim. Su gördüğümde dayanamıyorum. Hele de bu sular dans ediyorsa hiç dayanamıyorum. Zor tuttum kendimi. İyi ki varsın SU...

Dört tane parça çalıyor. Bir tanesi Kalinka. Yani yazın patlayan rus nüfusuna bir jest. Onlarda pek bir hoşnutlar bu jestten. Gözleri dolanları gördüm :P Yok canım şaka yaptım görmedim. Ama alkış tutanları ve 'Hey' diyenleri oldu :)

Bu videonun devamı da var. Orada da su perdesinde su altı dünyası ve Türkiye'nin tanıtım filmi gösteriliyor. Suyun içinde balık ve bulut görmek de güzel birşeymiş.

Her akşam 21:30 da başlıyor bu gösteri. 15-20 dakika filan sürüyor. Çok da kalabalık oluyor. Herkes çok sevmiş demek ki. Ayrıca aynı sistem bir de Mardan Palace'da varmış. Bu kadar :)

dört soruda Pinky...

Evvvet! Yine güzel bir mimle beraberiz. Sevgili Kutucuğum beni mimlemiş. Hemen başlıyoruum. Başladım;

1- Hayatımdaki 3 önemli erkek?

Birisi Sevgilim. Çook uzun süredir hayatımın çok önemli bir yerinde.
Birisi de canım erkek kardeşim. Arada itişiriz ama severiz birbirimizi çook.
Ve birisi de rahmetli babam. Hayatta değil ama hayatımda çok önemli tabiki. Hayatımı borçluyum. O olmasa Pinky de olmazdı.

2- Yaşadığım şehir dışında sevdiğim 3 şehir?

Hiç bulunmamış olduğum yerleri bile sevebildiğim için (Gezi programlarını çok seyrederim) bu soruda çok eleyeceğim şehir var. Bir düşünelim..
Ankara'yı çok seviyorum mesela. Bilmiyorum içinde sevdiğim insan olmasaydı böyle severmiydim ama orada başka birşey daha var. Yaşabileceğim bir şehir. Tek eksiği denizi olmaması :(
Santori'yi çook seviyorum. Gitmedim ama gideceğim mutlaka. İllaki...
Ve şehir değil ama Anguilla adasının köşe bucak heryerine hayranım. Çok istiyorum gitmeyi. Kısmet bakalım. :)

3- En önemli fobin?

Kesinlikle ölüm. Çoğu zaman kendimden çok sevdiklerime birşey olmasından korkuyorum. Büyük bir mücadele içindeyim bu konuda ama anlam veremiyorum en anladığım zamanlarda bile. Çok saçma geliyor bu düzen.

4- Giyim konusunda en çok tercih ettiğin renk?

En çok siyah ve beyaz giyerim. Yaz - kış farketmez hep giyerim. Kahverengi ve yağ yeşili hariç diğer bütün renkleri de giyerim ama gece mavisi ve pembeyi ayrı bir zevkle giyerim. Evde ise sadece uçuk pembe, beyaz ve siyah giyerim.

Şimdi ise Sinirli Kelebek, Merve ve Merbe'yi sobeliyorum. Haydi bakalım pamuk eller klavyeye...

işlem tamamlanıyor. ayarlarınız kaydediliyor...




İşlem tamam...

Telefon numaram telefonuma kaydedildi. Artık telefonumda başka bir sim kart çalışmayacak. Sadece ben kullanabileceğim. Zaten kimse de kullanmıyor benden başka. Sorun değil. Eğer bir gün numaramı değiştirirsem aynı işlemi tekrar ettireceğim. Bu tamamen benim telefonumun güvenliği için. Bir daha klonlanamayacak. Yaşasın... :D

Pinky'nin tavsiyesi; Faturalarınızı saklayın ve faturanızdaki yazan imei kodunun telefonunuzun içinde ve bataryanın arkasında yazan kodla aynı olmasına dikkat edin.

Pinky'nin duası; Kimsenin başına gelmesin. Amin...

Pink'nin teşekkürü; Telpa Yetkilisi E. Hanıma candan, kocaman teşekkür ederim. Hiçbir yetkili serviste böyle ilgi görmedim.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

ben bugün ne buldum...

Buldum blogcuğum buldum... :D

Ağlamak istiyorum buldum nihayet. Kutusunu atmışım. Ama kağıtlarını, torunu torbasını kedi ..kunu saklar gibi saklamışım :D

Çığlıkta atamıyorum. Kardeşim uyuyor, yazık gece nöbetten geldi.

İyi ki varsın Blog..

İyi ki varsın Görkemsan...

İyi ki varsın Kutusan...

