30 Kasım 2009 Pazartesi

yeni pembeler bulan bir Pinky'nin mutluluğu...

Zaten olan ama çocukluğumda çok gördüğümden, kokladığımdan dolayı bıktığım birşeyi yeniden keşfettim. Adı gülsuyu :) Ve pembe.

Ergenliğe yeni girmiş gibi sivilceler belirince tepemde değişik arayışlara girdim. Çeşitli akne giderici ilaçlar kullandım, geçti. Toniğim bitmişti ve doğal birşeyler ararken gülsuyu geldi aklıma. Aknelere de iyi geldiğini duymuştum eskiden. Gerçekten iyi geliyor. Ayrıca cildi yumuşacık, pürüzsüz yapıyor. Zamanla cilt lekerlerinin de rengini açıyormuş. Cildim lekeli değil ama bu sivilcelerin kırmızılıklarını geçirdi. Bundan sonra kozmetik tonik almam heralde. Şiddetle tavsiye ederim.

Sonra geçen hafta bir alışveriş merkezinde Rosense'in tanıtımı vardı. Tester göz çevresi ve nemlendirici kremlerini verdiler. Pembe pembe ambalajlarıda pek bi şeker tabi :) Hemen kullanmaya başladım ve onlardan da çok memnun kaldım. Yumuşak ve oldukça elastik yaptı cildimi. Pembeleşti yüzüm :) Gerçek bir Pinky olma yolunda azimle ilerliyorum. Bir de iyi ki testerler var. Denemeden almaya korkuyor insan. Ama bak denedik, memnun kaldık, alacağız.

Kullanıp memnun kaldığım,pembe olmayan ama güzel olan başka bir ürün ise Vichy Aqualia Thermal Light krem. Eskiden Vichy Skin Set kullanıyordum. Pembeydi, çok mutluydum ama bu sefer daha hafif bir ürün kullanmak istedim. Bu üründen daha memnun kaldım. Karma cildime daha uygun ve çok güzel nemlendiriyor. 40ml. tüpün fiyatı 26,90 tl. Kokusuda çok hoşuma gitti, belirtmeden geçmemeyim.



İşte böyle bir kozmetik keşfimin daha sonuna geldik blogcum. Bir dahakine görüşünceye kadar pembe kal :)

27 Kasım 2009 Cuma

bayramlaşmalar...



Bu hayvancıklar şu anda birilerinin midesinde malesef :( Halbuki ne de güzel bakışmıştık dün onlarla. Bakıştığım şeyleri yiyemiyorum. Balıklar da dahil. Küçükken merak edip seyrettiğim kurban merasimlerinin etkisi çok büyük bu durumda.

Neyse, bu işler böyle yürüyor...

Blog dünyasında bayramlaşmayı sevdim ben. Bu blogdaki ikinci bayramım. Kendimi bayramlaşmaya gelen komşuma iade-i ziyarete gitmiş gibi hissediyorum bir tıkla. Geleneklerimizi burada da bozmuyoruz, çok sevimli bir durum :)

Blogun bir kapısı olsa orada durur, ayakkabıları çevirir :), çikolata - Johnson's baby ikram ederim. Yaparım bilirsin :)

Mutlu Bayramlar...

Bayramın en güzel tarafı aileyle, dostlarla buluşmak, tatlı yemek, tatlı konuşmak. Tatlı tatlı muhabbetleriniz olsun bugün.

Sevdiklerinizle beraber mutlu, huzurlu ve sağlıklı nice bayramlara...




Bu bayramda da sokaklarda koşturan danaları göreceğiz yine, eminim. Madem dini bir vecibe bari çok eziyet etmesinler hayvancağızlara.

Bu çizimdeki danamız kaçmış, kurtarmış kendini :)

25 Kasım 2009 Çarşamba

Pinky emekçinin, radyoaktivistin yanında...

Sabah kargo göndermek için Ptt'ye gitmiştim ama kargom grev engeline takıldı. Grev yapacakları belliydi de Pinky Ptt'nin de grev yapacığını düşünemedi.

