29 Ekim 2009 Perşembe

mimlendim, mimlendi, mimlen, mimle, mim...


Sevgili Pofişciğim ve Sevgili Yıldızcığım beni mimlemişler. Teşekkürler kızlar. Şimdi açıp açıp bakıyorum dolabıma. Hadi bakalım :)

1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Pembe, siyah ve beyaz.

2.Alışverişe gittiinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Zara, Mudo, Park Bravo, La Senza, Accessorize.

3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Yazları uzun elbiseler, kışları kot pantolon ve t-shirt.

4.Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Kesinlikle Yıldız'ın dediği gibi Little black dress :D

5.Asla giymem dediğin kıyafet?
Şalvar pantolonlar(büyük totolu gösteriyor), taytlar (dapdar şeyler giyemem küçüklüğümden beri) ve vatkalı ceketler (yeniden moda oluyor galiba). Birde kıyafet değil ama söyleyeceğim, converse ayakkabıları asla giymem. Bir kere all star aldım, o da spor ayakkabıya benziyor diye ama hiç ortopedik değil. Ve de ayağı kocaman gösteriyor. Özellikle Chuck Taylor'lar. Bana öyle gözüküyor işte. Daha da giymem yani :D

6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en çok beğendiğin?
Ulaşılması zor yabancı markaları hiç takip etmem desem. Yani bir seçim yapabilecek ilgiye sahip değilim. Ulaşılması zor o yüzden sanırım :)

7.En fazla yatırım yaptığın sektör?
Kitap, giyim, kozmetik.

8."kitap,film,spor" hangisini diğerlerinden çok yapıosun?
Hepsi eşit birbirine galiba :) Dönem dönem değişiyorlar ama eşitler şu anda.

9.Dışarıdayken yemek yemeyi en çok tercih ettiğin yerler?
Genelde yememeye gayret ediyorum. Yersem zehirlenebiliyorum. Ama çok acıktıysam İkbal'den veya Tatlıcı Tombak'tan bir kaşarlı tost yerim. Birkaç ay önce olsa Burger King'ten bir tavukburger derdim. Ama onunda içindeki tavuk yağda kızarıyor. ı-ıh cık... :)

Ve son olarakta Damlocanımı mimliyorum. Vaktin olursa artık şeker :)

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

Cumhuriyetimizin 86. Yılı Kutlu Olsun...



"Ey Yükselen Yeni Nesil! İstikbal Sizindir.
Cumhuriyet'i Biz Kurduk, O'nu Yükseltecek ve İdame Edecek Sizlersiniz.
" Mustafa Kemal ATATÜRK

28 Ekim 2009 Çarşamba

Pinky ışığı kapat, Pinky yat uyu...

İki gecedir saat 3'te yatıyorum. Uyku düzenimi bozdum, çaktırmıyorum. Annem duymasın kızar çünkü, O uyuduğunda herkesin uyumasını ister. Hatta odasına girip ışığı söndürdüğünde içine canavar kaçar. Annem gider yerine başka birşey gelir. Hassas bu konuda. Çok kızar bize yatmıyoruz diye :D Kardeşimle taklidini yapar yapar güleriz geceleri :)

Neyse işte kardeşim yatta yatıyor bir kaç gündür. Bilgisayar geceleri bana kaldı. Napıyım napıyım diye düşünürken online film izlemeye karar verdim.



Önceki gece, okuduğum İkna adlı Jane Austen romanının sinema uyarlaması olan Persuasion filmini izledim. Filmin adı Türkçe'ye İkinci Şans olarak çevrilmiş. Bazı yerler aynı olmasa da genel olarak kitaba sadık kalınmış güzel bir filmdi. Çok beğendim yani. Kitabıda çok beğenmiştim. Okuduğum kitabın filmini görmenin verdiği hazla mutlu mutlu uyudum :) Tek kafama takılan şey Anne Elliot oldu. Bu rolde daha iyi bir oyuncu görmek isterdim. Kafamdaki Anne değildi. Ve kıyafet seçimleri daha güzel olabilirdi. Hiç Baronet kızına benzemiyordu. Çok baronet kızı gören Pinky konuştu.






Dün gece de yazar Sophie Kinsella'nın Alışverişkolik serisinin sinemaya uyarlaması olan Confessions of a Shopaholic yani Bir Alışverişkoliğin İtirafları filmini izledim. Türü romantik komediydi. Güzel filmdi, eğlendim izlerken. Zaman geçirmek için güzel yani :) Daha önce tesadüfen, bir seri olduğunu bilmeden Alışverişkolik ve Bebeği kitabını alıp okumuştum. Filmin devamıda gelir belki.

**Birinci fotoğraf şuradan, ikinici fotoğraf şuradan, üçüncü fotoğraf ise şuradan alınmıştır.

şaşı baktım, şaşırdım, şaştım...

Aklıma şaşı bak şaşır yani stereogram resimler geldi durduk yere. Google'da arattım ve ne kadar stereogram varsa baktım. Gözlerimde geçici şaşılık meydana gelecekken bıraktım bakmayı :) Sakın hepsine bakmayın. Ben iki tane ekleyeyim buraya siz onlara bakın yeter. Güzel gözleriniz bozulsun istemem blogcanlarım :)


aaa 4 yapraklı yonca görüyorum falında, şans getirsin inşallah...


Kuş görüyorum, güzel bir haber gelecek sana 3 vakte kadar. Hadi bakalım yıkada fincanını tutsun :p

27 Ekim 2009 Salı

yağmur bulutu unutursa...



Gökyüzü az bulutlu, bazen çok bulutlu, ara ara güneşli ve bazen sağanak yağmurlu. Sıkıyor beni bu dinamik halleri. Hep bir şekil kalsa ve bu şekil hafif rüzgarlı, 25 derece olsa olmaz mıı? ıfff....

Gündüz vakti karanlık olmuyor mu onu da sevmiyorum. Gün aymamış gibi. Bir alacakaranlık hep. Vampir değilim ki seveyim.

Bulutları seviyorum aslında ama gri hallerini değil. Çamaşır makinesinden yeni çıkmış pamuk pamuk hallerini seviyorum. Balkanlardan gelenini değil... Şekillerine bakıp hayaller kurmak ne iyi bir oyundur.

Deli deli esen rüzgarı sevmiyorum. Hem başımı döndürüyor, hem de buklelerime fön çekiyor. Şöyle azıcık üfler gibi esebilir sorun yok. Tabiatla pazarlığa giriştim. İyi birşey değil galiba bu.

Hadi Pinky susta biraz motorun soğusun canım. Yakcan motoru havanın yarattığı bunalımından...

Tamam yaa. Denizi özledim sadece...

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

25 Ekim 2009 Pazar

çocukla çocuk olmak...

Antalya'da bir parkta 3 yaşında bir erkek çocuğu, 3,5 yaşında bir kız çocuğunu öpmüş. Aileler mahkemelik olmuş habere göre.

İki aile arasında yaşanan tartışma sonucunda, erkek çocuğun ailesi, kız çocuğun ailesinden “hakaret ve terbiyesiz davranış iddiasıyla” şikayetçi olup, aileyi mahkemeye vermiş.

Çocuk cocukça bir harekette bulunmuş, ailelerde çocuklarla çocuk olmuş. 3 yaşında bir çocuğun kasıtlı yapması mümkün mü acaba bu hareketi?