Kutu emretti, totem yaptım, şeytanın kuyruğunu kıstırdım veee Görkemsan'a paket hazırlayacağım telaşında paket ararken, benim gizli ambarımda faturanın kendisini ve samsung'un sülalesini ele geçirdim.

O anda yanımda sarılıp öpecek kimse yoktu. Faturayı öpmek istedim rujum müsade etmedi. :D

Atmam biliyorum kendime ve aramaya inanıyorum. Çünkü farkettim eskittiğim ayakkabının bile hala fişi duruyor dolabımda :D Evin tadilat zamanında, kutular yer kaplıyor, toz oluyor diye fişleri mişleri torlayıp toplayıp saklamışım bir çantanın içine. Balık hafızam unutmuş yerini. Ne yapsın.. En ufak şeyi bile saklayın canolar. Hırsızlara geçit vermeyin.

Ay ağzım kulaklarımda ama gözlerim yaşlı. Noluyor bana yaa... ühüü... Mutluluktan ağlamak istiyorum sayın seyirciler. Az evvel bankadan geldim. Elimde tek delilim hesap ekstrem olacaktı çünkü. Ama gerek kalmadı. Yendim sizi pis hırsızlar. :D


Heh heh... Yırttı bu Pinky...


Önemli Not: Söylemeyi unutmuşum. Başınıza böyle bir olay gelirse ki umuyorum kimsenin başına gelmez, önce telefonunuzun yetkili servisindeki yönetici personelle irtibata geçin. Gsm operatörlerine başvurmayın. Yetkili servisler direk Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile irtibata geçip hakkınızı koruyorlar. Kimseye kanıp, para verip imei kodunuzla oynattırmayın. Piyasa çakal kaynıyor. Herkes dolandırıcı olmuş.

günün komiği...



Kesinlikle katılıyorum sana güzel balık. Bir balık için en iyisi o. Peki Pinky için en iyisi ne?

Deniz sever bir insan için de en iyisi yüzmektir heralde..


Yaz başından beri yüzerek yüzerek 4 kilo verdim. Her denize gittiğimde yaklaşık 200 metre filan serbest yüzüyorum. Bazen uzun kalırsam 300 metreyi de geçiyor. Nefes alış-verişim bile düzene girdi bu sayede.

Yaz gelmeden öncede pilates yapıyordum pembe topum ve minderimle ama bu kadar etkili olmamıştı. O başlatmıştı azıcık kilo vermemi ama kas yapmıştım bir yandan da. O da güzel tabii.

Bir de çikolatayı kestim. Onunda büyük bir artısı olduğu kesin. Canım istiyor mu diye bakıyorum alışverişe gidince, ı-ıh yok istemiyorum. Ne oldu bana bilmiyorum ki :) Hiç istemediğim olmamıştı.

Demek ki neymiş. En iyi spor yüzmeymiş bir Pinky içinde. Evet haklısın cici balık...



Anneciiiim... Yoksa ben deniz kızı mı oldum? Ağzı, gözü aynı ben :)

28 Temmuz 2009 Salı

yine yaptılar yapacaklarını...

Gün geçmiyor ki başka bir gariplik daha görmeyeyim.

Hırsızlar rahat durmamış, allem etmiş kallem etmiş benim imei numaramla çalıntı telefon aklamışlar. 2 sene önce aldığım sıfır telefonuma bir saat önce mesaj geldi. Benim imei numaram klonlanmış ve benim bunu açtırmam için faturamla kanıtlamam gerekiyor. Şimdi evin altını üstüne getiriyorum ki kutusunu bulayım. Her zamanki yerinde yok kutu. Ağlayacağım blog... En kötü ihtimal para verip telefonumu kapanmaktan kurtaracağım. Yetkili bir merci olmadığı için alelade bir teknik servise yönlendiriyorlar. Asla yapmam giderim kendi teknik servisine. Ayrıca hırsızın parasını neden ben veriyorum yaa. Allah allaaah... Çok sinir ettiler beni bak durduk yere.


Muhafızlar vurun şu hırsızların kellelerini heman...

yüzyılın buluşu...


Sigara yasağından mütevellit beyni cinliklere çalışan abilerimizin Türk halkına son armağanı :) Çözümün adı hortum. İki tane hortum alıyorsun, kahvehanenin dışına sallıyorsun. Birinin ucunda sigara var, diğeri çektiğin sigarayı üflemek için. Aman ben anlamam bu işlerden, anlatamıyorum siz şuradan bakın.