Neyse dedim emekçi yapsın grevini, haklılar ne de olsa. İşçi-memur çocuğuyum bende, kuş gibi zamların sinirleri nasıl gerdiğini az-çok bilirim. Grevlerin en sevdiğim yanları halaylardır ama bu sefer çekmediler. Sadece grev önlüklerini giyip, grev sözcüsünü dinleyip sloganlarını attılar. Nasıldıı, hah şöyle dediler 'Yan gelip yatmadık, vatanı satmadık'. Ptt'nin işinin aynısını yapan yerler var neyse ki de hallettim ben işimi. Ama ulaşımda olan aksaklıklardan nasibini alan yolculara üzüldüm. Bu durum özel sektörün işine yaradı sanırım.

Grev önlüklerinden birisi dikkatimi çekti. Bir tane teyze pembe grev önlüğü giymişti çok kıskandım :D Benim mavi grev önlüğüyle bir hatıra pozum var. Neden pembe değil? Heveslendiğim şeylere bak, çay demle blog :)

Aaa Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı varil kostümü giymiş eylem yapan Greenpeace eylemcilerine çay demlemiş ondan içelim. Önce kovalamışlar ama sonra kibar davranmışlar. Haberin devamı şurada.

Buradan da I Lovve Nuclear'e destek oluyorum. Temiz bir evren, genetiği bozulmamış canlılar görmek istiyorum. Çocuklarım da görsün, torunlarımda görsün. Niye bu kirlenme çabası?

1-2-3-4 tamam. Nükleere katlanamam!



Çok protest bir post oldu. Ama bugün gündem böyle blogcum :)

24 Kasım 2009 Salı

günün komiği...



Pinky dün gece tabiri caizse gülmekten kopar. Kendinden geçer. O esnada şöyle bir dialog gelişir;

- Yine başladıı :) Düzgün gülsene aşkım yaa!
+ Aaa.. Nesi var? :D Bu benim özgün gülüşüm :D
- Nesi özgün bu gülüşün allah aşkına? Dünyadaki 3 milyon tavuk senin gibi gülüyor :D
+ Gıt gıt gıt gıt :D tavukmuu :D

Bazen(!) Adile Naşit gibi gülüyorum. Çok severim ben zaten Adile Naşit'i. Pazar günü Tosun Paşa vardı Trt'de. Yine kahkahalarla izledim. Çocukluğumun filmidir Tosun Paşa. Evimize video ilk alındığında her gelenle bir defa izlerdik. Şimdi izlerken her kelimesini bende içimden söylüyorum, ezberlemişim yani :) Gıt gıt gıt gıt :D

Evet itiraf ediyorum ben bir tavuğum. Hem uçamıyorum, hem gıdaklıyorum. Pişman değilim. Özgünüm :)

23 Kasım 2009 Pazartesi

İşte geldim buradayım...

Büyük ölçüde iyileşerek geldim :) Bol bol D vitamini, C vitamini, ekinezya bitkisi tozu kapsülü depolayrak ve yatmaktan dolayı bir bel ağrısıyla geldim. İki gün yürüyeyim birşeyim kalmaz, o da geçer. Çok güzel havalar burada. 25 derece ve çok yakıcı bir güneş var. Boşa gitmesin diye aldık güneşi derimizden içeri, güneş giren cilde doktor gerekmez düşüncesiyle. Arada alışveriş merkezi de gezdik, gezmedim değil.



Bayram moduna da giriyoruz yavaştan. Çikolatalarımızı aldık, unutacağımız biryere sakladık :) Unuttuk onları, aslında yokh saydık :) Arada yokh saymak zorundayız çünkü 1000 gram daha verdim. Toplam 9000 gram oldular, gittiler el salladım. Bayramlık hırkamı, rujumu ve kolyemi aldım, yatağımın başına koyacağım günü bekliyorum :p

Şimdi bayramdan sonra gideceğim Kızılcahamam kampına odaklandım tamamen. Bilin bakalım neden gidiyorum?

a) Pembeler Partisi lideriyim aslında ben. Partimi topladım, parti vericem kampta.
b) Fiziksel bir rahatsızlığım yok çok şükür ama kaplıca güzel birşey gibi geldi bana.
c) Sevgilimi özledim. O'nu da görebilirim.
d) Hamam bahane, havuz ve spor şahane.

