30 Ağustos 2009 Pazar

Zafer Bayramı...

Sevgili Blogcanlarım;

Zafer Bayramınız Kutlu Olsun. Değişik günler geçirmiş ve hala da geçirmekte olsakta içinizdeki zafer coşkusu hiç eksik olmasın.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

aranızda cupcake sevmeyen var mı?..

Baktığım her yerde cupcake görüyorum bu ara. Yada algıda seçiciliğim o yönde bu ara. Geçen gün La senza'nın vitrinine yapıştım kaldım. Külotlardan cupcake'ler yapmışlardı. Afiş süperdi. Şahaneydi. Harikaydı... İşte gözüm dönmüş, o derece. Anlayın artıkın siz...

Geçenlerde Migros'tan cupcake şeklinde şekerlik aldım. Hani Metin Akpınar'ın oynadığı Papatyam diye bir dizi var ya. Hani orada bir de güzel bir cafe var ya. Hıh işte o cafenin masalarında görmüştüm cupcake şekerlik. Nerede satılır acaba diye merak etmiştim. Migros'ta gördüm. Görünce de dayanamadım aldım. Fiyatı ben alırken 7,90'dı. Şu anda 12,95 olabilir. Ayrıca dondurmalık diye geçiyor. Ben baktım baktım, kapaklı olduğu için dondurmalığa pek yakıştıramadım :) Şekerlik niyetine aldım gitti.





Ben metal taşıma aparatından çıktığı zaman daha çok sevdim. Belki onu çıkarıp kullanırım. Ben kullanırım. Eveet çeyizime aldım :) Daha var ama alıyorum işte, engel olamıyorum kendime :)

Son olarakta şuraya bakmadan geçmeyin derim ben, bizzat, şahsen, kendim...

27 Ağustos 2009 Perşembe

gel pisipisipisi...

Bizim apartmana bir kedi yerleşmişti geçen sene. Adı da Fatma'ydı :) Daha önce yerleştiği dükkanın sahipleri koymuştu ismini. Bu Fatma'nın birde yavrusu vardı etrafında dolaşan. Adı bana göre Pisicik, komşulara göre Kedicik yani bunun sabit bir adı yok :) Şimdi biz Pisicik diyelim. Pisicik'in 4 tane yavrusu oldu bizim bodrumda. Kedicikler büyümeden fark edemedik. Büyüyüp merdivenlerden çıkmayı öğrenince bir de baktık apartmanımızda dünya şekeri yavrucuklar var. Anneleri emziriyordu ilk gördüğümde.

Pisicik biraz çelimsiz bir kedi, sadece arka bahçede avladığı kuşlarla besleniyordu. Yavruları görünce hepimiz seferber olduk. Mamalar, sütler, tavuklar, balıklar derken bodrum kedinin yemekhanesi oldu. Sonra biri bahçenin kapısı kapatmış, hayvancağızlar tuvaletini apartmana yapar oldu. Temizlikçi kadına temizle dedik, peki o ne yapmış? Apartmanı temizlerken bir delinin lafına uyup hayvancağızları kapı dışarı atıvermiş. Pisicik yine arka bahçeye dönmüş ama yavrucakların bir tanesi bahçede. Diğerlerini gören duyan yok. Şimdi evrene mesaj gönderiyorum. Gelsin pisipisileer :( Anneciklerinden ayrı kalmasınlar. Daha çok küçükler.





4 numara orada, demirlerin arkasında :)

Müjde: Kavuştular yavrucaklar annelerine. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine :)

26 Ağustos 2009 Çarşamba

maksat muhabbet olsun...

mamişka: Şu bilgisayarın etrafını topla Pinky...
Pinky: Ama onlar benim eşyaların değil, Poğaça'nın eşyaları. O toplasın.
mamişka: O toplamaz, hadi evladım sen topla. Sonra sil oraları.
Pinky : Yaa banane o toplasın. Hem belli bir yeri yok onların.
mamişka: ...
Bir de bakmışsın, bütün ıvır zıvırlar en yakın çekmeceye kaktırılmış. Ne oldu? toplanmış ve kaktırılmış. İyi mi oldu. Bilmem, bana göre hava hoş, onlar benim eşyalarım değildi nasıl olsa :D

mamişka: Poğaça'nın yatağının üstünü topla Pinky...
Pinky : Yaa banane, şimdi toplayamam.
mamişka: Bak valla bütün eşyaları toplar üstüne örtüsünü örterim. Topla.
Pinky : Hıı iyi fikir, süper fikir :D



mamişka: Yarın denize gitmeyelim Pinky...
Pinky : Yaa banane ben yüzücem. 1 haftadır gitmiyoruz zaten, sürekli bahane bahane..
mamişka: Yarın işimiz var, ertesi gün gideriz.
Pinky : Yarın gidelim, ertesi gün yine gideriz :D
mamişka: Hani sen sıkılmıştın denizden Miniş varken.
Pinky : Ben Minişi takip etmekten yorulmuştum, denizden sıkılmamıştım.

Sıkılınır mı hiç denizden? cık cık cık...
Arada derede de kandırmaya çalışıyor, daha bir ay var çok gideriz diye. İnanmadım tabiki dee.