Ah be abilerim, niye içiyorsunuz şu lanet şeyi. Yazık günah o ziftli ciğerlerinize. Bir de utanmadan çözüm bulmuşsunuz. Küresel ısınma için tedbir al desen almaz ama nerde böyle abidik gubidik icatlar var bulur. Sıkıyorsa insanlık için faydalı bir icat bul emmi.

Çok seviniyorum vallahi içilemeyen ortamlara. Ooh! miss gibi dumansız hava... Hep bizim mi özgürlüğümüz kısıtlanacaktı?

çok sevdim yine...



Yine güzel bir şarkı ve klip yapmış Lily Allen. dinleyelim...

27 Temmuz 2009 Pazartesi

esen rüzgar...



Yaktı beni... Güneşlenen bir insan değilim. Şemsiyenin altında gölgelenirim ben ancak. Ama denizin içinde olduğum ve denizi bırakıp çıkamadığım anlarda güneşlenmiş kadar yanıyorum. Gölgede ise esen rüzgardan yanıyorum. Yandığımı ise yanaklarımın acımasından anlıyorum. 50 faktör, 60 faktör kâr etmiyor. Belki de ediyordur. Cilt hastalığım olmaz en azından değil mi blog?




Beach Park bugün belirli yerlerin haricinde bomboştu yazın ortasında. Gerçekten... Varyanttan inip ilk 3 plaja gelenler ve Hillside Su'dan sonra yakınca giriverenlerden kalan orta alan sinek avlıyordu. Hiç böylesine boş görmemiştim. Bir daha oralara gidicem. Kimse yokken daha güzel kafa dinleniyor, uyunuyor. Daha çok seviyorum sakin beachleri. Sükunet gibisi yok.
beirut - prenzlauerberg

25 Temmuz 2009 Cumartesi

sıcak bir yaz cumartesisi...

Öyle sıcak ki canımızı kurtarmak için güneşin bağrına çıkamıyoruz. Eriyebiliriz... Dereceler 45-47 diyor ama yalan. Daha fazla... Çok yakıcı. Asfaltın o hain sıcağı bile yapışıyor insanın tenine. Sonra ilk gördüğü fıskiyeli havuzun altına girmek istiyor bu bünye. Yapmamalıyım... Evde oturmalıyım...

Süblimleşme ihtimaline karşı klima altında oturmak en iyi çözüm şu an için. Oturmuşken de yurdum insanının sıcakla olan cebelleşmesini seyredebiliriz. Tabii illaki bir şey seyretmek istersek....


Music

yazın hep film seyretsek...

Dün 1,5 tane süper film seyrettim. 1,5 çünkü Güneşin Oğlu filmini maalesef yarım izleyebildim. Unuttum ve internette vakit geçirirken kaçırdım. Ama izlediğim kadarı bile bu filmi beğenmeme yetti. Tam bir şölendi benim için. Yazın televizyonun en sevdiğim yanı; yayınlayacak reyting rekortmeni diziler olmadığından, kanalların güzel sinema filmleri koyması.



Haluk Bilginer, Özgü Namal, Hümeyra, Bülent Emin Yarar gibi çok sevdiğim oyuncular oynuyordu. Senaryosunu yazan ve yöneten Onur Ünlü'yü tebrik etmek istiyorum böyle değişik bir film yaptığı için. Geç farkettim ama iyi ki farketmişim. Ayrıca yine Haluk Bilginer ve Özgü Namal'ın başrolde oynadığı Polis filminin de yönetmenliğini Onur Ünlü Yapmış. Hatta Çocuk filmininkini de. Hayko Cepkin oynuyordu hani. Onu da çok merak etmiştim. Hepsini de seyretmem lazım acilen.






Diğer film ise Eve Dönüş'tü. Daha önce Altın Portakal da yarışırken de izlemiştim. Ve çok beğenmiştim. Yeniden izlemek güzeldi.

Filmde Mehmet Ali Alabora, Altan Erkekli, Savaş Dinçel ve Civan Canova oynuyor. 1980 ihtilalinde durduk yere gözaltına alınan ve türlü işkenceler gören ve örgütle, sağcılıkla, solculukla alakası olmayan birinin yaşadıklarını anlatıyor. Sonradan anlıyoruz ki (söylesem mi acaba?, neyse söyleyeyim) gerizekalı ev sahibi ihbar etmiştir. Aralarındaki kira, kontrat anlaşmazlıkları yüzünden hemde. Polislerde adamcağızı örgüt başı olduğu iddiasıyla değerlendirip, ağır işkencelere tabi tuttular. İhtilalin bir başka yüzünü seyrettik yani.Filmi yazan ve yöneten Ömer Uğur'u tebrik ediyorum. Güzel bir film ve festivalden de eliboş ayrılmamıştı.

