30 Eylül 2009 Çarşamba

bana mutluluğun resmini çizebilir misin blog?...



Mutluluk;

Çok büyük streslerden sonra kocaman bir 'ohh' değil midir?

Ve hemen ardından gelen kocaman bir gülücük...

32 dişini göstererek sırıtmak...

Sağlığının ve huzurunun yerinde olması...

Kalbinin orta yerine bir gökkuşağı doğması...

Ve herşey için şükretmektir hayata...



28 Eylül 2009 Pazartesi

organize işler bunlar, düğünü bekler bunlar...

Apartmanımızdaki bitmek tükenmek bilmeyen kız nüfusdan nihayet bir fire daha vereceğiz. Bununla birlikte bu sene evlendirdiğimiz kız sayısı üç olacak. Bir apartmanda herkes kız mı doğurur arkadaş? Küçük bir Rusya gibi :)

Hal böyle olunca abiye elbise koleksiyonumdaki herşeyi giymiştim. Bu sefer yeni birşeyler almalıydım. Ve gittim bir elbise ve bir ayakkabı aldım.


İlk defa böyle desenli ve bu renkte bir kıyafetim oldu. Ne kadar pembeci olsam da abiyelerimin (biri hariç) hepsi siyahtır ve desensizdir. Ama bu deseni görünce pek bir kanım ısındı kendisine :)



Elbiseyi Polo Garage'dan %70 indirimle 40 liraya aldım. İlk fiyatı 170 liraymış. Pek bir sevindirici :)

Ayakkabıyıysa %50 indirimle Ayakkabacı'dan 80 liraya aldım. Topuklu ayakkabılarımın da hepsi siyahtı. Bu krem rengi çok makbule geçti :)

İşte böylece bir düğüne daha ramak kaldı. Komşular cephesinde bütün hazırlıklar tamam :)

Şimdi maestro çal oradan bir 'yanayım yanayım' ;

26 Eylül 2009 Cumartesi

totosunun kıymetini bilenlere...

Efendim taa yazın Ankara'dayken bir tuvalet kağıdı gördüm, şok oldum. Bir tuvalet kağıdının neyi şok eder diye düşünmeyin resme bakın. Şaşı bakın şaşırın...



Benim beğendiğim Pembe olanı tabiki ama siz keyfinize göre mavisini, yeşilini, turuncusunu, siyahını yada kırmızısını alabilirsiniz.

Tamamen organik, 3 katlı ve bir kutuda yalnızca 3 tane olan bu Renova marka ürünün fiyatı sadece 21,50 lira. Mudo'da bulabilirsiniz. Ayrıca internetten de sipariş verebilirsiniz. Ayın 28'ine kadar tüm kargolar (mobilya hariç) ücretsizmiş. Benden duyurması. Tuvalet kağıdı ihtiyacınız varsa kaçırmayın derim ben, bizzat, kendim :)

Bu ulvi görevide yerine getirdikten sonra uyuyabilirim. Kaç aydır yatarken aklıma geliyor, kalkıp yazmaya üşeniyordum. Bu gece yazdım, rahatladım.

24 Eylül 2009 Perşembe

gül gül gülügülülerine, bakaar bakar bakar dururum...

Hasta, doktora derdini anlattı:

"Sabahları bir türlü yataktan kalkamıyorum. Canım hiç çalışmak istemiyor."

"Şikayetiniz bunlar mı?"

"Evet."

"Bunun adı, tembellik. Bir hastalık değil yani..."

"Biliyorum, doktor. Ama patronuma hastayım diyebilmek için bunun Latince bir adı yok mu?"


Çok severim bende hastalıklarımın latince adlarını söylemeyi :) Daha havalı oluyor. Birde ben daha panik atak olduğumu bilmezken, çarpıntı kelimesini yasaklamıştı kardeşim. Anlamasın diye taşikardi derdik. O geldi aklıma birden.