Pazardan geçerken tezgahın arkasından garip iletişme sesleri duyulur.
mamişka: (Napıyor bu adam bakışı)
Pinky: (Telefona niye bağırıyorsun amca bakışı)
mamişka: (Şaşırma bakışı)
Pinky: Abboww! Adam 3G'ye geçmiş onu deniyormuş, yanındakiyle görüntülü konuşuyor.

Gözlere bile inanılamaz. 3G ile iletişen ilk gördüğüm kişi pazarcı olur. Demek ki pazarcılıkta iyi para vardır. Yoksa o fatura nasıl ödenir. Kendinden utanılır. Biz yeni 3G filan derken, dünya o esnada 4G'ye geçmeye hazırlanıyordur.Falan, filan, fıstık, lokum, pişmaniye, afyon ... dinlenme tesisi, ankara, sevgili... :D

25 Ağustos 2009 Salı

sevgili Blogger...


Sen bu yazıyı okurken ben akdeniz açıklarında yüzüyor olacağım.

Dubalardan el sallıyor, başıma güneş geçmesin diye dalıp çıkıyor olacağım. Rengi biraz açılan tenimi, yüzerken tekrar karamel kıvamına getirecek, haydi bir tur daha gidip geleyim diye kendimi zorlayacağım.

Ve ağustosun son günlerinden birini böyle, kendimce huzurlu bir şekilde geçireceğim.

Ve son olarak ben bu yaz bronzlaşmak, kendimle uzlaşmaak, yer yer yozlaşmak, uzaklaşmak istiyorum Blog :)

Denizin dibinden gelen edit: Dubalar kesmedi, su sporları da daha başlamamıştı, açıldıkça açıldım :D Açıklar daha eğlenceliymiş. Sanki akdeniz benimmiş gibi hissettim :D

Sahil ağustosun en sakin halini yaşıyordu, yalnızca 2 sıra insan doluydu. Ama çok güzeldi. Sessiz ve sakinken seviyorum ben plaj keyfini. Ama öğlene kadar sürüyor benim keyfim, dalga çıkınca pek hoşlaşmıyorum daa :)

Aaa birde yüzmeye başlamadan önce balıklama dalarım. Dalarken gözümü (gözlüksüz) açınca önümden bir balık sürüsü geçti :) Sonra kıyıda gözlükle daldım çıktım, daldım çıktım çocuklar gibi. Bir tane balığı kovaladım. Böyle beyaz kuyuğunda dikey çizgi olan bir balıktı. Ay çok şekerdi amaa :)

24 Ağustos 2009 Pazartesi

vur davulcu eline üşenme, hoppaaa...

Diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sadece şarkıda söylemesi güzel. Gıccık oluyorum çalmayı bilmeyen ramazan davulcularına. Nerde o eski davulcular. peeh...



Geçen sene bi keresinde merak ettim baktım, hiç yakışmıyor adamın eline o davul. Tesadüfen almış. Tokmak ve ekürisi (adını bilmiyorum o uzun ince sopanın) birbirinden alakasız, temposuz, duyup duyulabilecek en berbat sesleri çıkarıyor. Bu tamamen o adamın bilmemezliğinden kaynaklıyor. Emin oldum. Mani deseniz o da berbat. Ramazan davulcusu olmak için Milli Eğitim Bakanlığı sınav açsın bence. Hem iyi de para basar. Yada sertifikalı eğitim versin. Bakın size yeni yeni para kapıları buldum, değerlendirin bence.

Bu sene ilk uykumun çok derin bir evresine geldiğinden midir nedir, çok şükür uyanmadım bu sene bu sesle. Geçen seneye kadar apartman yüksekçe olduğu halde odama geliyordu sesler. Eee gecenin sessizliğinde her bi ses gelir, davul sesi mi gelmeyecek?

Gürültüyle uyanmaktan da nefret ederim. Ben ki telefonumun alarmını bile en yumuşak seslere ayarladım, gümbürtüyle uyansam çarpıntım tutar soldan soldan.

Gürültü demişken, bugün sabah üst katın ileri zekalı temizlikçisi sağolsun, temizliğe yine yatak odalarından başladı. Bir kere uykum kaçtı, bende erken olunca doktora gideyim dedim. Önemli birşey değil genel kontrol. Hani yoruluyorum filan ya hemen, tansiyonum düşüyor bilmem ne. Tahlil mahlil yapıldı. Kaçacakmış yine demir efendi, yakaladık sınırda. Ayrıca tansiyonumun normal hali düşükmüş, az tuzlu bir tüketici olduğum için. Önemli değilmiş bu durumda. Yani bomba gibiyim :) Demir ilacı kullanmak çok önemli değil artık benim için. İğne yoksa, problem yok :)

Şimdi aklıma geldi: Havai fişekler gibi ekolojik dengeye de zarar veriyor ahenksiz davul gürültüsü. Beynelmilel'deki yasaklı şarkıları çaldıkları gibi çalsalar ya :) Sessiz sessiz...

'kuşlar, çiçekler, baharı karşılama...'

23 Ağustos 2009 Pazar

bir gülsem karşıki dağlar yıkılır...