Sayın televizyon kanalları; hepinizden aynı performansı bekliyorum. Filme boğun beni :)

24 Temmuz 2009 Cuma

canım hayvanlar...

Bebekler nasıl masumsa, hayvanlarda o kadar masum. Yaratılmış en zeki canlılar olduğumuz gerçeği, daha az zeki olanlara hükmetmemizi, işkence etmemizi gerektirmiyor. Hay zekamız batsın... Sirk gibi saçma ve eziyetli bir eğlence şekli beni çok rahatsız ediyor. Eğlence, hayvanları tutsak etmenin, eziyet etmenin neresinde acaba?

Ringling Bros. and Barnum & Bailey Circus adı altında hayvanlara ve görebildiğimiz kadarıyla fillere eziyet eden canileri kınıyorum. Gücünüz zavallı hayvancağızlara yetiyor. Şimdi haberlerde gördüm, çok canım sıkıldı, çok üzüldüm. Hayvan terbiye etmeye çalışanlardan ve bunun üzerinden para kazananlardan nefret ediyorum. Pis işkenceciler... Sizin terbiyeye ihtiyacınız var.

bu bir yeşil ördek haberi değildir...

Yeşil ördekten ilham aldım ve bir kolye yaptım. Resminin kolajını, şarkıda adı geçen yeşil başlı ördeği bulup, fotoğrafını çekip yaptım. Göllere dalmama da saatler kaldığını hatırlayıp sevinirken, sizi su yeşili kolyemle başbaşa bırakırım.




Siz bakarken aklıma da 'yanıyor mu yeşil köşkün lambası yaar' şarkısı geldi an itibariyle.

'Cepkeni kırmalı saçları sırmalım geliyor' demeyi çok isterdim ancak henüz vakti var sanırım.. Evet malesef :( Bugün de bir hafta oluyor, ne çabuk geçiyor günler...

'Nerden biliyorsun sen bu hüzzam makamlarını?' diyecek olursan söylerim çekinmeden. Eskiden ortaokul diye adlandırdığımız dönemim, okulun Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği korolarında geçti. Ne günlerdi. O günleri ne zaman hatırlasam, kendimi trt korosundan emekli olmuş biriymiş gibi hissediyorum :)

Aah ah... Ben susayım, sen söyle Zeki amca...

Zeki Müren - Yanıyor mu yeşil köşkün lambası

23 Temmuz 2009 Perşembe

O kendini Prenses Peri sanıyor...



Ne hata yapsa geri sarıyor...

Hatta kendini mitolojiden biri sanıyor...

Taç arayışlarına girdi bile, artık çok geç. (Accessorize de vardı bitane. Onu mu alsam?)

Düşündüm de bizim evde mutlak monarşi hüküm sürüyor. Her özelliği mevcut. Bir tek Hammurabi kanunları geçerli değil çünkü; 13 sayısının uğuru var. Annesi bu Pinky'i her sabah 'prenseeeess' diye uyandırıyor. Dolayısıyla annesi ana kraliçe, kardeşi küçük prens oluyor. Bir krallığı krallık yapan başka nedir ki zaten sorarım size...

Basbayağı Prensesim ben... Tabi yani başka ne olabilirim ki?


Kutucuğum söylemişti de aklımda şimşekler çakmıştı. Gece gece de gaza geldim şu şarkı eşliğinde. Haydi, hoppa!! Hepimiz Prensesiz :)

22 Temmuz 2009 Çarşamba

en sevdiğim üç yuvarlak kutu...



Farkettim de bu ara hep bu üç ürün arasında dönüyorum ve üçüde yuvarlak.

Birinci kutum Clemantine Choco Mocca yüz ve vücut peelingim. Çok tatlı bir yapısı var. Zeytinyağı içeriyor ve sanırım şekerden yapılıyor. Ölü derilerimi atıp daha canlı bir deri çıkarıyor karşıma. Zaten bu markanın 4 çeşit peelinginin arasında canlandırıcı ve güçlendirici olanı buydu. Birde nemlendirici, ferahlatıcı, ışıltı verici olan çeşitleri var onlarıda en kısa zamanda edineceğim. Bu marka bildiğiniz Lush'ın Antalya türevi, yani yerli. İstanbul, Ankara ve İzmir'de de mağazaları var. Kek ve cupcake şeklinde süper sabunları da mevcut.

İkinci kutum The Body Shop Raspberry Body Butter. Yumuşaklığından ve kokusundan çok memnunum. Bebek cildi gibi derler ya, aynen öyle yapıyor cildimi. Uzun zamandır alacaktım bir body butter ama evde o kadar çok nemlendiricim vardı ki onları bitirmem lazımdı, bu indirime kısmet oldu :) yarı fiyatına aldım. Buradan yetkililere sesleniyorum; Lütfen şu mağazayı Antalya'ya da açın rica ediyorum.