Teyzemin ultra antika, tırım tırım çalışan laptopundayım şu anda. Tuş takımı bile çalışmıyor.Ek klavye takıyoruz. Arada pıss, fıss sesler çıkarıyor, hava üflüyor filan :) Ama klavyeyi kucağa alıp, yandan yandan ekrana bakıp yazmakta ayrı bir keyifliymiş yani. Taş devri işi :)

Kumanda panelinde takılırken (kumanda panelide acayip havalı, kendimi uzay gemisi kaptanı gibi hissediyorum), taslağımda bir fıkra farkettim. Geçmiş zaman koymuşum buraya. Yayınlamamışım, bugüne kısmetmiş. İyi oldu güldük :)

21 Eylül 2009 Pazartesi

evdeki bıyıklı yabancı...



Sevgili Stil Direktörü'nün şu postunu görünce aklıma yaşadığım şey geldi, hemen göstereyim dedim.

Pinky kafasını Penguen'ine gömmüştü. Annesi odaya girdi;

mamişka: Hiii...
Pinky: Noldu anne?
mamişka: Ayyy adam eve geldi zannettim. O nasıl kapak resmi.
Pinky: Kihkihkih.. kakara kikiri :D

Annem daha fazla şoka girmeden kafamdan dergiyi indirdim :) Sonra bu olayı unutup annemi aynı şekilde gördüm. Ne hissettiğini çok iyi anladım. Anladım ki evde yabancı birini görmek korkutuyormuş. Yoksa bu skecin ana fikri bu değil miydi? :D

20 Eylül 2009 Pazar

dudullu times...



Pinky annesi, teyzesi ve kardeşiyle büyük teyzesine sabahın köründe bayram ziyaretine giderken görüldü. Mikrofonlarımızı burnunun dibine sokup 'Nereye böyle gran tuvalet Pinky Hanım?' diyince mikrofonumuzun ucundaki mavi süngeri kopararak basına saldırdı. Neymiş efendim, sünger neden pembe değil de maviymiş. Utanmıyor muymuşuz kendisine pembe olmayan bir mikrofonla yaklaşmaya bilmem ne.

Pinky'nin büyük teyzesi dün su böreği yaparken görüldü. Kızı gelmiş, kız kardeşleri ve yeğenleri kahvaltıya gelecekmiş, çok mutluymuş. Mikrofonlarımızı kendisine uzattığımızda 'Çok da güzel mantı yaparım, baklava açarım cevabını aldık.' Yarın bir mani, bir Pinky çıkmazsa, biz de kendisine bayram ziyaretine gitmeyi düşünüyoruz.

Pinky ne bayramlık giysem diye düşünürken eski bayramları hatırladı. Sandalyeye itinayla dizdiği bayramlıklarını hatırlayıp pek bir içlendi. O içlenince biz yanına koştuk tabiki. Kameramızın ışığını suratına suratına yakınca birden sinirlendi.

Flaş Flaş Flaş! Basına hain saldırı! Pinky kameralarımızı kırdı. Vay efendim neymiş, kendisini ağlarken, makyajı akarken yakalamaya çalışıyormuşuz. Neden ağlasınmış. Sadece 'nerede o eski bayramlar' demişmiş. Bilmem neymiş.

Kırılan kameramızın ses kaydı hala çalışırken pembe bir sünger bulup mikrofonun ucuna taktık ve mikrofonu Pinky'e uzattık. 'Herkese İyi Bayramlar' dedi. Daha fazla saldırmamasının sebebini sorduğumuzda ise 'Bayramdayız, şiddetin dozajını düşürdüm' dedi. Fikrini değiştirmesinden korkarak, yanından koşaradım uzaklaştık.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Yves Rocher yolları dar daaar, bana bakma benim yarim var...



Pinky kot alacağım diye evden çıktı, allık ve parfüm aldı geldi. İstediği gibi kot bulamadı çok bedbaht oldu. Kotlar ya çok bol paçaydı, ya çok şalvardı ya da çok dar paça olup Pinky'nin bileğinin üstünde kalıyordu. Bir-iki sızlandı kendi kendine. Olmadı çıktı Zara'dan. Vurdu kendini Yves Rocher yollarına.