Temel birgün hapishaneye düşmüş. Kaldığı koğuştaki adamların ilginç bir özelliği varmış. Koğuştaki mahkumlar hergün birbirlerine fıkra anlatıyorlarmış. Bir süre sonra anlatılan fıkralar hep aynı olunca içlerinden biri demiş ki:

"Biz madem hep aynı fıkraları anlatıp duruyoruz, boşu boşuna fıkraları uzun uzadıya anlatmayalım. Hepsine birer numara verelim, birisi anlatıcağı zaman onun numarasını söylesin." demiş ve bu öneri herkes tarafından kabul edilmiş. Birgün yine fıkra anlatacaklarmış. İçlerinden biri çıkmış "5" demiş herkes kahkahalarla gülmeye başlamış, millet gülmekten yerlere yatmış. Daha sonra bir başkası çıkmış "35" demiş herkes yine kahkahalarla gülmeye başlamış. Daha sonra Temel'e "Bi tane de sen anlat" demişler. Temel de "154" demiş ve demesiyle millet kahkahalara boğulmuş. Koğuştakiler beş dakika boyunca gümüşler artık bir süre sonra gülmekten çatlayacak hale gelmişler. Temel merakla sormuş:

"Ne oldu niye bu kadar çok güldünüz ya? Bundan öncekilere bu kadar gülmemiştiniz."

Koğuştakiler:

"Bu fıkrayı hiç duymamıştık!"



Bende duyulmamış bir fıkra ararken bunu buldum :D Pıh! diye güldüm. İçinde olduğum duruma çok uydu.

Neyse başka birşey bulayım ben. Anlatayım mı?

Anlat demekle olmaz. Sana bir fıkra anlatayım mı ? :D




Adamın işi varmış, Ankara'ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir ses:
- Binme, bu uçak düşecek!
Dönmüş bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş. İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış:
- Uçak düştü kurtulan olmadı!
Koşmuş Haydarpaşa'ya, bilet almış, tam trene binecek, aynı ses kulağında:
- Binme bu trene, raydan çıkacak!
Dönmüş bakmış yine kimse yok, trene binmemiş, gelmiş eve, sabah gazeteyi açınca tüyleri ürpermiş:
- Tren Eskişehir'de raydan çıktı şu kadar ölü, şu kadar yaralı...
Allahına şükretmiş, koşup otobüse bilet almış, tam binerken yine o ses:
- Bu otobüse binme, freni patlayacak!
Dönmüş yine kimse yok; dayanamamış, bağırmış:
- Sen kimsin yahu?
- Ben senin iyilik meleğinim!
Adam iyice kızmış:
- Ulan evlenirken neredeydin!

21 Ağustos 2009 Cuma

ho ho hoo! ödül aldım...


Sevgili Sinirli Kelebekçim beni bu güzel ödüle layık görmüş. Teşekkür ederim canım :) Şimdi şunları yapıcam;

1)Sizi ödüllendirene teşekkür edin.

2)Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.

3)Ödülün logosunu yayınlayın

4)7 yaratıcı blogeri ödüllendirin.

5)Bu 7 bloğun linklerini yayınlayın.

6)Ödellendirdiklerinizi bundan haberdar edin.

7)Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.

Leydiis en centılmını :) bu ödüller şimdi kimlere gidiyor bir bakalım;

Kutu

Görkem

Damlo

Tibetin Anneciği

Merve

Merbe

PrimaRima

Heppinizi bu güzel ödüle layık görüyorum. Daha da gördüklerim vardı ama 7 kişiyle sınırlıydı malesef.

Şimdi gelelim Pinky hakkındaki 7 eksantrik bilgiye...

1- İki sene önce antidepresan yüzünden iki haftada 4 kilo verip, iki ayda 8 kilo aldım. Ve bu yaz nihayet 5 kilosunu verdim. Umarım devam eder bu verme işi :)

2- Mesela bir cips açtık ya hep kırıntılarını yerim, kırılmayanları tabakta düzgün duruyor diye.

3- Sayfa kapatma alışkanlığım vardır. Yanlışlıkla :) gider çarpılara basarım. Mesela bir Explorer sayfasında işim bitti ya hemen kapatır, başka bir işlem için temiz bir sayfa açarım. Biraz yendim ama hala çok dalgınsam yapıyorum galiba :)

4- Yediğim ıvır zıvırın paketlerini ip gibi düzgünce kıvırıp kıvırıp düğüm atar bağlarım küçücük kalıncaya kadar, sonra çöpe atarım. Buruşturunca açılır ya o paket, çöpte lüzumsuz yer kaplar filan, bunu engellemeye çalışıyorum :) Manyak mıyım neyim?

5- Kötü şeyleri yaşamamış gibi farzeder hafızamdan öyle bir silerim ki hatırlamaya çalışıp hatırlamayınca kendime bile şaşırırım. Ama aslında silmediğimi, sadece hafızamın gerilerine attığımı rüyalarıma girince anlarım.

6- Mağazalarda bütün askılar elimde kalır ürün yere düşer :) Bunu sakarlık diye tabir edenler oldu, kendilerine çok güzel bir laf edip içimden, 'hayır bu sakarlık değil' dedim, giysiler iyi asılmıyor. O laf eden bilirkişiler yoklar artık çok şükür hayatımda.