Üçüncü kutum mucize kremim Royal Sales Melkfett Çay ağacı yağı Merhemi. Süper ötesi kurtarıcım. Bir yerim mi yandı, hemen sürüyorum, ne zonklama kalıyor ne ağrı. Uçuk mu çıktı, sür hemen iyileşsin 2 günde. Ayrıca ne bakteri, ne virüs, ne mantar durabiliyor bu antiseptik ürünün karşısında. İltihaplanmalara, böcek sokmalarına da birebir. Kurtarıcım dedim ya gerçekten öyle. Ailecek sürekli elimizin altında.

Hepsini şiddetle tavsiye eder bu Pinky...

20 Temmuz 2009 Pazartesi

çakma turist Pinky'nin maceraları (part 2)...

Çakma bir turist olarak, turist kılığında kalabalığa karıştım ve sanki Antalya'ya ilk kez gelen biriymiş edasıyla Kaleiçi'ni gezdim. Zaman zaman yapıyorum bu gezileri. Her seferinde çok eğleniyorum. Her seferinde önceden gezdiğim sokağı farklı bir gözle görüyorum. O evlere hep hayran kalıyorum. Keşke bu ev benim olsa, burada yaşasam ömrümün sonuna kadar diyorum. Seviyorum seni Kaleiçi...


18 Temmuz 2009 Cumartesi

Şeker ayakkabılar...

İrregular choice'dan mail gelmiş. Online alışverişe başlamışlar. Ben eskiden de vardı gibi hatırlıyorum sanki ama neyse. Uzun zamandır bakmamıştım. Yeni modelleri görünce aklım gitti :) Şeker gibi renkler, enteresan modeller... Görmeniz lazım diye düşündüm.


















Benim favorim gümüş rengi, melek kanatlı sandalet oldu.Onun üstündeki siyahta giyilebilir. Ve papağanlı da çok güzel. Çanta da ayrıca hoşuma gitti :)

Çok acayipler... Diğerleri de şirinler ama giysem herkesin gözü ayaklarımda kalır. İstemem ki ayaklarıma baksınlar. Bakan olunca düşerim gibi bir his var içimde :) Sakarımda azıcık. İçimde kalmasın dersem alayım ama odamdan mutfağa, mutfaktan salona giderken giyerim sadece :)

benzin kokulu çanta...

Çok iğrenç bir şeymiş. Eşyaların benzin olması daha da beter. Vıcık vıcık yağlı, leş gibi kokulu... öyk... Ve bunların sonunda sorumsuz bir firmayla karşı karşıya kalıp, haksız duruma düşmek daha da kötü.

Diyecek hiçbir şey kalmadı. Herşeyi dedim. Kendi insanlıklarına bıraktım artık. Daha da binmem. Bu kadar... Çok üzgün ve sinirliyim be blog...

17 Temmuz 2009 Cuma

yollarda bulurum seni...

Yağmur bulutta saklıymış. Şu görmüş olduğunuz bulutlar Pinky'nin otobüsünü takip ederekten, 2 gün üstüne üstüne yağmur yağdırdı yazın ortasında.



Üstüne incecik bir ceket bile almayan Pinky yağmurdan kaçtığı bir anda, bir mağazanın kapanmasına dakikalar kala bir hırka edindi. Ne bilsindi temmuzda böyle yağmur yağacağını.



Yollarda neler gördü neler... Sürüler halinde uçan kuşlar, nadasa bırakılmış tarlalar, yeni sürülmüş tarlalar, geçilen bir köydeki düğün hazırlıkları, batan güneşin kızıllığı, bulutların beyazlığı, bir tarlada ailecek piknik yapanlar, ön tarafı içine geçmiş çekici arkasındaki bir araba, tcdd'nın 150.yılı anısına dikilmiş ve kurumuş bir hatıra ormanı, köyler, kasabalar, il olmak isteyenler... neler neler...

Miniş başarıyla teslim edildi. Pinky bu akşam geri dönüyor.

Hareket saati gelmiş otobüs kaptanlarının dikkatine ; lütfen peronları acilen boşaltınız, aksi takdirde cezai işlem uygulanacaktır.

Ama Pinky azıcık daha kalsa olmaz mı?

13 Temmuz 2009 Pazartesi

ben.. ben iyiyim, gerçekten...