Makyaj malzemelerinde indirim varmış. Allıklarda da %20 indirim varmış. Ayın 29'u son günmüş. Pinky'nin de allığı bitmeye yüz tutmuşmuş. Alıvermiş bi adet. Hem istediği gibi matmış, hem de şeftali tonuymuş. Fiyatıda 24 küsürmüş.

Sonra burnuna güzel kokular gelmiş. Kendini vanilyalı güzel ürünlerin içine atmış. Bir tane çantada taşımalık küçük boy vanilyalı parfüm almış. Sıkmış, koklamış, miss demiş. 20 ml fiyatı 14,80 imiş.

İçinden evreşe yolları dar daaar türküsünü söyleyerek bayramlık çikolata almaya yönelmiş. Çikolata cümbüşünü görünce hepsinden almak istemiş. Gariptir canı çikolata istememiş. Bu diyet beynindeki çikolata istek merkezini köreltmiş. Olursa yiyormuş azıcık ama artık canı çok nadir çikolata istiyormuş. Üzülsün müymüş, sevinsin miymiş bilememiş şimdi :)

Evreşe Yolları Dar;

18 Eylül 2009 Cuma

Ankara'dan abim gelmiş, evde bir bayram havası...

Annem babam beni çok severmiiş...

Ankara'dan abim değil teyzem geldi. Kendisi 2. defa babaanne olmanın mutluluğunu yaşıyor. Ankara dolaylarından 2. defa teyze oldu bu Pinky. 2 tane kız yeğenim var artık. Yazın hani bize bir Miniş tatile gelmişti ya, işte onun kardeşi oldu. Miniş abla oldu. Miniş bana abla diyor neyse ki, teyze değilim 3. kere :)

Neyse dağıttım konuyu. Teyzem Ankara'dan evine geldi. İzmir'deki teyzemde bayram için buraya geldi. Bizimkisi tam bayram oldu artık. Bu bayram yalnızız diye düşünüp kime gidicez derken, bayram sürprizlerle bize geldi :)


15 Eylül 2009 Salı

bunu diyen kuş olamaz...

Tanıştırayım efendim. Bu Alican. Ceviz, badem gibi bilumum kabuklu yemişlerden hoşlanıyor. Ayağına aldığı cevizi çenesiyle parçalayıp kırıyor. Sonra elinde bir kase tutuyor gibi içindeki cevizleri löp löp mideye indiriyor. İlk defa bir papağanı ceviz yerken gördüm, evet :)



Alican'la Şekerciğimi almaya gittiğim kuşcuda tanışmıştım. Sahibinin çocuğu gibi. Satılık değil. Dükkanı itinayla bekliyor. Sahibi dükkanda değilken içeri girdiyseniz vay halinize. Dali dili havalı korna gibi mübarek. Ötüyor da ötüyor :) Aslında ötmek denemez, bağırıyor ciyak ciyak. Büyükce de bir kuş. Şu resmi çektirirken arkamda bir gözüm olmadığı için çok tedirgin oldum :)



Aramızda enteresan da bir konuşma geçti. Anlatmazsam olmaz. Sahibi bile şaşırdı. Herkese anlatıyormuş bu ilginç diyaloğu.

Pinky:(ürkekçe yanına yaklaşarak) Adın ne senin bakiim.
Sahibi: Alican. (kuş cevap vermeyince sahibi söyledi tabi) Konuşsana ablayla Alican.
Pinky: Alican sen konuşabiliyor musun?
Alican: I-ıh.

Ve bana arkasını döner.
Anlayarak mı cevap verdi gerçekten? Kesin anladı, insan gibi cevap verdi. Bir de arkasına çok manidar bir çekilde döndü :) Nasıl bir tavırdı o öyle insan gibi Alican.

Biraz sinirliymiş o gün sahibine sanırım. Dışarı mı çıkmamış, az mı çıkmış öyle birşeydi. Geçmiş zaman unuttum şimdi. Elimden cevizi kapıvermeyi biliyordu ama. hıh...

13 Eylül 2009 Pazar

dudullu times...