Kızım sana söylüyorum, blogcanım sen tahmin et.

Ayh.. İnsanın kendini iyi hissetmesi ne güzel :)

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

19 Kasım 2009 Perşembe

böhü, öhü, hü, ü...

Durum Raporu:
Giderek daha az konuşuyorum. Sesim hafif kalın, yada kulaklarımda problem var.

Gözlerimi şiş gibi hissediyorum, o halde şişler..

Ve giderek burnum daha çok akıyor ya da bana öyle geliyor...

Burnum aktığı için başımda ağrıyor. Beynimin yerinde pamuk filan var gibi.

Grip değilimdir ben canıım diye kendimi avutuyorum. Dinlenince geçecek dimi? :(

Ateşim yok, hiç olmadı neyse ki. Tek başarım bu.

Genel olarak uykum var, ilacın yan etkisi olsa gerek.

Bu kadar :)



Bir de seni özlüyorum blog. Yazamayınca bi garip hissediyorum. Arada blogcanlarıma bakıyorum. Çok uzun süre oturamayınca (başımı tutamıyorum) çok yorum yazamadan ayrılıyorum bilgisayarın başından. İşte böyle. Özlüyorum...

Bir de eskiden grip olup ateşimden acillik olduğumda doktorun bana söylediğini söyleyeyim tam olsun. 'Doktorsuz 1 haftada ilaçla 7 günde geçer.' demişti. 4 gün gitti,3 gün kaldı. Çoğu gitmiş azı kalmış, mutlu olmalıyım. Pembe camlı gözlüklerimi takıp uzanayım ben :)

16 Kasım 2009 Pazartesi

evhamlı mıyım neyim?...

Gözlerim sulandı, yandı, başım ağrıdı gibi, hapşırdım, sonra geniz akıntım başladı, azıcıkta genzimde yanma olunca panikledim galiba ben. Alerjik rinit oldum herhalde dedim. Buhar makinemi çıkardım klima içimi kuruttuğu için. Farenjit bile olabilirim. Sonra gittim geldim A tipi gribin (diğer adını söylemeyelim totem olsun) belirtilerine baktım. Yok hiçbiri sanırım.

Ama arada içimden soruyorum kendime 'kollarım mı ağrıyor ne?, ayy bacaklarım neden acıyor yaa, ateşim mi çıkacak acaba soldan soldan çarpıyorum yine' diye. Sonra da içim geçmiş 15 dakika uyumuşum. Bir kalktım dipçik gibiyim :) Anladım ki psikolojik. Sonra yine koydum kendime teşhisimi. Saçlarını iyi kurutmadın sen, yel aldın :p, havada da esinti vardı, polen uçtu, az terlediydin falan filan derken avundum. Semptomlarım değişirse gideceğim doktora ama şimdilik gidip çok steril olmayan ortamlara girmenin alemi yok değil mi? Hem hangi hastaneye gidilebilir ki? Bütün hastaneler sıra verir bir hafta sonrasına. Herkes hasta. Hem o zamana kadar iyileşirim. Ay pek bi optimist oldum, yaşasın :)



Tam yatıp dinlenirken her kanalda grip haberleri duymakta ayrı bir hava katıyor hasta psikolojime. Belirtmeden geçmeyeyim.

Geçmiş olsun bana yani blogcanlarım. Açılışımı yaptım bu mevsim ki. Görkemciğime de geçmiş olsun tekrardan. Damlocanım geçirdi bitti sanırsam. Kalan tüm blogcanlar iyi baksın kendisine. Allah hepinizi virüslerden, mikroplardan ve bakterilerden uzak tutsun. amin :)

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

ah ne güzel şarkımızsın sen Şıkıdım...