7- Denize girip, duşumu aldıktan sonra suyum iyice süzülmeden havluya oturmam. Islak havludan nefret ederim bir de suyu çekmeyen çok yumuşak havlulardan. Havlu takıntım varmış demekki :)

Evet evet çizgilere basmadan da yürürdüm ama artık geçti :)

20 Ağustos 2009 Perşembe

aklımın ipinin ucu da kaçmış...

Bir uzanmak istiyorum, bir hoplayıp zıplamak...

Bir yemek yemek istiyorum, bir yememek...

Buz dolabını bir açıyorum, bir kapıyorum...

Bilgisayarın başına bir geçiyorum, sonra vazgeçip kalkıyorum...

Bir öyleyim, bir böyle...

Merkür yine gerilemede misin sen anacım? Değil misin? iyi pek bi sevindim..

Yine demir eksikliği mi başladı ne yaptıysa, hiç enerji bulamıyorum kendimede. Balık gibi bakıyorum.

Bir gözüm kalk gidelim diyor, diğeri... :P

Aklımın ipinin ucunun kaçmış olması olasılık dahilinde. Nereden mi anladım. Ekrana boş bakıyorum, belgelerimin arasında kayboluyorum, tamamen alakasız dosyalar açıyorum, ben napıyorum? Ben çok yanlışlıkla yanlış dosyalara tıklarım aceleci tavrımdan ama bu sefer farklı, kendimi bilmeden kayboluyorum :)

Aaa yarın ramazamış. Hoşgelmiş. Ben oruç tutamıyorum ama. Ama, ama sanki kışa yakışıyor ramazan. Bu yaz devam edebilir anlamına mı geliyor? Çünkü hava 47 dereceydi bugün. Neyse...





Foto: Resmin üzerinde yazdığı üzere buradan alınmıştır.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

pembe tarak toka...



Bu toka taptaze...

Yeni çıktı fırından. Önce diğer yaptıklarımı gösterecektim ama bunu bitirince hemen göstermek istedim.

Yaparken fotoğraflarını da çektim. Damlo nasıl yaptığımı anlatmamı istemişti. Şimdi anlatıyorum :)

*Efendim şimdi yukarıda görmüş olduğunuz malzemeleri bir araya topladım.
*Önce dantel güpürünü 1,5 cm kıvıra kıvıra, tarağın ebatlarında diktim.
*Sonra üstüne ipek kurdelayı silikonla yapıştırdım.
*Sonra da boncuklarını diktim.
*En nihayetinde de oluşan parçayı tarağımıza silikonla yapıştırdım.

Ve bitti. Güle güle kullanayım :)

18 Ağustos 2009 Salı

günün komiği...




Kitap siparişi vereceğim, elim hep Türk yazarlara, onların yazdıkları Osmanlı'yı anlatan romanlara kayıyor. Sonra aklıma bu karikatür geldi. Çok güldüm... :)

17 Ağustos 2009 Pazartesi

orada neler oluyor...

Şimdi benim odanın üstünde her gece 12'den sonra eşyaların yerlerini değiştiriyorlar. Bu olay bu gece 00:20' de yaşandı. Bu erken olmuş hali. Normalde 01:15 - 03:00 arası oluyor taşınmalar, sürüklenmeler her neyse... Ne yaptıklarını çözemedim. Ama gayet ağır bir eşyanın, odanın bir ucundan diğer ucuna sürüklendiği aşikar. Yapanlar 60 yaşın üstünde bir çift karı-koca. Söyledik, rica ettik yine aynı. Kaç senelik komşu, birde yaşları ilerlemiş, çocuk değiller, çok yüz göz de olunmuyor. İyi insanlar özlerinde ama bu da neyin nesi canım. Yani diyeceğim o ki; Allahım madem yarattın takip et!!!




Yarın sabahın köründe de yapılı temizlikçileri gelecek. Zırıl zırıl süpürgeyi çalıştıracak, yaldır yaldır, topuklarına basaa basa koşturacak. Sabır diliyorum kendümüze.

Kendilerine pek birşey diyemediğimden size şikayet ediyorum :) Valla kendileri kaşındılar, iyice afişe oldular. Ekşi'ye de yazdım. Ohh olsun... Çok sinirlendirirlerse isimlerini, adreslerini de açıklayacağım. Kaç yaşından sonra rezil olacaklar. Anlatsınlar bakalım ne yapıyorlar o eşyaları gecenin bir yarısı :)

16 Ağustos 2009 Pazar

bana bir mim lazım, o da bu pazar lazım...