Pinky annesiyle harala gürele bayram temizliği yaparken görüldü. Perdeleri takarken çıktığı merdivenden objektiflerimize el bile salladı. Artık ne içtiyse.. Sonra aşağı inince fotoğraf makinalarımıza saldırdı. Basına saldırı var zannettik. Meğer makinaları çok beğenmiş. Ne güzelmiş. Hangi modelmiş. Pembesi varmıymış. Bilmem neymiş.

Pinky'nin kardeşi Aslan Prens'in eve geldiği görüldü. Yorgun ve bitkin bir halde gözlemlendi. Yaptığı açıklamaya göre 2009-2010 kuş avı başlamış. Sezon açılmış. Herkese hayırlı olsunmuş. Pek mutluymuş :)

Pinky'nin annesinin ışığı açık unutup, avizeyi silmeye yeltenince ampulü patlattığı görüldü. Ampul komada. Annesinde hiçbir hasar yok. Kendisine gereksiz ampulleri söndürmesi uyarısı yaparaktan yanından ayrıldık.

Flaş Flaş Flaş! Basına hain saldırı. Pinky sonunda dayanamayıp kameralarımıza hunharca saldırdı. Neymiş efendim frikik yakalamaya çalışıyormuşuz, öyle uzaktan seyrediyormuşuz, yardım etmiyormuşuz, beli ağrımışmış, bilmem neymiş. Akabinde fotoğraf makinalarımızı kırdı.

12 Eylül 2009 Cumartesi

çarşıdan aldım 3 tane, evden aldım 5 tane...

Bilin bakalım ne aldı Pinky?

Kitap aldı. Ağızları kulaklarında :D Kitap alınca çocuklar gibi şenlendi. Damlo merak etti, 'neler aldın?' dedi. Pinky'de hemencecik yazdı.

D&R'ın internet sitesinden 50 liraya 5 tane kitap aldım. Eğer gidip aynı kitapları D&R'ın mağazasından alsaydım 3 tane kitap alabilecektim. Ama gelmelerini biraz bekledim. Daha önce de çok sipariş verdim ama hiç bu kadar beklememiştim. Bir hafta tedarik sürecinde diye bekledim ve nihayet geldi kitapcıklarım.



Aldıklarım göründüğü üzere;

Adam Fawer - Olasılıksız : Nihayet aldım. Hala çok satanlarda. Biraz modasının geçmesini bekledim sanırım. Böyle bir garipliğim var malesef. Ya kimse okumadan okumalıyım yada modası geçmeli. Deli miyim neyim?

Jane Austen - İkna : Merak ediyordum uzun zamandır. Kapağıda çok hoşuma gitti doğrusu.

İskender Pala - Katre-i Matem : Bu da hala çok satanlarda ama gerilerde :) Benim gibiler yüzünden yerini koruyacak ama.

İhsan Oktay Anar - Puslu Kıtalar Atlası : Tarih tarih koktu sanki bu kitap. Ondan çok ilgimi çekti. Yorumları da ilgimi kamçıladı. Meraklandım ve aldım. Şöyle bir-iki satır göz gezdirdim, memnun kalacağımı umuyorum.

Fulya Taşçeviren - Ben Adamı Tipinden Tanırım : Ben insanları henüz çok fazla tipinden tanıyamıyorum. Tipinden derken yanlış anlaşılmasın. Kitap hal ve tavırlardan bahsediyor. Bazıları saklıyor içini dışından. Ondan bir okuyayım bakayım dedim bu mizahi anlatımı. Annem şöyle bir baktı kitaba ve 'Ben sana bunları zaten anlatırdım kızım' dedi. Zira doğru söylüyor. Saygıyla sustum önünde :)

Ben başlıyorum birinden şimdi. Ama yavaş yavaş okumalıymışım. Öyle dedi annem :) Çok söz dinler blog ablası :)

11 Eylül 2009 Cuma

yıldırım gibi gelen 100. post...