Bu haberi okuyunca yıllar önce kardeşimin yaptığı şey geldi aklıma :) Evet yine bir anı geliyor. Eko ver, sis ver evladım arkadan. dan dan dan...

Şimdi ben 6, kardeşim 1,5 yaşındaydı. Mersin'e tatile gitmiştik. Akşamdı. Kaldığımız yerde akşamları sandalye kapmaca gibi bir aktiviteler vardı. Annem sandalye kapmacaya katılmıştı da son 3'te elenmişti :) Onlar bitince hemen şarkılar filan başlardı. Cıstık cıstık... Işıklar filan rengarenkti çok eğleniyorduk. Çocukları pistten uzaklaştırmıyorlardı. Bende kola şişesiyle oynuyorum, yerde şişe yuvarlıyorduk arkadaşlarla. Sahne o kadar net gözümde bak. Sonra kardeşim belirdi yanımda. (Kardeşimin küçüklüğü Tibet gibi. Bak şimdi farkettim :) Aynı tombul yanaklar, sarı saçlar.) Onun yanında da yaşıtı güzelce bir kız bebek. Kardeşimin yere kızı yatırmasıyla öpmesi bir oldu :)) Kızın dedesi koştu geldi. Kızdı biraz bizimkine ama öyle kötü değil, tatlı sert. Mahkemeye filanda vermedi bizi. Bize de hatırladıkça kahkahalar attıran bir anı kaldı. Çocuktu kardeşim çünkü, bebekti hatta. Ayrım yapacak kabiliyeti yoktu.

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

23 Ekim 2009 Cuma

hamarat Pinky mutfağa girdi...

Yine girdi efendim. Durduramıyoruz. Ve yine kek yapmış. Çok alıştı...

Pembe ve mor, silikon muffin kalıpları almıştım. 12 taneydiler. Ne kadar ölçü kullanmam gerektiğini bilemedim önce. Neyse ki internet var :) Buldum güzel bir tarif. Ama sanki tarif eksik gibiydi. Acaba özellikle mi böyle yapıyorlar diye düşündüm. Hani olurya tarifini paylaşmak istemez filan. Onların önerdikleri kadar un koysaydım içi hayatta pişmezdi :) Ufak bir rötuşla hallettim. Ayrıca fındık da ekledim.

Şimdi sizinle de paylaşıyorum bu leziz şeyin tarifini. Geçen günkü yaptığım kakaolu fındıklı kekin aynısı sayılır, farkı sadece tarçın. Bir de ölçüsü tam 12 kalıplık.



Kekimizin adı:

Kakaolu Fındıklı Tarçınlı Muffin (12 muffin içindir)

Malzemeler
1 yumurta
1 çay bardağı + çeyrek çay bardağı şeker
1 paket vanilin
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı tarçın
3 tatlı kaşığı kakao
1,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
Yarım çay bardağı çekilmiş fındık

Hazırlanışı

Malzemeleri sırasıyla ekleyip karıştırıp, ekleyip karıştırıp yağlanmış (silikonsa yağlamaya gerek yok) kalıba 1,5 yemek kaşığı ölçüsünde paylaştırın. Ve 180 derece önceden ısıtılmış fırında 25 dakika pişirin.


Bu kadar. Afiyer bal, şeker olsun :)

**Bu seferde tatlı birşey oldu. Bir dahaki tuzlu olur inşallah :)

22 Ekim 2009 Perşembe

pur, pure, puro, pastër, reinen, saf...

Artık sen hangisiyle hitap edersen...

Çok saftiriktim ben. Hala da biraz öyleyim. Kendi yapmadığım imadan başkasını anlamam. Özellikle bana yapılıyorsa ve kötüyse hiç anlamam. Bir kaç gün sonra anlarım söylenen kötü imayı. Neyse işte, küçükken daha bir saftım..

Damlocanım miminde kokulu Arı Maya'lı silgilerden bahsedince ilkokula başladığım ilk iki gün geldi aklıma. Annem okulun ilk günü sabah çalıştığı için, ben ilk gün saatinde gitmedim okula. Ama işten erken gelince gittik okuluma. Sınıfa şöyle bir girdik, neler alınacak öğrendik ve çıktık.

Nihayet ikinci gün okula başlamış oldum. Baktım herkeste bir silgi var, ah nasıl güzel kokuyor. Başımı döndürdü muhteşem bir şey. Sonra ben hemen kendi silgimi dayadım burnuma. Evirdim, çevirdim. Yok! Pis bir lastik kokusundan başka bir şey kokmuyor. Şu bildiğimiz yeşil lastik silgilerdendi. Hani şu ortasından beyaz şerit geçeninden.



İçime sindiremedim kokusuz silgimi ve eve gidince kendimi banyoya attım. Önce annemin parfümünü sıktım üstüne. İstediğim gibi olmadı. Sonra aldım silgiyi ve sabunu elime, suyun altında ovaladım da ovaladım. Silgi dağıldı gitti tabi :) Paramparça oldu. Ama sonunda benim de bir Arı Maya silgim oldu. heheheh evet pembeydi...

Bu da böyle bir saflık hikayesiydi :)

21 Ekim 2009 Çarşamba

yaptığına memnun musun atv?


Böyle final olur mu yahu?

Alel acele, yangından mal kaçırır gibi bir gecede yazmışsınız senaryoyu. Bir baktım ki final diyor reklamlarda. Hemde sezonun en canlı zamanında. Olmadı, olmadı... Bir de utanmadan her dizi fragmanının ardından 'dizi atv de izlenir' demiyormusunuz, deli oluyorum. Bu nasıl dizi izletmek. Ayrıca bu yaptığın da ilk değil. Sen ne eğlenceli dizileri kaldırdın yayından bir gecede.

Zühti'nin hayalleri gibi kırdınız kalbimi...



Daha Elveda Rumeli'nin, 'elveda' kısmına bile gelinmemişken hemde.

Çok kötü, umutsuz ve zoraki bir final olmuş. Güzelim diziye hiç yakışmamış. Üzüldüm böyle bitmesine işte. Bundan bugünkü serzenişim.

**Fotoğraflar şuradan alınmıştır.

20 Ekim 2009 Salı

ay ne güzel kokuyooo...

Görkemciğim beni çok güzel bir mimle mimledi :) Uzun uzun düşündüm ben tabi. Herşeyi kokladım bu süre zarfında. Ve buldum hayatımdada nerede olursam olayım iyisiyle kötüsüylele anılarımı canlandırıveren 5 kokuyu.