Kutucuğum 'acayip' diyince aklıma geldi. Açtım şarkıyı, kalktım oynadım vallahi :) Bugünün mutluluk reçetesi olsun bu şarkı.





*****Bu blogcanın, insanoğlunun kendi kendisini verimli kullanması konusunda tavsiyesi: Başkası olma kendin ol bebeem.

günün komiği...





Çok önemsenen bir bölge bu toto :) Sadece ebatı değil, rahatı bile önem arz ediyor. kihkihkih...

dağdan gelir dağ adamı, hasta eder sağ adamı...


Yani artık diyecek kelime bulamıyorum ben blogcum. Resmen sinir sahibi oldum, zorla. Yani hiç gözümde değillerdi ama yinede düştüler gözümden magmaya kadar.

Bizim şu komşulardan çektiğimizi çeken var mıdır, inan bilmiyorum. Kaprislisi, kendini bi b.k zannedeni, tescilli delisi, görgüsüzü (en hasından), manyağı, çatlağı, öküzü, iki yüzlüsü (en sinir olduğum), yalakası (ikinci sinir olduğum) ne çeşit ararsan hepsini gördüm. Acıdık katlandık acınacak duruma geldik. İnsanlara acınmayacak bu biir. Deli insan normal adamı hasta eder bu da ikiii.

O tescilli deliyi avuttuk, pohpohladık, yazık dedik, demek bunlardan delirmiş dedik ama bu seferde ikiyüzlü ve yalaka çıktı. Akli dengesi gerçekten yerinde değil, yalakalıkta sınır tanımıyor ama işte ben karşımdakini hala normal sandığım için çok üzülüyorum.

Amaan niye yazıyorum ki bu kötü şeyleri buraya. Off... :( O kadar sabrettim, hiç negatiflikleri yazmayayım dedim ama affet beni blog, burayı terapi merkezi gibi gördüm birden.

Aman be zıkkımın kökü dedim kendi kendime. Kendime dedim. Bu kadarcık insandan gördüğüm riyakarlığa bozuyorsun moralini, iş yaşamında ne yapıcaksın acaba diye de sormayı ihmal etmedim. Çok kazık yedin, devam da yersin sen bu saflıkla bebeğim dedim Şahikavari.

Öyle işte. Boşver be blog. Bu da geçer. Öğrenirim belki birgün.(Be dedim, auf wiedersehen.)

Başlığa takılma blogcanım. dağ adamı=deli olarak kabul edip bir daha bak formüle.

14 Kasım 2009 Cumartesi

çok şirin harekerler bunlar hoppaa...



Ben bugün çok şirin bişeyler yaptım. ı-ıh! cık! gösteremem. 'Ee peki niye yazıyorsun Pinky göstermeyeceğin şeyi?' diyorsun dimi? :D Yaa çok mutlu oldum yaptıklarımdan, ondaan :) Sevincimi paylaşıyorum anla beni.

Kaç gündür aklımda canlanan şeyleri yaptım, bitirdim sayılır. Bilmiyorum, görürsün belki ama şimdi değil. Zamanı var. Şimdi unutun tüm bunları. Ben aslında yoqhum anlıyor musun? :D Nihahahahah:D

12 Kasım 2009 Perşembe

ne menem birşeysin...

Bu, bu, bu ne bu?

Yenir misin, içilir misin, sürülür müsün sen?



Bu şeyi görünce gece gece hamamda bayılan Pinky misali baygın baygın bayıldım. Neyse frambuazlı pembe body butterım var da kokladım, sürdüm huzura erdim :D Ayılana gazoz, bayılana body butter...


**Fotoğraftaki ürün şurada satılmaktadır.

önce güldüm, sonra üzüldüm...


Al Dedi Git Dedi-Vicdan


Çok güldüm şarkı başlayınca. Yeni bayan bir MC türemiş ve çok komik bir şarkı yapmış diyerek izledim. 'Bu nasıl şarkı, hayatını mı anlatıyor bu kız?' dedim. Sonra birden herşey değişti. Müge Anlı'nın televizyona çıkardığı bir mağdurmuş sadece. Ve altında yazanlar doğruysa çok ciddi sorunları olan bir bayanmış Vicdan. Ama melodik konuştuğu bir gerçek. İzleyen, bu videoyu yapan kişi kendi gözünden yakalamış durumu.