Bugün ne yazsam diye düşünüyordum. Görkemcim beni mimledi, süper oldu :)


neden blog yazarsınız?
-Birkaç senedir sadece blog okuyucusuydum. Sonra içimde bir blog yazma hevesi oluştu. Öyle başladı işte bende anlayamadım. Sanırım yaptıklarımı paylaşmak için yazıyorum. Kendime ait sanal bir dünyamın olması da hoşuma gidiyor.

son zamanlarda vakit ayıramadığınız bir uğraş?
- Örgü örmek, ders çalışmak, pilates yapmak. Bunların hepsi sıcaktan yapılamıyor :)

hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz 3 şey?
- İyi ki o fotoğrafı çektirmişim.
- iyi ki abla olmuşum.
- İyi ki Antalya'da doğmuşum.

mutfakta en sevdiğiniz uğraş?
- Kurabiye, kek, sütlü tatlı ve güllaç yapmak. Yemek yapmaktan daha güzel bunları yapmak.

en sevdiğiniz üç yemek?
- Mercimek çorbası, zeytinyağlı barbunya, biber dolması.

giyim konusunda abarttığınız eşya?
- Şimdi baktım da dolabıma, bana hiç abartmışım gibi gelmedi :) İllaki vardır birşey derseniz, elbise diyeyim. Bir sürü elbise sahibi oldum geçen seneden beri. Uzun olanlar çoğunlukta.

çocuklarınıza nasıl hitab edersiniz?
-Başka çocuklara bebişim, tontişim, tombişim derim. Kendi çocuğum olduğunda onlara da böyle derim gibi geliyor.

sizi anlatan bi resim?



Vee buradan Sinirli Kelebek ve Merbe'yi mimliyorum :)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

kulaklarımın bayramı...

Bugün bu şarkının mayışık havasındayım.

Ne de güzel şarkıların var senin Beirut...

Çok sevdim bu şarkıları, bu grubu...

Hani daha önce şu şarkısını koymuştum ya bir yazıma;

Prenzlauerberg


Şimdi de bu şarkısını iftiharla sunuyorum...



***İyi ki farketmişsin Tatlım bu şarkıları. Kulaklarım bayram etti vallahi... :)

14 Ağustos 2009 Cuma

sen henüz açmamış bir çiçeksin, içimde bir meltem sıcak bir nefessin...




Bu kadehleri 'evet' dedikten sonraki o mutlu anınızda tokuştururken, bence şu şarkıyı dinlemeniz lazım...


Kıraç - Çeşminaz


***Bardak aksesuarlarına gelecek olursak,çok şirinler ama benim değiller. Yakında evlenecek komşumuz internetten sipariş vermiş. Daha önce bende görmüştüm ama şu anda bu şarkının sarhoşluğu içinde olduğumdan mütevellit bulamıyorum o siteyi :) Yapımı çok basit görünüyor. Yaparım ben bunu ama şu aralar değil. Daha vakit var :)

13 Ağustos 2009 Perşembe

günün komiği...



Çok severim ben ördekleri, kazları...

Ama kaz tüyü yastık sevmem mesela. İsterse %100 gıdık türü olsun yine yatamam. Kafam gömülüyor içine yahu hiç sağlıklı değil. En iyi ortopedik yastıklar. Boynum tutulmadan uyanıyorum güzelce.
Ben karşıyım galiba kazların tüylerinin yolunmasına. Şimdi farkettim. Hani eceliyle ölüpte yoluyorlarsa belki sorun olmaz ama sırf tüy için kaz yetiştirilirmi yaa :( Üzüldüm bak şimdi. Ben çok severim ya kuşgilleri, küçüklüğümden beri gittiğim Kuğulu Park'ta (artık hep ördek var ama) hep fotoğraflarım vardır. Yani ben Kuğulu Park derdim oraya :) Kuğular da vardı eskiden. Antalya'da bu yer, Ankara'dakiyle alakası yok yani.

Yine giderim, yem atarım, elimden yediririm, fotoğraflarını çekerim. Çok sevimlidirler. Kafalarını suyun altına saklarlar :) Beyaz kuyrukları havada kalır :D 5 kilo çikolata yemiş kadar mutlu olurum onları görünce. Aaa durun fotoğraflarını da koyayım;




İnci gibi dizilmişler :)

Bebiş ördekleri haziran ayı gelince satmaya başlıyorlar yollarda. Hep istiyorum bir yavru ördeğim olsun, balkonda havuzda yüzsün, büyüyünce ben onu o parka emanet edeyim. Ama izin vermiyorlar be blog :(

Ben de gidip parklarda seviyorum. Ama birgün ördeğim olacak biliyorum, hemde birsürü...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

televizyonda ilk kez...

Bugün Kanal D'de arka arkaya iki film birden var. İkisi de tv'de ilk kez.

İlk önce saat 20:30'da 2008 yapımı Hayalet Sevgili filmi var. Romantik-Komedi tadında bir film. Çok severim :) Başrollerinde Eva Longoria Parker, Paul Rudd, Lake Bell ve Jason Biggs oynuyor.



Hemen ardından saat 22:30'da ise Gölge Oyunu adlı film var. Harvey Keitel, Joshua Jackson, Claire Forlani ve Armando Pucci oynuyor. Film biraz İtalya'da geçiyor gibi geldi. Bayılırım italya manzaralı filmlere :)




Haydi bakalım film severler ekran başına toplaşalım. Herkese iyi seyirler :)

indirim istiyorum....

Accessorize her yerde girdi indirime, Antalya'da giremedi. Satışları süper mi gidiyor nedir anlayamadım. Ben Ankara'dan gelmeden önce Ankamall'deki mağaza indirimi %70 yapmıştı. İyi ki oradan almışım birkaç şey :) Şimdi gözümü başka şeylere diktim çünkü :)

Önce aldığım kolye ve cüzdanı göstereyim;













Bunlar da gözümün önünde uçuşanlar :)

Kafesteki mavi kuşa bayıldım...