1. Oyuncak bebek (barbie vb.) kokusu: Genelde saçları böyle mis gibi birşey kokar bazılarının. O kokuyu duyduğumda işte kreşe gidiyorum taa. İçime bir çocukluk geliyor. Çok mutlu olduğum 4-5 yaşlarıma gidiyorum. Oyun, oyun, oyun. Sabaha kadar oyun. Ah ne güzeldi :)

2. Tarçın kokusu: Bilmiyorum, daha sebebini bulamadım ama tarçın kokusu duyunca huzur doluyorum. İster pilavın içinde, ister sütlaçın içinde, ister çayın içinde, isterse kavanozunda olsun önce bir koklarım. Tarçın kokusu duyunca kokuyu takip ederim :)

3. Givenchy - Very Irresistible: Aşkın kokusu.. Sevgilimle tanıştığımda bu kokuyu kullanıyordum. O'da çok sevdi. İlk aşk kokusu yani :)

4. Lavanta kokusu: Ferahlık, temizlik demek benim için. Çamaşır deterjanı ve yumuşatıcıyı mutlaka lavantalı alırım. Onlarla yıkanan kıyafetleri giyerken, çarşaflara yatarken o koku gelmeli burnuma. Huzura ermeliyim illaki :)

5. Christian Dior - Addict: 3 senedir filan kullandığım ve CD. üretmeye devam ettiği sürece kullancağım tek parfüm. Bıkabileceğimi hiç sanmıyorum. Benim kokum bu. İçindeki o vanilya kokusu kurabiye kokusu gibi geliyor bana :)

Ben yaptım bitirdim. Şimdi sıra Merbe ve Seyhan'da ;)

19 Ekim 2009 Pazartesi

bir sonbahara sabahı rastladım size...

Bu pazar kedilerle, doğayla, çamlarla, bulutlarla ama sonradan güneşle dolu bir gün geçirdik. Apartmandan bir komşumuzun Antalya'nın yakın köylerindeki evine davetliydik. Başka bir komşumuzla beraber misafirliğe gittik.

Ama bunu duyan köyün kedileri 'aaa Pinky gelmiiişş' miyavları ataraktan koşa koşa, çitlerden hoplaya zıplaya bizim eve geldiler. Baçalarıma dolandırlar. Peşimden ayrılmadılar. Resmen kuşatılmıştım.

Bir iki parça yemekle zor atlattım kendilerini. 5-6 tane pisicikti hepi topu. Amma velakin ev sahipleri pek bir rahatsız oldular bu durumdan. Çiçeklerinin, ekinlerinin üzerinde hoplayan kedilere alışkın değillerdi. Hepsini benimle beraber göndereceklerdi neredeyse. Şimdi uğrasınlar dursunlar :D nihiihihi



Bu kedilerden bir tanesi çok oyunbaz birşeydi. İllaki onu sevmemi istedi. Paçalarımı kimseye kaptırmadı, gerekirse sağ kroşesini esirgemedi. Bende onu çok sevdim. Özellikle üzerindeki 2 adet kalp desenine bayıldım. Yumurtaya can veren rabbim...

Önce hafif yağmur yağdı üşüdük, sonra birden güneş açtı ısındık. Antalya ile 7-8 derece farkediyordu havası. Hala kısa kolluyla gezebiliyoruz yani. Akşamları hariç :D Hele orada akşamları soba yanıyormuş.

Neyse köye dönelim, köyün adını da yazayım tam olsun. Öğrenesiye kadar elli kere unuttum. Adı Bayat Bademleri. Ben biraz kombinlemişim senelerce. Kombinlerim şöyle; Bayat badem, acı badem, bayat bademli, bayat bademliler, hayat bademi... Enteresan ve sanki yüklemi eksik bir cümleymiş gibi olunca böyle oldu heralde. Ayrıca Korkuteli ilçesine bağlıymış. Çok güzel villaları var. Yazın geceleri serin bir iklimi var diye oralara kaçanlar pek çok. Ama ben yazlığa yazlık demem, önünde denizi olmayınca :)

İşte böyle güzel bir gün geçirdim. Biraz oksijen çarptı, biraz çam kokusu, biraz da ani hava değişimi. Alışkın olmayınca böyle oluyor...

18 Ekim 2009 Pazar

dudullu times...




Şok Şok Şok...

Pinky bu hafta kameralarımıza patik örerken yakalandı. Kendisine bu konudaki meraklı sorularımızı yönelttiğimizde kafamıza yünleri doladı ve bizi uygun adım postaladı başından. Uzun takiplerimiz sonuç verince anladık ki Pinky patikleri kuzeninin bebişine örmüş. Pembe ipi yanlışlıkla bize doladığından dolayı çok pişmanmışmış, yün parasını bizden söke söke alacakmışmış ta bilmem neymiş.

Aparmanda sular durulmuyor. Pinky'lerin hemen alt katında oturan ne yaptığı belirsiz teyze, kargalar uyanmadan balkon demirlerine kuru temizleme yaparken yakalandı. Ne yapıyorsun sen teyze diye yanına gittiğimizde sorularımıza cevap alamadık. Meğer kendileri kara delikten geçerek dünyamıza gelmişler. İletişim kuramadık. Demirlere vuran fırça sapının çın çın sesi münasebetiyle uykuları kaçan hane halkı ise balkonlara döküldü. Teyzeye saati ve günü bilip bilmediklerini sordu. Onlar da cevap alamayınca hanenin reisi evi 7-8 çocuklu bir aileye satıp gitmeye karar verdi. Dur dedik, yapmayın dedik. Kendimizi dinlettik ama ne fayda. Bir fırça bulup kafamızda kırarak temsili bir tören yaptılar bugünün anısına.

Pinky'yi bu hafta dağ tepe, bayır çayır gezerken yakaladık. 'Ne o Pinky hanım, Altın Portakal'dan eli boş dönmüşsünüz' dedik. Bir dokunduk, haksız yere bir ton laf işittik. Pembe Şehir adlı filmle En iyi film ödülünü alamayınca çılgına dönen Pinky, meğer bu yüzden kendini yeşile vurmuş, doğaya salmış. Biz yine kendimizi tutamayıp filmi hakkında 'çok pembe değildi, kadın oyuncu tam pembeliği yansıtamadı' gibi sözler sarfedince Pinky'nin bir anda gözü döndü.

Flaş Flaş Flaş...

Basına hain saldırı. Pinky çok sinirlendi. Vay efendim biz kendimizi ne zannediyormuşuz. Film eleştirmenimiymişiz. Film eleştirmenleri bile 'biz bu kadar pembe bir film görmedik' demişler de bize ne oluyormuş. O portakalı pembeye boyar, kabuğunu soyar, başucumuza koyarmışmış ta bilmem neymiş. Nihayetinde kameralarımızı hunharca kırdılar.

17 Ekim 2009 Cumartesi

yolla oyları yolla...




5 Kasım da Berlinde düzenlenecek olan Mtv Avrupa Müzik ödüllerinde, Avrupanın En İyi Sanatçısı kategorisinde yarışacak olan Manga'yı tebrik ediyorum öncelikle. Benim favorim Atiye veya Kenan Doğulu'ydu ama Manga da çok iyi bir grup, şimdiki oyum onlara. Umarım geçen sene Emre Aydın'ın hayranlarının yaptığı gibi Manga'nın da hayranları siteyi oya boğarlar :) Geçen sene benimde bir katkım olduysa ne mutlu bana.

Müzik yarışması diyene kadar bize bir haller oluyor. İlla ki biz kazanalım. En süper müziği biz yapalım :D Yada bir yarışma olsun, biz kazanalım. Güzel aferim bize...

Siteye şuradan girip sizde bütün kategorilerde, zevkiniz dahilinde oyunuzu kullanabilirsiniz. Çok sevilen kazansın :) Bizde şarkı dinleyelim..