An itibariyle 'çaaat' diye bir yıldırım düştü Antalya'ya. Pinky aynı anda 2 metre sıçradı oturduğu sandalyeden. Ama aynı anda da güneş bulutların arasından kendini gösterme gayretindeydi. Çok tezat bir durum söz konusu sayın seyirciler. Umarım bu yıldırım büyük bir hasar vermez düştüğü yere.

Ve kardeşim İstanbul'a gitmek için yola çıktı bu yağmurda. Hemde gitmesine engel olmak için söylediğim bütün şeylere kahkahalarla gülerek.

Ve bu benim 100. post.um saayın seyirciler. Haydi bakalım kurtlu olsun 100. gevezeliğim. Yıldırım bile çaktı bana bu postu yazdırmak içün.

Kardeşceğizime ve Ultraslan Antalya ahalisine de iyi ve sorunsuz yolculuklar inşallah. Ali Sami Yen Stadı iyi bak kardeşime. Allah'ım sende iyi bak benim keçilerime. Zira bu çocuk beni delirtcek meraktan.

not: Yağmur şak diye durdu. Ama bir saate kalmaz, yine aynı hikmetiyle ve deliliğiyle yağacaktır. Sabah temmuz sıcağı vardı, akşam yağmur yağdı. Gece ne olacak dolu mu yağacak? Günde 4 mevsim yaşıyoruz. Öyle işte. Bir öyle, bir böyle...

10 Eylül 2009 Perşembe

günün komiği...



Tıp biliminde ve cerrahi alanında kendilerini geliştirmiş olan Antik Mısır'lı cerrahlar herhalde bu yöntemi uygulamışlardır diyebiliriz mi? Yani ben öyle rivayet ediyorum diyebiliriz mi? Rivayet ettim gitti. Yada bilmiyorum, böyle de olmayabilir. Bu tamamen benim uydurmamda olabilir. Yada olmayabilir. Karar veremedim şimdi :D Biz kimiz? Burası neresi? Bu tepemde uçan kuşlar kimin? Biri kafama balyoz mu indirdi? :D Bir karikatürden MÖ'lere gidiverdim. Kendime şaştım kaldım vallahi. (Muhafızlar! Alın götürün şu deliyi.)

8 Eylül 2009 Salı

insan kendine rağmen yaşamayı bilmeli bazen...

Kendine rağmen mutlu olmalı insan, benim gibi panik ve korkaksa. Geniş olamıyorsa... Denemeli kendini yenmeyi bazen.

Ben hep kendi kendimi korkutuyorum. Yada içimdeki ben, dışımdaki beni çok korkutuyor zaman zaman. Şu bavulun içindeki kız olup, kilitleri içerden kapatmak istiyorum bazen.



Şimdi niye böyle oldum bilemedim. Yok yada biliyorum, biliyorum.. Yağmurla uyandım. Hava kapalıydı. Gök gürül gürül gürüldüyordu. Ve malesef yazın bitiyor olduğu gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarptı. Sıkıntılandım, huysuzlandım. En iyisi mekan değiştirmek. Tebdili mekanda ferahlık vardır demişler. Çok katılıyorum. Yağmurda da gezmek lazım. Hatta en çok yağmurda gezmek lazım :)

Üzümünü yediğin vakit, bağını da sor bence: Bağ ve bağcı burada.

6 Eylül 2009 Pazar

betty, betty boooopp, seni nasıl sevdim beybii...

Sunset'teki indirimleri görmüşsünüzdür diye tahmin ediyorum. Zira Sevgili Kutucuğum daha önce haberdar etmişti.

Sunset bünyesinde satılan Fionco'nun Betty Boop'lu gecelikleri, ev kıyafetleri ve pijamaları var. Şirin mi şirin şeyler. Geçen sene karpuz kollu, puanlı ve yine Betty'li bir pijama alarak tanışmıştım kendisiyle.

Bu sene de bir gecelik alarak dolabıma şirin bir takviye daha yapmış bulunmaktayım. Hemde %50 indirimle. 27 lira gibi güzel bir fiyata.

Bu da resmi. Paketten yeni çıkmış ve ütülenmemiş :) Giyerken ütülerim ama blog. Bakma bana öyle 'ne üşengeçsin' der gibisinden :)

4 Eylül 2009 Cuma

hum bam ba u sarıii um bam baa u ye...