Öksürüğüm ve tek kulağımın hala tıkalı olması dışında şimdilik birşeyim kalmadı. :) Ve yarın yine yolcuyum. :D





Şu anlarda hala valizimi hazırlamaya çalışıyorum. Ama fiziksel olarak değil. Mental güçlerimle, enerjimle. Yok artık diyorsun değil mi? Deniyorum sadece yapabilecek miyim diye. Çünkü tırnaklarım ojeli. Bozulsunlar istemem :)

Getirdiğim Minişi götürüyorum. Bir kaç gün kalacağım. Sevgilimle gezeceğim :) benden sonra indirime giren mağazaların ifadelerini teek tek alacağım. Sonra da haftasonuna evime döneceğim. Bu kadarcık. Kısacık bir turlama olacak. İyi ki toparlayabildim kendimi birazcık. Neyse gidince bir şeyim kalmaz heralde :)

Haydi blogcanlarım ben valizime döneyim. Tırnaklarım kurudu. Çok denedim kaşığı bile eğemiyorum,valizi mi toplayağım bu enerjiyle... Uri Geller miyim ben? hiç... cık cık cık....

Özleyin beni anacığım. Kalın sağlıcakla... :)



Music

12 Temmuz 2009 Pazar

Pinky'nin itirafları...

Haydi Pinky itiraf et. Sobelemiş Çok Sevgili Kutu seni, yaz bakalım şimdi;

1- Liseye kadar Barbie ve Sindy bebeklerimle oynadım. Onlara ebiseler diktim. Hatta bir ara kendi aralarında ingilizce dialoglar kurdu bebeciklerim. İngilizce kursuna gidiyordum da :)

2- Sinemaya ilk gidişim 12. doğumgünümde Titanik filmiyle olmuştur. Daha sonra aynı filme değişik arkadaş ve aile fertlerimle 3 defa daha gittim. Yine çıksa yine izlerim heralde.

3- 4. ve 5. sınıfa giderken öğle aralarında bir arkadaşımın evine gidip telefonda rastgele numaraları arar ve işletirdik. Kanal D'den veya bir radyo'dan arayıp, sorduğumuz soruları bilenlere çamaşır makinesi veya buzdolabı kazandıklarını söyleyip kapatırdık telefonları yüzlerine. Çok kötü bir çocukmuşum yaa... Affetin beni işlettiğim hanım teyzelerim. İnanmamışsınızdır ama olsun. Rahatsızlık verdim sonuçta.

4- Bütün sürüngenlerden ve böceklerden ödüm kopar, midem bulanır. Üzerlerine öldürücü sprey bile sıkamam.

5- Yüksek sese karşı aşırı hassasiyetim vardır. Gürültülü ortamlarda beynim bulanır, kafam karışır. Çığlık atarak ortamdan kaçmak isterim.

6- %100 Pamuklu olmayan her giysi benim için naylondur, poşettir :) Giyemem tiksinirim. Çok özel anlarda saten, ipek giyebilirim o kadar. O da Antalya dışında. Antalya içindeysem yaz mevsimi dışında.

7- İlkokulda gittiğim ilk müze gezisinde, mitolojik yunan tanrı ve tanrıçaların heykellerini ve lahitlerini görünce hüngür hüngür ağlamışlığım vardır. Reenkarnasyon nedir bilmezdim o zamanlar. Şimdi anlıyorum ki ben önceki hayatımda tanrıçaydım :P Yoksa niye ağlayayım elin anadan üryan taş heykellerine. :)

8- Çamaşır asarken, mandallarla çamaşırların aynı renk olmasına özen gösteririm. Eğer böyle yapmazsam başıma bir felaket gelmesinden korkarım. Yani bildiğiniz totem yapıyorum.

9- Rüyalarımda hep bir Tinkerbell, bir Peter Pan gibi uçarım. Bazen ellerimi kullanarak kurbağalama yüzer gibi uçarım. Nedenini bilemiyorum malesef.

10- Lisedeyken tarih dersini hep kopyayla geçtim. Sayısalcıydım, uzun uzun tarih okumaya sıkılıyordum. Sonradan bir tarih ilgisi gelişti bende.

11- Bilmeyenler için söyleyeyim. Sekizinci nesil Ekşi sözlük yazarıyım. Ama Recep İvedik'in söylediği gibi agresif ve kompleksli değilim.

12- Dikkat Şahan Çıkabilir'den beri Recep İvedik'i severim, çok gülerim. Ne olmuş kabaysa sabaysa. Yokmu dışarıda öyle insanlar, dolu bence. Bununla muhatab olmuyorsunuz ve iğrençliklerine alayla gülüyorsunuz fena mı yani...