Haydi oturmaya mı geldik biraz oynayalım. Bu ara sıkça dinliyorum şu aşağıdaki şarkıyı. Çok hoşlanıyorum ritminden. Ama hadii sallayın azıcık, kalori yakın. İhticım yok dersenizde spor olsun. Oynama sporu. Formda tutuyor inanın bana :)

16 Ekim 2009 Cuma

daha fit bir beden için...

Eveet şimdi rapor zamanı. Antrenörüm Görkemcanımın uyarısı alarak hatırladığım rapor verme zamanına hoşgeldiniz a dostlar.

Şöyle ki;
Pazartesi sadece strechting yaptım. Başlangıçtı sadece.

Salı ve Çarşamba büyük bir azimle 30-45 dk arası hopladım, zıpladım, pilates ve oryantal yaptım :D

Perşembe günü ise yürüyüş yaptım. Hem yürüyüş hem geziydi aslında ama uzunca bir yol yürüdüm yani sayılır mı ki? (mahçup smiley) :)

Ve böylece Cumaya kadar gelmiş olduk. Şimdi yeniden ısınma hareketleriyle işe başlıyorum. Haydi bakalım canı çekenler gece sporuna :) Haa bugün temizlikte yaptım. Eğildim, doğruldum, 45dk ütü yaptım, ütü yaparken de boş durmadım oynadım. Bu da bir spor sayılabilir bence :)

mim mim mimimimilerine baakar, bakar bakar dururum...

Pofuduk Pofiş beni mimlemiş. Gecikmeli olarak cevaplıyorum hemen :)

1.Bloğuna neden bu ismi verdin?
Pamuk şekeri çok severim ondan sanırsam. Özellikle pembe olanını severim. Pembe olmazsa yemem.

2.Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?
Yok galiba. Star tribine girdiğim tek yer Dudullu Times :)

3.En son satın aldığın garip şey?
Hmm bir düşünelim. En soon garip olarak garip mi bilmem ama bıçak standı aldım. Şimdi düşününce garip gelmiyor ama alırken bayağı garip ve ilginçt gelmişti :)

4.Şeker gibi olduğun anlar?
Çok sevindiğim, her işin organize bir şekilde yürüdüğü anlardır.

5.Arkadaşım artık sormayın şunları dediğin şeyler?
'Nerelisin' sorusundan pek haz etmem. Nereli olduğumu anlatmak uzun iş. Bende tam bilmiyorum :) Bunu soran bir Antalyalı ise hemen 'Kimlerdensin' diye sorarak beni gıcıklara gark eder. Kardeşim kaldırın artık şu soruyu tedavülden. Antalyadan doğup büyüyen insan sayısı, inanın sizden daha fazla.

6.Seksin sendeki rengi?
Rengi mi? Nasıl yani. Renkli bişey mi ki :)

7.Aynaya bakınca gördüğün?
Bazen sırıtan, bazen somurtan, suratını şekilden şekile sokup eğlenen bi honki pinki.

8.Kendini okutan blog dediğin?
İçten ve samimi bir blogcanın elinden çıkmış bir blogdur.

9.Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?
Antalya. Açık hava, bol güneş olan yerler. Mekan belitmeyeyim, mekanlarda kısıtlı. Ufacık yer zaten. Bir ucundan diğer ucu en fazla 1 saat :)


Veee bu mimi paslıyorum. Seni seçtim Yıldızcanım. Hadi bakalım pamuk eller çalışsın :)

buralarda kekik ağacı filan mı var?...


Dikkat dikkat!

Kokuyorum yaklaşmayın...

Saçıma sarımsak ve kekik yağını karıştırıp friksiyon yaptım. Kokarca gibi koku salıyorum. Sarımsak yağı az kokuyordu ama koku salmıyordu, içine kekik yağını da ilave edince buram buram kekik koktum.

Ben bunu bir kere daha böyle karıştırarak yapmıştım. O zamanlar saçımdan yağı nasıl arındıracağımı bilmiyordum sanırım. Neyse iyi kötü arındırıp dışarı çıktım. Yağ gitmişti kafamdan ama kekik kokusu baki kalmıştı. Şimdi annemle yürüyoruz karşıdan bir yaşlı karı koca geliyor. Biraz da rüzgar var havada ki teyzenin burnuna kadar gitmiş koku. Teyze etrafına dikkatle bakarak, gözleriyle arayarak, tarayarak kocasına şöyle dedi;

- Ay ne güzel koktu. Kekik ağacı filan mı var buralarda?

Ah be teyzem. Ağaç tam karşında duruyordu da sen fark etmedin :D

Pööfff!! Daha fazla dayanamayacağım. Gidip yıkıyorum...

İnsanın kendine yaptığını, başkası yapmaz :D

***Fotoğraf şuradan alınmıştır.

15 Ekim 2009 Perşembe

dostlarla buluşmak paha biçilemez...



Tanıştırayım efendim.

Bu dostum şarjlı el süpürgesi Violet. Ayrılmaz dost olduk son günlerde. Sürekli el ele, diz dizeyiz hatta. Odama turlar düzenleyip, yeni yerler keşfediyoruz. Sapır sapır dökülen saçlarımın peşinden, hoplaya zıplaya koşarak kovalamaca oynuyoruz. Çocuklar gibi şeniz ben ve Violet.

Evet saçlarım çok dökülüyor, yada günde dökülmesi normal olan 100 tel saç bana çok görünüyor kafayı taktığım için. Neyse ki yenileri çıkıyor kel kalmıyorum :) Saçımın dipleri hep yeni kısa saçlarla dolu.

Dökülmeyi farkettiğimden beri Bioblas şampuan kullanıyorum. Ama galiba onu da önceden kullanmaya başlamak gerekiyor. İlkbaharda kullanmıştım ve bu sorun oldukça azalmıştı. Ah şu mevsimsel dökülmeler. Aaah her mevsim, bana sonbahar yaprak dökümüü... :p Bu saçlar kendini yaprak, beni de ağaç mı zannediyor nedir.

Sarımsak yağı mı yapsam diplerine acaba? Geçen sefer yapmıştım psikolojik mi, gerçekten mi bilmem azaltmıştı sanki. Hatta 'şak' diye kesmişti. Ben bir deneyeyim :) Birazcık kokuyor çok değil burun kıvırmayın sarımsak mııı diye :) Sizde yapacaksanız birşey diyeyim ben hemen. Şimdi kafamıza böyle yağlarla terapi yaptığımız zaman, yağı saçımızdan arındırmadan önce, saçımızı ıslatmdan sabunlamalıymışız. Ben denedim kuru kuru şampuanladım saçımı. Gerçekten gitti, yağ mağ kalmadı. Ama ben bunu bilmeden önce öylemiydi. Ayyyy bir tane elidor bakım yağı vardı, kafamdan arındırana kadar 10 kere şampuanlamıştım :D Daha çok saçım dökülmüştü.

Başka bildiğiniz bir çözüm yolu varsa bana da söyleyin. Bak şimdi saçın bitanesini düşecekken kolumda yakaladım. Çok pis taktım kafaya. Violet! gel canım bak ne buldum :D

14 Ekim 2009 Çarşamba

itiraf etsem mi acaba...