Bu pisi pisi güneşin oğlu. Dirseklerindeki gri desenler ayrı bir karizma katmış kendisine. Şu bakışdaki dalgın ama poz veren ifadeye de bir bakın hele ;


Bu cik cik de güneşin kızı. Aslında Frozen'ın kızı Limon. Hareket etmeyen bir halini yakalamak için çok uğraştım. Kendisi pek ürkek ama pek te sevimli bir muhabbet kuşu. Konuşursanız gelir, kafasını demire dayayıp büyük bir dikkatle sizi dinler, hiç sıkılmaz. İsminin hakkını verir :) ;


Burası sarı boyalı bir ev. Asmasının üzümleri dalında kurumuş. Kimbilir kimler oturmuş ;


Burası da o evin bulunduğu zigzag yollu sokak. Evler mi sarhoş, taşları döşeyenler mi bilemediğim;


Ahh güzel Kaleiçi! Bir evim olsa dar olan sokaklarından birinde. Duvarında güzel bir çeşmesi olan. Kedilerin, kuşların bahçesinde gezindiği, eski camdan cama komşulukların yaşandığı pembe panjurlu bir evim olsa. Güzel komşularım olsa. Çaya gitsek, sonra limana insek. Olmaz mı?

3 Eylül 2009 Perşembe

sırtımızda tarantula besleyelim...

Ya da sadece ağı dursun, tarantula kıllı kollarını bizden uzak tutsun :)



Bu arkadaşım Frozen'ın sanatsal çalışmalarından sadece birisi. 10 parmağında 10 yetenek olan Frozen tekstil sektörüne de el atmış, giymediği tişörtünü değerlendirip baştan yaratmış.

Sabunla tişörtünün sırtına örümcek ağı deseni çizmiş ve içindeki boşlukları kesmiş. Şahane birşey yapmış. Çok sevdim, hayran kaldım. Ellerine sağlık Frozen'cım :) Güle güle giy.

1 Eylül 2009 Salı

bronz Pinky camdan bakıyor...

Yaz indirimi sonrası, kazakları çıkaran mağazalara baktığım zamanki gibi hüzünlendim ben yine.

Neden mi?

Yaz bitiyor.

Evet yağmur burada da yağdı.

Hayır yaz yağmuru değil bu seferki. Hühühüüü.... Yaz bitme gözünü seveyim. Her sene aynı hüznü yaşatmak zorunda mısın bana sen?

Elbiselerimden, sandaletlerimden ve en önemlisi denizimden ayırma beni...

Pembe bir şemsiyem bile yok. Çok hazırlıksız yakalandım gerçekten.


format bütün çözümlerin anasıdır...

Bunu diyen çok sevgili düşünür kardeşim ve arkadaşı ne de güzel söylemişler. Format bütün çözümlerin hem anası hem babasıdır. Uzun süredir bir virüs belasıyla baş başaydık. Sonunda onun dediği oluyordu bilgisayarımız içindeki kocaman arşivle birlikte çöküyordu ki kardeşim kurtardı. Öpüyorum kendisini.

Ben de kendime bir format atsam keşke :)

Biraz attım sayılır aslında. 6. kilomu da verdim geçen hafta. Eski pantolonlarımın içine bolca girebiliyorum. Eski pantolon dediklerim de, alıp 1-2 sefer giyip, sonra kilo alıp, üstüme yapıştığı için giyemediğim pantolonlarım-dı. Ve paçaları boldu. Ben de 1-2 senedir dar paçaya alışmıştım. Şimdi kendime bol gelen, boru paça giyince kendimi garip hissettim. John Lennon gözlüklerim olsa tam olacakmış gibi hissettim. İnsan bir şeye çok alışmayagörsün. Alışınca geri dönmem zor oluyor.

Cebren ve hile ile kaldırılırken bilgisayarın başından, sizi bu güzel şarkıyla baş başa bırakıyorum Sevgili Blogcanlarım...

Bu kez anladım;