13- Ani kaybedişlerden dolayı Panik atak rahatsızıy-dım. Yardım aldım ve panik eşiğimi çok alçaklara indirmeyi başardım. Arada felaket düşüncelerimi resimleyen sağ beyin lobumda bana ihanet etmese daha mutlu olacağım. Resimlemesin en azından herşeyi.

14- Hayatımın bir döneminde küçük ve şirin, pembeli, mavili, puanlı güzel bir kitapçı açma hayali kuruyorum. Ayrıca dükkanıma gelenlere kek, kurabiye ve çay ikram etmeyi düşünüyorum pembe puanlı şemsiyelerin altında. Kitapları pembe ağaç raflara dizmek istiyorum. Orada bütün gün oturup kitap okumak istiyorum. Çok mu şey istiyorum?

15- Kafein bünyemde çarpıntı yapar. Arada sırada içebilirim. Yaşlandım kesin, genç yaşımda saçlarıma aklar bile düştü.


İlk sobem burada bitti. Herşeyimi serdik ortaya. Şimdi geldik en eğlenceli kısıma :D
Bende buradan Merbe ve Damlo'yu sobeliyorum. Haydi bakalım kolay gelsin... nihihihihihi...


10 Temmuz 2009 Cuma

günün komiği...




Birazcık çorba istemiştim sadece. Hastalığa iyi gelir diye biliyordum. Bir daha da tavuk suyuna çorba içmem :) İçebilirim de, garantisi yok...

sinüslerim sel olmuş akıyor...

Göz Göz olmuş bademciklerim ağrıyor.

Doktor demişti 'bu ilaç burnunu akıtacak, sinüslerini boşaltacak, hapşıracaksın' diye, ben de 'yok canım' demiştim. Vallahi doğruymuş. Hastaneye gittiğim günden daha beterim şimdi. Gözlerimi yarım açabiliyorum. Burnum bir tıkanıp bir açılıyor. Daha fazla dinlenmeliymişim demek ki. İyi oldum sanmıştım, aceleci davranmışım. Yaz günü olacak iş mi yahu? Bir gecede altüst oldum yine...

Neyse ben yatağıma dönerken size de sağlıklı günler diliyorum blogcanlarım. Kendinize iyi bakın...


9 Temmuz 2009 Perşembe

cici cici kolyeler istiyorum...

Çok güzel kolyeler gördüm şurada.Uğraşsam yapabilir miyim acaba? Çok cici şeyler..








Bu favorim. :) Pembe pembe, kat kat tüller. ayh! bayılacayim. istiyorum...







Bunun da kanaviçesine bayıldım. Acaba böyle minyatür kasnak var mıdır piyasada? Sanmıyorum, galiba yoktur...



Bunların da pudra rengi beni benden aldı. Gidip tül almalıyım. Birini mutlaka yapmam lazım gibi hissediyorum şu anda. Yok yok şimdi değil ilerleyen zamanlarda. Dışarı çıkılacak gibi değil ki, çok sıcak ve sabah 6 da denize giden ben çok yorgun...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

kuş sever kişilik...

Yine kuş yaptıım.

Bizim Minik şirineye bir sarı kuş yaptım bugün. Ciciv de diyebiliriz, o da kuş nasıl olsa..

İçi lavanta dolu yine. Adının baş harfini de işledim üstüne.

Şimdi elinde koklayıp duruyor. O da seviyor galiba kuşları...




MusicPlaylist
MySpace Playlist at MixPod.com

7 Temmuz 2009 Salı

hamarat Pinky mutfağa girdi...

İlk kek yapmayı öğrendiğimde hergün kek yapmak isterdim. Acemi şansı olacak ki, çok ta güzel olurdu. Sonra kahve yapmayı öğretti babam. evet evet... Babam öğretti bana kahve yapmayı :) Hergün işten gelince ona 'kahve içer misin babişko?' diye sorardım. Oda içerdi mecbur. tabi tabii onu da güzel yapıyordum. Sonra hamur işlerine geçtim. Annem hamur yoğurmayı öğretti. Kalıp kalıp keserek tatlı tuzlu kurabiyeler yapmayı öğrendim. Bu arada tuzlu kurabiye denir mi ona ya? Kurabiye dediğin tatlı olurmuş gibi bir his var içimde. Her neyse...


Ankara'ya gittiğimde de tesadüfen bir eve misafirliğe gittim. Sonra onlar bize geldi. Gittiğimiz evin sahibi çok şeker bir ablaydı ve bize gelirken enfes kurabiyeler getirdi. Yemek kursunda öğrenmiş anladığım kadarıyla. Hemen tarifini istedim bende. Hani olur ya günlerde filan tarif almacalar, vermeceler. Öyle yaptık, mailime tarif geldi efendim :) Beuraya gelince yaptım hemen o kurabiyelerden. Ailecek afiyetle yedik. Şimdi sizinle de paylaşmak istiyorum tarifini. Paylaşıyoruuum.. Paylaştım...