Bilmiyorum merak ettiniz mi hiç kilomu? Düşündünüz mü yada kaç kiloydu bu kız, obezmiydi acaba diye? :) Hanımlara kilosu sorulmazmış belki çekindiniz. Belki de hiç merak etmediniz. Ama ben belki merak eden vardır diye söyleyeceğim.(Az sonraaa) 8 kilo verdim, çok gurur duyuyorum kendimle. Öyle böyle değil. Obez olacaktım neredeyse. Hep o ilaçlar yüzünden. Ama içmeseydim de korkak, sinik, eli böğründe gezen, ödlek bişey olacaktım. Tamam yine elim biraz böğrümde ama o kadar değil. Kilo da veririm, panik atağı da büyük miktarda yenerim :) nihihihi

Kilo vermemi neye borçluyum inanın bende tam olarak çözemedim. O kadar çok etken var ki. Semiz otu salatası bir etken mesela. Yüzmekte çok büyük pay sahibi. Sonra yolculuklarda yeme düzenimi değiştirdi. Abur cubur ne varsa kestim. Görünce midem bulanıyor artık :) Süper bir duygu bu. Akşam yemeğinden sonra birşey yemedim bi süre. Vücudum alıştı bu düzene. Ekmek hiç yemezdim ben zaten. Hamur işini de kestim. İşte böyle böyle 70 kilodan 62 ye düştüm. Bu sabah 61,5'tum hatta. 2 kilo daha vereceğim dedim ya onu veriyorum :) 70 çok fazla biliyorum. Ama boyum 172cm. Mazeret olarak bunu kabul edebilir miyiz? Edemez miyiz. Evet çok fazla. Ama sağlık için öyle oldu, sonra yine böyle oldu napıyım.

Bir de şu adreste çok güzel bir beden kitle indeksi hesaplayıcısı var. Bir blogdan girmişim ama hangisinden aradım taradım bulamadım. Blog sahibi görürse benden girmişsin bu linke diyebilir. Ayrıca kendisine teşekkürü bir borç bilirim. Çok moral veriyor bu hesaplayıcı. Bana sıska dedi ayol :D Ne sıskası anacım. Normalim. Bir de komşumuzun deyimiyle Shakira gibiyim ayva göbeğim ve ben :D Shakira olmak için 10 kilo vermem lazım. Şimdilik şu kiloyu düz hesap 60 yapmalıyım. Gerisini sonra düşünürüz ;)

Shakira demişken, hadi güzel bir Shakira şarkısı dinleyelim, oynayalım, kalorilerimizi yakalım :)


Shakira - La Tortura (Official Music Video) -

12 Ekim 2009 Pazartesi

bu akşam ne izlenir?...


Bence saat 22:30'da Kanal D açılır ve Mustafa izlenir. Sinemada yayınlanırken izlemeye fırsatım olamamıştı malesef. Bugün akşam kilitleneceğim ekrana.

Bildiğiniz üzere yazan ve yöneten Can Dündar. Filmin müziklerini ise Goran Bregovic yapmış. Şahane yapmış, çok etkileyici.

Anıtkabir'e gitmek istedim şimdi. Uzun zamandır görmediğim bir sevdiğimi görme isteği gibi uyanıyor bazen içimde.

Film hakkında yapılan bütün eleştrilere kulaklarımı tıkadım hep, hiçbirini dinlemedim, okumadım. Kendim keşfetmek istiyorum.

Ben sadece Atamı seviyorum.

İzledikten sonra gelen edit: Kim ne derse desin bence şahane bir filmdi. Atatürk'te bir insandı. Her insan gibi duyguları vardı. Herkes insanca, özgürce yaşasın istedi. Çok ta güzel devrimler yaptı. Bu ülkeyi hep ileriye götürmeyi amaçladı. Filmin içinden cımbızla tamamen insani olan şeyleri çekip alıp, eleştirmek çok anlamsız. Ben çok beğendim. Çok daha fazla merak ettiğim şeyler bile oldu. Hep acaba o anda ne düşünüyordu içinden dediğim zamanlarda oldu. Kendimi O'nun yerine koyup başardığı şeylerin ne kadar zor olduğunu anladım. O gerçek görüntülerini izlemeye doyamadım. Şimdi düşünüyorum da acaba çocuklarıma O'nun fikirlerini, ileri görüşünü ve özgürlük mücadelesindeki önderliğini daha fazla nasıl anlatabilirim? Sadece bu film yeter mi acaba? Zaman neyi gösterir?

Pinky'nin çantası açıldı haanıım...

Görkemciğim çantamın içini görmek istiyor :) Kırarmıyım ben hiç O'nu. Eveet açıyorum, açıyoruuum, aaaaçtımm...



1. Teyzemin 'şuraya mı kullansam, buraya mı kullansam' diye kararsız kaldığı Zara marka indirim mahsülüdür kendisi. Ben kullanırım teyzecim heryere, ver sen dedim :) Kaptım kaçtım. Güzelim çantayı hamama kullanayım dedi ayol.

2. Çanta için lavanta keseciğim. Evet, ben yaptım ve çarpı işi kalple süsledim.

3. Minik boy vanilya parfümüm.

4. Otel eşantiyonu mis kokulu losyonum :) İtalya'da bir otelmiş. Ben gitmedim, pilot eniştem gitmiş. Adres lazım olursa veririm. Anladın sen onu :)

5. Ayakkabıların/terliklerin acımasızca heder ettiği ayacıklarım için 1 kutu yara bandı. Ayrıca rekor denemeleri de yapıyorum. Bir ayağıma en fazla 6 tane yapıştırmışlığım var. Bu rekoru kırdıran terlik çöpü boyladı.

6. Klozet kapak örtüsü. Genelde girmem umumi tuvaletlere ama acil durumlar için :)

7. Caanım telefonum.

8. Fiyonk tokam ve stick tokam. Saçlarım hep açıktır ama hava nemli olduğu zaman toplarım yoksa kabarır da kabarır.

9. Sevgilimin gözleri dolacak. O ne zaman sorsa bulunmaz çantamda peçete ama sorduğu zaman bulunduğu da olduu. Unutmayalım o anları lütfeen. Çantamda kağıt peçete ve ıslak mendil taşıyorum artık. Annem her çantama attı birer tane. Onunda canına tak etti heralde istediğim peçeteler. Yalnız dikkatinizi çekeyim peçetemin poşeti pembe ve kendisi kokuludur haa :)

10. Siyah, yeşil ve mavi gözkalemlerim ve uçuk pembe likit rujum. Ve onları taşıdığım altın sarısı minik Accessorize çantam. O çanta bazen telefon kabı da oluyor. Çok amaçlı :)

11. Çilekli anahtarlığım.

12. Ve tabiki cüzdanım.

13. Miyop gözlerimin yegane yardımcıları. Güneş gözlüğüm ve optik gözlüğüm. Optik gözlüğümü daha çok otobüse binerken kullanmak aklıma geliyor :) Ama olsun, yanımda olsun. Afilidir, yanları aynalıdır. Lensleri attırdı o kadar severim.

Şimdi benim merak ettiğim çantalara geleliim. Ay ne meraklı şeyleriz biz kızlar :) Kutucum ve Yıldızcım çantalarınızı karıştırabilir miyiim?

bir gün bir gün bir çocuk...