Matruşka küpelerde çok güzel. Çapalı küpelerde. Ayh! hepiniz çok güzelsiniz. :)

Şimdi bir güzellik yap Accessorize ve indirime gir. Ayıp oluyor ama, herkes indirimi bitirdi bir sen kaldın indirime giremeyen. Yapabilirsin, haydi...

Çok geç kaldın ama olsun, affedebilirim :)

11 Ağustos 2009 Salı

beyaz tarak tokam...

Ben ne yaptım bak bakalım blog. Sevgili Merve'nin o güzel tokalarından ilham aldım ve bir tarak yaptım kendime. Bakalım beğenecek misiniz?

gözlerim acıdı...

Resimlere bakarken hep sende takılıyorum. Videolarını seyrediyorum. Bonibon kapağıyla yaptığın oyunlara bakıyorum. Annemin örgü şişiyle oynamana bakıyorum. Artık yaptığın komikliklere gülemiyorum.

Bazı geceler yatmadan önce konuşmalarını dinliyorum telefonumdan. Ne de güzel 'bebişim' diyordun sen... Sonra uzata uzata ismimi söylüyordun.. :..(

Bir hafta sonra sen uçalı bir yıl olacak tatlı kuşum, Şeker'im benim. Çok özledim seni bebişim...



Yine uçup gelsen parmağıma. Ağlatmasan beni...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

bilinçaltımın kötü oyunları...

Rüyalarım gittikçe garipleşiyor yine blog. Hele bir tanesi var dizi film gibi :)

Şimdi benim bir rüyam var, haftada bir kaç bölüm izliyorum ben bunu. Bir alışveriş merkezi var ama süper kocaman. Yeni açılıyor,4-5 katlı, içinde envai çeşit mağaza var. Hangi mağazayı seviyorsam hepsi var. Bir D&R var evlere şenlik, çıkmıyorum hiç içinden. Kalemler, defterler hepsi süslü süslü. Bir rüyamda oradayım, bir rüyamda ucuzcu bir aksesuarcıda. Ay bir kolyeler var anlatamam. Hemde çok ucuza. %80 indirime girmiş 3-5 lira ne alırsan. Bir de çantaları var süper süper... Sonra başka bir bölümde İnditex'in bütün mağazaları toplanmış kocaman bir alana. Elbiseler, t-shirtler pırıl pırıl tezgahlarda. Gözlerim kamaşıyor, hangi tezgaha elimi uzatacağımı şaşırıyorum. :) Bu böyle devam ediyor. Her rüyamda yine oraya gidiyorum illaki. Şimdi sevgilim bunu okursa alışveriş canavarı diyecek bana ama vallahi değiliim. Sadece rüyamda böyle gözüm dönüyor :)


Başka bir rüyam fantastik bir kaçış öyküsünü anlatıyor. Şimdi ben Ankara'dayım. Rüyalarımda hep Ankara'da yanlış otobüse binip kaybolurum genelde. Sevgilimin evine gitmeye çalışırım her seferinde. Neyse yine bir bölümünde ben otobüsün numarasının son sayısını yanlış görüp yanlış bir yere gitmişim. Koştur koştur eve varmaya çalışıyorum. Ayakkabıma bir haller oluyor. Birden yok oluyor... Sonra orada bir ayakkabıcıya giriyorum. Tarzım olmayan şeyler satıyor ama almam lazım mecburen. Bir şey beğeniyorum tam kutuyu elime alırken parmağımı kesiyor. Parmağımdan bir damla kan akarken bu satıcı kızın dikkatini çekiyor. Kız tam beni kovalayacakken ben kaçmaya başlıyorum. Sanırım klima kapanmış terlemişim :) Kız vampirdi sanırım :) İşte böyle neyse ki uyandım bu rüyadan. Çıplak ayakla koşa koşa gidilecek gibi değildi yani.

Bir de bu sabah çok gerçekçi bir rüyayla uyandım ağlayarak. Ondan hiç bahsetmeyeyim. Her korkulu rüyamda yaptığım gibi annemin yanına gittim yattım. Bi tek o rahatlatıyor beni.

Bunlar bilinçaltımın bana kötü oyunları kesinlikle. Hep alışveriş merkezinde kitaplara baksam, elbise denesem keşke :)

Rüya deyince aklıma şu güzel şarkı geldi koymadan edemeyeceğim. Güzel rüyalarla kalın...

aman ben yandım, yandım, yandım, yandım, yandıım...



'Ayh sıcaktan yandım ne edeyim
Tatlı birşey olsa da yiyeyim
Ama bu sıcakta ben tatlıyla nasıl serinleyeyim?
En güzeli bir kilo dondurma yiyeyim '


demiş şair Pinky :) Ne de güzel ifade etmiş yazın dondurmaya olan aşkını.

Gitmiş bir güzel dondurmalıklar almış Migros'tan. Hemde tanesi 2,95'e...

Hem külah şeklinde, hem de çok tatlı renklerde...

Sonra oturmuş ailecek dondurma yemişleeer...