Kurabiyemizin adı:

Küllü Kurabiye

Malzemeler
250 gr tereyağ
3 Su bardağı un
1 yumurta
1 çay bardağı ceviz
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu

üzeri için
1 çay bardağı pudra şekeri
1 tatlı kaşığı tarçın
1 yemek kaşığı kakao

Hazırlanışı

1-Oda sıcaklığında yumuşak tereyağı, un, yumurta, vanilya ve kabartma tozu bir kap içinde karıştırılır ve yoğurulur.
2-İri doğranmış ceviz de eklenerek ceviz büyüklüğünde hamurlar yapılır.
3-Önceden ısıtılmış fırında 170 derecede 20 dak pişirilir.
4-Pudra şekeri, tarçın ve kakao bir tepside karıştırılır, pişen kurabiyaler sıcakken bu karışımda yuvarlanır ve her tarafına karışımın bulanması sağlanır.

Benim ceviz görüşüme göre 30 tane çıktı. Belki bilmek isteyen olur :)

Afiyet Olsun blogcanlar :)

6 Temmuz 2009 Pazartesi

güzel bir hediye...

Güzel bir hediye aldım bugün. Denizden gelirken farkettim. Posta kutusunda bana ait bir zarf duruyordu. Çok sevgili Merve bana bir hediye göndermişti. Zarfı yırtmadan nazikçe açtıım, açtıım. Özenle paketlenmiş bir hediyeyle karşılaştım. Yavaşça paketleri de açtım, açtıım.. Çok şık bir kolye duruyordu pembiş kağıdın arasında.. Nasıl sevindim, nasıl sevindim :) Bayılırım dantelli fistolu şeylere ben. Çok beğendim. Çok ama çook teşekkür ederim Mervecim. Ellerine, parmaklarına sağlık :) İşine yarayacak bir fikir sunduysam ne mutlu bana :) Hayallerindeki gibi bir düğünün olması ve çok mutlu bir gelin olman dileğiyle...


yaz hastası Pinky...

Yaz kızım;

Yaz Pinky'e hasta, Pinky yaza hasta. Bu yaz da Pinky hasta. Her sene gelenek olduğu üzere yine hasta olmayı başardım. Ben diyeyim klima çarptı, siz deyin güneş çarptı. Ve böylece farenjit ve sinüzit nüksetti hassas bünyemde. Boğazım kaşınıyor deli gibi.. Kardeşimin geceleri klimayı 16ºc de çalıştırmasının da bu işte değeri paha biçilemez. Sabaha kadar buz kesen bedenim, sabah yaz iklimine geçince hava değişiminden de hasta oluyor haliyle. Az önce doktordan geldim. Röntgen çektirdi. Antibiyotik, antihistaminik, anti ne varsa yazdı. . Bir de 'sigara içiyor musun?' diye sormaz mı? Deli oldum. İki tane çakasım geldi. Hakaret gibi.. Birinin elinde görmeye bile dayanamıyorum, dumanına tahammülüm yok. Bana sorulacak soru mu bu doktor amca? Çok ayıp cık cık cık...

3 Temmuz 2009 Cuma

Atın beni denizlere...

Yalan dünya size kalsın
Ayrılmam sevgilimden
Bir daha sevemem ben

Bu kaydı, bu şarkı eşliğinde yazıyorum çok sevgili blogcum. Bugün denize gidemedim de ondan galiba bu serzenişim.



Bu aralar bol bol resim yapıp, bol bol bebek oynuyor çok sevgili blog yazarınız. '5 yaşta, 5 yaş' diye tutturmuştuya, döndü 5 yaşına. 7 yaşında çocukla aşık atıyor. :) Her konuda bir yarış söz konusu. Yemek, yüzme, oynama vs.. Çocukla çocuk oluyorum, bazen de çocuk bakmayı unutan anneme anne oluyorum :) Çünkü çocuklar dediğinin tersini yapıyor ve annem bu kuralı unutmuş. Neyse ki ben hatırlıyorum :D

Şu anda Selena'yı seyretmem gerekirdi ama ben kaçamak yaptım. Hıh! geldi bizim bıcırık oynuyor 'atın beni denzilere' şarkısıyla :) İçinde deniz kelimesi geçince çıldırıyor, kime çekti ki? Haydi biz oynuyoruz sevgili blog. :)

Sende dinlemek istersen işte burada blogdaşım;