2 sene önce filandı. Uyumaya çalışıyordum. Sonra birden kalktım yataktan. Kendimi esnetme ihtiyacı hissettim. Bildiğim bütün esnetme hareketlerini yaptım ve bunun arkası geldi. Sonra ben yatmadan önce egzersiz yapmaya başladım. Bu annemi önceleri rahatsız etti. 'Gece nereden buluyorsun bu enerjiyi?', 'Gündüz yapsana şu sporunu, gürültü yapıyorsun' filan demeye başladı. Ama ben esneyip, birazda yorulunca daha iyi uyuduğumu, sabah daha dinç kalktığımı farkettim. O da razı oldu :)

İşte yine ben bu gece durup dururken esnemeye başladım. Yaz başından beri pilatesi de bırakmıştım, yüzmek yetiyordu. Heralde vücudum yeniden spor istemeye başladı. Görkem'in de katı kontrolündeyim :) Bu gece sadece stretching yaparak işe başlıyorum. Eylemlerim devam edecek...



Şimdi ben ne yapıyorum böyle kendi kendime diye bir araştırdım. Meğer yatmadan 2 saat önce yapılan egzersiz iyi bir uyku sağlayıp,kan dolaşımını hızlandırıyormuş. 2 saat çok geç ama benim için. Ben yorulunca uyumalıyım :) İyice esnettim omurgamı. Şimdi güzel güzel uyuyabilirim.

**Resim şuradan alınmıştır.

11 Ekim 2009 Pazar

yasakmış. peh!..

Ey Yetkili!

Duy sesimi.

Hıı sana sesleniyorum.

Kardeşim kahvehanelerde sigarayı yasakladın da ne oldu? Millet kahvehanenin kapısının önüne yığıldı. Yani dükkan dışarı taşındı. İçerde sinekler okey oynuyor artık. Her köşebaşında bir kahvehanesi olan memleketimin nasıl bir yasağıdır bu ya. Aşağı tükürsen kahvehane, yukarı tükürsen kahvehane. Hem adamlar içerde içilebilir sorun yok bence. Kendi kendilerini zehirleyip oturuyorlar mis gibi. ohh.. Bütün mahalle amcaları artık şak şuk sesleri içinde sokakta okey oynayıp, sigarasını tüttürüyor. Maşallah ne çok adam varmış memlekette, yasak olunca farkettim.

Şimdi biz geçemiyoruz ara sokakların içinden. Ne yöne gideceğimizi şaşırıyoruz,yolu uzatıyoruz. Çünkü o amcalar aynı zamanda mahalleyi de gözetliyor. Rahatladınız mı? Sizin ananız bacınız geçer mi acaba o amca yığınının içinden? Bir istisna yapılamaz mı acaba kahvehanelere?

Sonra acaba dedim, bu yasakla birlikte kahvehane kültürünüde mi kaldırmaya çalışıyorsunuz. ı-ıh! cık! imkansız. Naapsın amcalar ev gezmesi mi düzenlesin? Atalarından öğrendiklerini yapmaya devam ediyorlar. Gidecek başka neresi var onlar için?

Muhafızlar tez kaldırın yasağı, amcalar içeri girsin. Yoldan majesteleri geçicek. Bir Pinky Pembetop kolay yetişmeyi yauuw...

10 Ekim 2009 Cumartesi

bir kuş konsa badi parmağıma...

Bugün pembe bir posta güvercini kondu parmağıma. Taa nerelereden uçmuşta gelmiş. Görkemciğimden çok güzel bir kart getirmiş :) 'Oraya geri dönüyorsan, kanadında beni de uçurur musun?' diye sordum. 'Yok ablacım çok ağır taşıyamıyorum' dedi bana. Pembeliğine verdim affettim :) Ama iki tel tüyünü de yoldum, iki arada bi derede.



Kartın çok güzel Canıım Gö'kem :) Resimdeki şakayıklar çok güzel. Üstünde yazanlarsa daha da güzel. Çok güzel bir süpriz oldu, günümü şenlendirdin. Teşekkür ederim canım benim :)

Bak bu da benim geçen seneki şakayığım. Solmayacağını bilsem daha fazla üretir, buket yapar gönderirdim ben sana. Şahane de olurdu :)

9 Ekim 2009 Cuma

tarlaya ektim soğan, uygun adım vaak vaak...



Sırf şu oyunu oynayabilmek için aldım kendime bir facebook. Eğlenceliymiş, sevdim. Ama bazen de düşünüyorum bu ektiklerimin bana bir faydası var mı diye. Sanki gerçekten o çilekleri toplayıp reçel mi yapıcam? Hayır. İşte Sims'i nasıl seviyorsam bunu da öyle sevdim. Ekiyorum, biçiyorum. Büyümeye çalışıyorum.

En çok ördeklerim ve tavşamlarımı seviyorum. Ördeklerimi kucağımda hoplatıyorum, aşk yaşıyoruz :) Bu arada ineklerim bana küstüler onları az hoplattığım için. Ama ne yapayım anacım. Koca inek hergün hoplatılmazki, belim incinir.

Bak küstüler gerçekten. Totolarını döndüler ekrana...

8 Ekim 2009 Perşembe

çabuk unutmuşum...

Annemin yokluğunda evde yalnız olduğum zamanları çabuk unutmuşum. Halbuki emekli olalı daha 1,5 sene geçti.



Annem ben 40 günlükken geri işine dönmek zorunda kalmış bir devlet memuru, şimdilerde özel sektör işçi emeklisi. Eskiden doğum izni, süt izni şimdikiler gibi çocuğu biraz büyütmeye izin vermiyormuş. Beni komşu anneannem büyüttü 2 yaşıma kadar. Sonrada 6 yaşına kadar kreşe gittim. 6-7 yaş arası evde yalnız kalmaya başladım. İlk gün hariç okula hep yalnız hazırlandım, gittim. 25 sene bayram, seyran, yılbaşı demeden çalıştı annem. Bayramların hep üçüncü, dördüncü günü tatili vardı. 27 sene çalıştı. Son iki senesini vardiya nöbetleri olmadan normal bir memur gibi sürdürdü. Devleti o kurtardı.

Emekli oluşu en çok beni sevindirdi. Senelerce gittiği nöbetlerin acısını çıkardık. Haftaiçleri de denize gidebiliyoruz artık. Alışverişlerimizi akşam işten çıktığı saate veya haftasonu kalabalıklarına sıkıştırmıyoruz hiç. Geniş geniş geziyoruz. Haftasonlarındaki insan kalabalığını reddediyoruz çoğu zaman.

Ama bugün annem okullu oldu. Yok yok kurslu oldu. Artık biryere bağlanmayı reddetmiş olsada, haftada bir gün resim kursuna gitmeye kadar verdi. Bugün ilk günü. Kurs bu saate kadar sürüyor. Bilmiyorum ben nasıl alışacağım yeniden. Benim bir yağlıboya tablomu yaparsa alışmaya çalışırım artık bu bir güne ;)

7 Ekim 2009 Çarşamba

gel pisipisipisipisi...

Bugün sarı pötükareli çok şirin bir kutunun içinde, bir kedi geldi bize. Aman nasıl sevimli, nasıl tatlı... Bira fıçısına düşmüş, biraz çakır keyif. Sevgili Noni gönderdi bana bu pisiyi. Ellerine sağlık Nonicim. Çok güzel, çok sevdim, bayıldım :D Çoook teşekkürler...