Bu masalda burada mutlu sonla bitmiiiş :)

Onlar ermiş muratlarına, biz çıkalım alışverişe...

Gökten üç top dondurma düşmüş, serinlemek isteyenlerin başına...

8 Ağustos 2009 Cumartesi

meraklı kalabalık...

Çok meraklıydı bu seferki kalabalık. Red Bull Cliff Diving'den bahsediyorum. Akın akın, çoluk - çocuk, bebek, yaşlı herkes gelmişti. Tam bir meraklı kalabalık. Bende bir falez kayalığı buldum, zoraki çıktım üstüne ve fotoğraf makinesini yukarı kaldırarak ve pek fazla göremeyerek çektim birşeyler :) Kavgalar, itişmeler filan derken rezillikti seyirci alanı. Yata binip denizden seyretmediğime çok pişman oldum. Neyse görebildiğim kadarıyla çok güzel atlayışlar oldu. Cesaretlerinden dolayı hayran kaldım hepsine.

Yarışmada Rus sporcu Artem Silchenko birinci, Kolombiyalı Orlando Duque bu sefer ikinci ve İngiliz Gary Hunt üçüncü ol-muş. Sonuna kadar dayanamadım malesef o hengamenin içinde. Malum yaz. Herkes terli. Anladınız siz benim ne demek istediğimi. Hava da bir nemliydi anlatamam. Üstümüzden helikopter geçmese hava silkülasyonuda olmayacaktı.

Şimdi fotoğrafları koyacağım ama sporcuların isimleri sırasıyla yazamadığım için kusura bakmayın. Resimdekiler kimdir tam bilmiyorum. Zaten çok uzaktım zoomlayıp çektim. Görsem hepsini tanımam. :)





Türkiye'nin en büyük eğlence gemisi Starcraft'ın tıklım tıkış hali.

El sallanan helikopter.

Muhtemelen yatlardan başka birşey göremeyen topluluk.

















Yine gelin oldu mu? Valla çekinmeyin, kendi faleziniz gibi atlayın :)

not: O yatların, teknelerin içinden suya atlayıp, yüzerek atlayanları seyreyleyenlerde vardı. Çok imrendim. Çatladım çat! diye :)

falezlere yaklaşmak tehlikeli ve yasaktır!..

Bu başlığa konan uyarı genelde parklarda falez kenarlarında yazardı eskiden. Şimdilerde çok gözüme çarpmıyor. Gerçekten çok tehlikeli yaklaşmak. Ama bugün üstünden atlayacaklar bile. Red Bull Cliff Diving Series 2009'un 5. etabı bugün 16:30'da burada yani Antalya'da yapılıyor.



Heyecanla beklediğim gün nihayet geldi çattı. Son hazırlıkları yapıyorum. Gideceğim, atlayanları göreceğim, alkışlayacağım, birkaç da fotoğraf çekip geleceğim. 12 tane sporcu yarışacakmış. 26 metreden suya atlayacaklarmış ve atlarken hızları 2,5 saniyede 90km hıza çıkıyormuş. amaniiin...

Falezlerden aşağıya bakınca, o turkuaz suya hep atlayasım gelir ama ben o kadar gözü kadar değilim, sporcu hiç değilim :) Bırakalım da sporcular yapsın. Pinky'nin kafası, gözü sağlam kalsın :)

Siz de atlamak isterseniz ama atalamaya korkarsanız Pinky gibi şu oyunu oynayıp, eğlenebilirsiniz blogcanlarım.

Haydi bakalım Pinky uçar, kaçar...

yolunu kaybetmiş bebek baykuş...

Kendisi sadece gece geldiği için fotoğraflayamıyoruz. Bir de zaten her baykuş gibi kulakları aşırı hassas olduğu içun, hemen kaçıyor. 4-5 aydır bu çevrede dolaşıyor. Hayır, ormanlık biryer de değil ki burası. Ağaç bile yok doğru düzgün etrafta. Yolunu kaybetmiş geziyor deli divane. Şehirli baykuş oldu.

Etsy'den.

Bir de 'cıyykhh cıykkhh' diye acı acı ötmese. :( Önceleri yavru köpekler var, onlar ağlıyor zannettik. Üzüldük. Sonra tam bizim karşı apartmanın panjuruna kondu. Balkonun ışığını açınca kaçtı. Sonra bir kerede gündüz gözüyle gördüm. O bana baktı, ben ona. Çok iri değil. Yavru olduğu belli. Ama delici bakıyor. Korktum, kapının arkasına sığındım :)

Bu da Etsy'den.

Birkaç haftadır sesi gelmiyordu. Gitti sanmıştım, yanılmışım. Şimdi yine geldi karşı apartmana. Uğursuz diye inanılır bazı yerlerde ama bir uğursuzluğunu görmedik. Göz göze gelmemeye dikkat ediyorum. Yırtıcı hayvan sonuçta. Gelir saçımı başımı yolar vay efendim sen beni niye anlatıyorsun orada burada diye. Korkarım yani :)

Ve bu da Etsy'den. :)

Daha neler neler var. Hepsinde aklım kaldı. Meğer ne şeker bir hayvancıkmış bu Baykuş..