Topicik, yumuşacık birşey. Kafasını, minik patilerini, micik dilini sevip duruyorum. Adını da Portakal koydum. Bu aralar beni Altın Portakal'ın heyecanı sarınca, ismi Portakal olsun dedim bir anda. Rengi ve kafası da portakal gibi :) İsmi çok ta yakıştı pisiciğime :)

ay savaşcısı Pinky...

İki gündür ay öyle güzel, öyle yuvarlak ve öyle yakın görünüyorki, görünce aklıma Ay Savaşcısı (Sailor Moon) geldi. Kurtadam gelmedi neyseki kıllı kıllı :)




Onun savaçcı olurkenki zerafeti hala beni ekrana kilitler. Elini şöyle bir kaldırır ojeleri sürülür. İki yandan toplanmış Uzaylı Zekiye saçları vardır aynı benim gibi. 5 yıl önce benim en favori saçımdı o :) Neyse bir de maskeli ve pelerinli sevgilisi var bu kızın. Aşk yaşıyorlar filan. Şirin siyah bir kedisi de var. Konuşuyor hemde. Hem kahraman, hem aşık, hemde şeker bir kız Usagi Tsukino. Şeker Kız Candy'den sonraki en sevdiğim kahraman. Benziyor da biraz Candy'e. Ondan sevdim heralde.

Şimdi yok böyle çizgi filmler. Ahh ah nerde o eski çizgi filmler. Şirinler vardıı, Varyemez Amca vardıı.. Tamam Sünger Bob'a da hastayım ama ben onu ilk bakışta hiç sevmemiştim. Hatta ben onu peynir zannetmiştim delikli diye. Şimdi aya bakıp ay savaşcısını hatırlamak vaar, birde bulaşık süngerine bakıp Bob'u hatırlamak. Oda gerçek sünger değil zaten. 100 gramı 15 lira Bob'un. Ay bedava :) Ama Bob da pek şapşal işte. Ondan komik, gülünç. Çizgi film karakterleri şapşallaştıkça çocuklar akıllanıyor. Halbuki eski karakterler şapşalmıydı, değildi. Demek ki ben ondan çok saf büyüdüm.

Bu konunun bir önermesini bulamadım. Çenem düştü, beynim serbest çağrıştı, buralara kadar geldim. Şimdi siz onu bunu boşverin de şu ayın güzelliğine bir bakın.

5 Ekim 2009 Pazartesi

rüyaların tersi çıkarmış...

Bilinçaltım yine beni ele geçirdi. Sabaha kadar kabuslar gördüm. En son gördüğüm kabusum ise şöyle;

Ben yine o hayalimdeki süper büyük alışveriş merkezinde alışverişe çıkmışım. Evden çıkarken sene başında aldığım bana aşırı bol gelen beyaz kotumu giymişim. Gezerken gezerkeen kot bana dar gelmeye başlamaz mı? Nasıl fena oldum. Kabine koştum, bacakları filan esnetmeye çalışıyorum. Esnettikçe kilo alıyorum. Hulk gibi oldum. Bir anda bir kilo patlaması, kotu patlatacağım. Uyanır uyanmaz koşa koşa tartıldım tabi. Neyse ki geçen haftadan farklı olarak 1 kilo vermişim :D Yani yaz başından beri verdiğim 8. kilom. Koskoca 8000gr :) Düğünler bana yaradı. Demek ki neymiş; Oynamak kilo verdiriyormuş ve rüyaların tersi çıkarmış :)

burnuma güzel kokular geliyor...

3 senedir filan sabun görünce dayanamıyorum. Duş jellerine de aynı ilgim var ama Bagno Di Roma sabunu farkettiğimden beri sabuna ilgim arttı. Çünkü bunlar bildiğimiz sabunlar gibi değil. Beyaz sabun gibi kokmuyor ve kurutmuyor.

Önce sadece Kipa'da satılıyordu. Sonra For You marketlerinde gördüm, burada daha ucuzdu.Sonra buradaki bütün For You'lar kapandı. Favorim Kahveli ve Tarçınlı. Kahveli stoğum bitmiş şekil olarak tarçınlıyı görebilirsiniz. Şimdi bir yerde daha satıldığını gördüm. Buraya Özdilek Avm açıldı. İçinde Arifoğlu Baharat mağazası da var. Orada da bütün çeşitleri mevcut. Fiyatı Kipada 3.75 kr.




Bu renkli şeyleri de Arifoğlu'nda keşfettim. Markası Refan. Kokuları pek şahane. Şu sağdan ikinci sıradaki açık pembe olan kavunlu ve şahane bir kokusu var. Kavun olur da şahane kokmaz mı hiç :)
Fıyatı ise 9 lira.



Bu da kırmızı şapkalı sabun :) Kokuyormuydu pek hatırlayamadım şimdi. O kadar çok sabun kokladım ki.

4 Ekim 2009 Pazar

dudullu times...



Flaş Flaş Flaş! Pinky kameralarımıza teyzesinin evinin balkonunda güneşlenirken yakalandı. Bütün yaz bize yakalanmamak için kendine sakin plajlar seçen Pinky'yi sonunda görüntülemeyi başardık. Ama tam arkamızı dönmüş gidiyorken balkondan aşağı kameramızı düşürdük. Kendimiz ettik kendimiz bulduk.

Pinky'yi hafta içi başı döner, midesi bulanırken yakaladık. Kendisine zevzekçe şakalar yaptık. Sonra ağzımızın payını aldık. Vay efendim her başı dönene bu şaka yapılmak zorundamıymış, gıdası zehirlenmişmiş, falan filan... Tansiyonu 10-6 olmuş. Hasta diye daha fazla üstüne gitmedik. Bir bardak tuzlu ayran götürüp, gözüne gözüne zeytin dalı uzattık. Çok kızdı. Hey yavrum hey. İyilik yap denize at...

Pinky'yi düğün dernek gezerken görüntüledik. Kendisini önce bir kına gecesi provasında, ardından kına gecesinin hasında ve hemen ardından da düğünde göbek atarken görüntülemeyi başardık. Bir oynadı, bir oynadı, her telden çaldı, tepindi, sucuk gibi oldu. Daha fazla yorulmasaydı herhalde teke zortlatmasında da oynayacaktı. Neyse efendim görüntüleri kaptık, koşup kaçacaktık ki, arkamızdan 'hangi kanalsınız?, bunlar ne zaman yayınlanacak?' diye bir ses duyduk. Cevap vermek için dönmemizle, kafamızdan aşağı tuzlu suların boşalması bir oldu. Meğer Pinky görüntülendiğini fark etmiş ve denizden 1 kova su çektirmiş.

Flaş Flaş Flaş! Basına hain saldırı. Kameralarımız sudan hasan gördü sayın seyirciler. Vay efendim neymiş oynarken niye çekiyormuşuz, saçlarının bozulduğu, tipinin kaydığı hallerini magazin programlarına mı satacakmışız. Geçen günde güneşlenirken ki görüntüleri çektiğimiz için psişik güçleriyle makinemizi balkondan atmışmış ta, şimdi neler yapacakmış, bilmem neymiş... Yaptıkları yetmedi fotoğraf makinelerimizi kırdılar.

3 Ekim 2009 Cumartesi

hamarat Pinky mutfağa girdi...

Bu sefer kek yapmak istedim ve eski yemek dergilerinden kakaolu ve fındıklı kekleri araştırdım. Şöyle topkek veya browne kıvamında olsun istedim. Tam da aradığım şeyi buldum. Çok beğendim. Hemen sizinle de paylaşmak istedim. Kakaolu kek seviyorsanız mutlaka deneyin. Pamuk gibi oluyor :)

Veriyorum tarifi. Hazırla pembe kalemi, defteri. Aaa... Tabiki o da pembe olacak. İşin püf noktası bu canım benim.



Bir de yazmaya başlamadan önce o kalemin ucunu açıver bir zahmet :)





Kekimizin adı :

Kakaolu Fındıklı Kek

Malzemeler
3 yumurta
1 su bardağı + çeyrek su bardağı şeker
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
3 yemek kaşığı kakao
1 paket şekerli vanilin
2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 çay bardağı kalın çekilmiş fındık

Üzeri için
1 su bardağı süt (sıcak olmayacak, oda sıcaklığı en iyisi)
Hindistan cevizi

Hazırlanışı

Malzemeleri sırasıyla ekleyip karıştırıp, ekleyip karıştırıp yağlanmış kalıba dökün. Ve 180 derece önceden ısıtılmış fırında 25 dakika pişirin. Fırından çıkar çıkmaz üstüne sütü dökün ve hindistan cevizini serpin.

püf:
Kekin iyi kabarması için;

1. Yumurtalar önceden dolaptan çıkarılıp, ısısı oda sıcaklığına düşürülmüş olmalı.
2. Kabartma tozu undan sonra eklenmeli.
3. Fırın önceden ısıtılmış olmalı ve pişirilirken ilk 15-20 dakika fırının kapağı açılmamalı.

Afiyet bal şeker olsuun :)

Oktoberfest Antalya'da...



Kutucuğumun şurada haberini verdiği, dünyanın en büyük bira festivali olan Oktoberfest'in ufak çaplısı bugün ve yarın Antalya'da da yapılacak. 'Bu haftasonu Antalya'dayım' veya 'ben zaten hep Antaya'dayım' diyenlere itinayla duyurulur.

Bilet fiyatı 5 lira olup, 1 adet içki bilet ücretine dahildir. Etkinlik listesi ve menü ise şöyle efendim;

























Listeyi daha yakından incelemek için resimlere tıklayabilirsiniz.




Bu da benim festivale katkım olsun :D

2 Ekim 2009 Cuma

Pinky Baildi...

Baildim baildim...

Balkanlardan gelen müzik coşkusuna tutuldum, kapıldım, baildim...

İmam Baildi'ya baildim.

Sevgili Kutucuğum sayesinde tanıştım bu grupla. Nasıl mı oldu? Şöyle oldu.

Teşekkürler Kutucuuum. Yeni bir grup tanıdım senin yazın sayesinde :)

yoksa sen o kağıtları çöpe mi atıyorsun?...

Ben atmıyorum. Eskiden atmışlığım çok. Ama sonra bir gün işime yarayacağını umarak atmadım güzel bulduklarımı.

Neyi mi atmayacaksın? Fiyat etiketlerini. Tabi gözüne güzel gözüküyorlarsa.

Kitap okumayı seviyor musun? Seviyorsan sende atma. Al bir püskül, tak ucuna. Güzel bir kitap ayracın olsun.

Bunlar gibi;



Maliyeti çok düşük. Püsküller 35 kuruş. Fiyat etiketi bedava. Etikete en çok kafa yoran mağaza ise Zara.

Arkalarında hala fiyatları duruyor. Onları şimdi kapatmadım ama kağıt kesip yapıştıracağım bilahare...

Son karedeki etiketler yapılmayı bekliyorlar. Püskülcüye gidilecek bilahare...

Yasal Uyarı: Gaza gelip fiyat etiketi çok güzelmiş diye beğenmediğiniz veya almanıza gerek olmayan şeyleri almayın. Sonra bana 'vay efendim sen beni zarara soktun' demeyin.

Bu uyarı için 'Yok ben görmedim, yok ben duymadım' de demeyin. Gözünüzü, kulağınızı iyi açın. Sonra mesuliyet kabul edilmez :)

1 Ekim 2009 Perşembe

büyük temizlik başlasın...

Yok bu sefer ev temizlemeyeceğim :)

Bugünkü görevimin adı Büyük Klasör Temizliği. Klasör dediysem bilgisayarımın masaüstündeki 'Yeni Klasör'leri ayıklayacağım. Her gördüğü şeyin fotoğrafını lüzumlu lüzumsuz çeken ben çok dağıttım masaüstümü. Görünce görmek istemeyip ekrana birşey açıyorum. Bakmak istemiyorum Yeni Klasörlere. Aradığımı bulamıyorum. Dağıttım dedim ama ekranın yarısı dolmadı henüz. Ama çok pis görünüyor. Haydi bakalım başlasın sonbahar temizliği.

Neey.. Anaam.. Sonbahar mı dedim been? Halbuki daha 4 gün önce Burhan gibi güneşleniyordum balkonda. Burhan gibi dediysem şekilde görüldüğü gibi değil tabi :) Şort ve straplezle. Yaz elden gidiyor naraları ataraktan güneşin son sıcaklığından faydalanmak istedim. Elbisemin içine biraz bronz girmek istedim. Rengim biraz açılmıştı da. Seviyorum bu karamel kıvamını. Kömür karasına inat :) Kitabımı aldım, sandalyeme kuruldum ve 10 dakika kitap okudum. Daha fazla durmak mümkün değildi. Hala ağustosdaki gibi yakıyordu. Beni 10 dakika sonra gören annem ve teyzelerim şok geçirdiler. Güneşin hala yakacağını ummuyorlardı heralde :) Daha denize de gitmeyi düşünüyorum. Hayırlısı :)


siyah tarak tokam...

Hani pembe ve beyaz tarak tokalar yapmıştım ya. Hatırladın mı? Hıh! İşte o zaman ben siyahını da yapmıştım. Unutmuşum, bir klasörde boynu bükük kalmış. Şimdi onu gururla sunuyorum. Karşınızda siyah tarak tokam :)



Saçım koyu renk, tokam koyu renk ama tüyüm sağolsun 100 metreden kafamda birşey olduğu belli oluyor :) Kuş gibi geziyorum hoplaya zıplaya :)

biz de süper mario oynadık ama...

Böyle delirmedik anacım. Bu ne ki?

Hepi topu Süper Mario.

Hem ben oynarken böyle bilgisayarımda yoktu, başkalarının atarisinden oynardım. Mario hoplayamadığı zaman 'amaan bee seninlemi uğraşıcam' der bırakırdım oyunu. Hırs yapmazdım yani. Hala da hiçbir oyunda yapmıyorum. Ama bu çocuk çok önemsiyor. Savaşıyor, ağlıyor, bağırıyor, delleniyor.. Klinik vaka. Durum çok fena, çook...



Oynayamamasının sebebini de kiloca hafif olmasına ve onu güçlü yapacak yemekler yedirilmemesine bağlıyor. Bu yaşta bu zeka.

Yani neymiş; Çocukları bilgisayarın başında sınırlı süre bulunduracakmışız. Tabi böyle bir çocuğumuz olsun istemiyorsak :)