7 Ağustos 2009 Cuma

düğüne giden oynar...

-sizin oralarda düğünlerde ne tür müzikler çalıyor?

+bak şöyle bir şey var. dın dındın dın dın dırırın drırırın dın dın

-ne bu? biryerden tanıdık geliyor.dın dırın dın dın dırın
sil gözünün yalnızlıklarını, o an fısılda duvarlara adımı. Bu mu çalıyor?
Emin misin?

+evet ne sandın sen :)

-çok avrupai :)


oynanmaz mı? oynayasın varsa bununla da oynarsın dimi ama :)



pıtır pıtır evleniyorlar...

Şu iki senedir gitmediğim düğün, göbek atmadığım kına gecesi kalmadı. Hep yaşıtlarım, çocukluk arkadaşlarım evleniyor. Hem de pıtır pıtır... Ne oluyor anlayamadım. Ben daha annemden ayrılmayı bile düşünemezken, onlar nasıl bu kadar hızlı evleniyorlar çözemiyorum. Benden küçük olup evlenenler de var. Daha üniversiteye gidiyor birtanesi. Nasıl bir aceledir bu? Ben mi çok anasının kuzusu oldum, ne yaptım?



Neyse daha 2 gün önce bir kına gecesindeydik. Kına olayından da hiç haz etmem. Ben ilgilenmiyorum ama o sektör de bayağı bir gelişmiş geçen seneden bu seneye. Kına şekilli yansın diye şablonlar yapmışlar filan. Şekilli de olsa yakamam ben. Ama kınaya çağır 'kına yakılırken oyna tepemde' de oynarım. Çok da içli Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar'ı söylerim :p Onlar seviyor yapıyor bizde arkadaş hatırına oynuyoruz, gülüyoruz, eğleniyoruz. Ben sevmiyorum diye onlarda mı yapasın. Hiç...

Genelde oynayan ben olurum gelinle. Ne hikmetse sahnenin ortasında kendimi gelinle buluyorum hep. Arkadaş dedim ya, oynamasan ayıp olur. Genelde de kimse bilmez oynamayı o anda, gelinle eğlenen ben olurum. Gelinlerden çok yoruluyorum vallahi.

Yanımda usül erkan bilen bir halaybaşı varsa sağ kolu olurum. Folklorik oynayamam. Belli bir yörenin insanı olamadığım için bilmem öyle şeyleri. Geçen sene bir horon öğrendim onu da unuttum zaten. Genel düğün müziklerini de pek sevmem zaten. Çal Hadi Hadi'yi oynayayım da, ne anlarım kasap havasından... Yapabileceğim en fazla bir sağa, bir sola iki parmak şaklatma. Çekirgeymiş, bulguru kaynatırlarmış, güvercin uçmuş kaçmış, gaydırıgubbak cemile varmış. Ha bir de manda yuva yapmış. Nasıl bir söz-müziktir bunlar yaa :) Otelde de aynıı, düğün salonunda da aynı şarkılar çalıyor. Çalmayan üç düğün gördüm diyeceğim ama onlarda çaldı arada 3-4 tane illaki. Değişmez heralde bir 20 yıl daha bunlar :)

Neyse işte teek tek evleniyorlar. Gidiyoruz, oynuyoruz ve geliyoruz bizde. Neşelerine ortak oluyoruz. Bu gece de oynayayım da azıcık kalori yakayım bari :) ne yapayım. Gelinler de yalnız kalmasınlar :D Mutlumuyum, mutluyum onların adına. Allah cümlesini mesut etsin. İsterim ki her biri çoook mutlu olsunlar.

6 Ağustos 2009 Perşembe

çitlorum, çitlorsun, çitlor...

Çitliyo çıktığından beri çitleme alışkanlığıma geri döndüm. Ama Çitliyo Taco'yla... Onun o hafif acı biber tadı çok hoşuma gidiyor. Parmaklarımda turuncu izler bırakması da. Aynı güneşin batışı gibi..



Bu güneşin batışını ben çektim. Fotoğraftaki el de benim elim. Biraz büyük çıkmış ama ellerim normaldir yani :) Hatta hiç kimsenin yağmurun bile böyle normal elleri yoktur :) Mutfağın duvarına düşen turuncu gölgeyle oynadım birazcık da. Eskiden elektrikler gidince yaptığım gibi :)

Bu da en sevdiğim Çitliyo reklamı. Valla reklam almadım, gerçekten çok hoşuma gidiyor. Bakın, psikolojiniz bozulmadı :D

uykudan önce biraz kahkaha...

Kardeşim iş yerinde değilse, uyumadan bir Cem Yılmaz seyrediyor. Dolayısıyla bende...



Uykudan önce süper geliyor. Gülüp gülüp rahatlıyorum :) Hiç sıkılmıyorum. Her izleyişimde, sanki ilk defa izliyormuş gibi gülüyorum.



En çok askerlik anılarını seviyorum. En dinlenesi askerlik anıları Cem Yılmaz'da.



Ha bir de belfıtığı anılarına kopuyorum. Hoohoho :) Şu anda yazarken bile gülüyorum. Hemşirenin biriyle konuşuyor. :D Kesinlikle tavsiye ederim. Ama uykudan önce...