Sonra düşündüm. Bu programlara çıkanlar gerçek mi diye. Müge Anlı dert dinlemekten yorulmuyor mu? Ben sürekli bu tür konuları dinlesem kendi dünyamda çok büyük sorunlar yaşarım, çok etkilenirim. İşlenen, tartışılan konular çok feci. Ve duyduğum kadarıyla iyi sonuçlanan tek tük olay var. Genelde çok üzücü bitiyor araştırdıkları haberlerin sonu. Allah kimseye böyle dertler vermesin.

Hiç izleyemiyorum bu tür programları. Bu yüzden sabah televizyon açmıyorum. Çözümsüz, üzücü şeyleri izlemek gerçekten çok kötü. (Bangır bangır dinleyip, kötülüklerden zevk alan psikopat alt komşumuzun televizyon sesi yetiyor zaten. Hiç bir acı yaşamadıkları için zevk alıyorlar olsa gerek.) Sonra benim bu olaylar olurken ne yaptığımı düşünüp, engel olma olasılığımı düşünüyorum. Sanki ben kurtarıcam dünyayı. İnsanları değiştirebilir miyim diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kimse kimseyi parçalamasa, yaşama hakkını, kişilik haklarını ihlal etmese ne de güzel olurdu halbuki.

10 Kasım 2009 Salı

kalbimdesin...



Her zaman kalbimdesin Atam...
.

8 Kasım 2009 Pazar

Pinky'nin pazar huzuru...






Lavanta kokulu deterjanlarla yıkanmış perdeleriniz, rüzgar hafif hafif estikçe tertemiz kokusunu yayar ya bütün odaya, sonra temizlik yapmış olmanın verdiği bir huzur dolar ya içinize, işte öyle bir şey :)

5 Kasım 2009 Perşembe

sonbahar geldi, çiçekler açtı...

Sonbahar geldi ya çiçeklerim olacak benim. Hatta bir tane oldu bile. Geleneksel çiçek alışverişimizin ilkini yaptık Koçtaş'tan. Vee Pinky gururla sunaar. Bu benim Pembe Sıklamenim;



Balkonda güneşe oturmuş bakışıyordum ki Sıklamenim ile 'hadi benim fotoğrafımı çek' dedi çiçeğim. Çok fotojenik kendisi.



Yavrusu da pek bi şekerdi...



Sonra oturup meşrubatlarımızı içerken konuştuk, gülüştük, dedikodu yaptık. Evet çiçekle... Ve şarkı dinledik. Beirut'dan Ederlezi'yi çok severmiş dinlemeyi. Beraber dinledik, hüzünlendik;



Yakında beyaz ve açık pembe arkadaşlarının olmasını çok istiyoruz... Çok yakında...

deli ve komik kedi...

Dün geceden beri bir deli kediye gülüyorum. Hem göbekli, hem çook tatlı, hem de manyak bu kedi.

Siz hiç diete giren şişko bir kedi gördünüzmü? :p (ıyy iğrencim) Bakında görün;



Bu videoyu facebookta paylaşan Damlocan'a teşekkür ediyorum ve geçmiş olsun diyorum. Hemen iyileşirsin inşallah Damlocan.

3 Kasım 2009 Salı

magandaların köküne kibrit suyu...

Yarın hava kötü olacak ya, evden çıkamayız, çıkmamalıyız diye düşündüm. Market kapanmadan koştum alışverişe gittim. Giderken herşey yolundaydı. Dönerken üçlü bir yol var, oradan geçiyordum. Yol bomboş oldu derken, çook uzaktan bir araba patinaj yapıp, yalpalarayak gelmeye başladı. Öyle hızlı sürüyor ki hangi tarafa sapacağını kestirmem imkansız. Bulunduğum yer tek yön. Ama girebilir oraya da manyak. Benim iki adım koşuşumda yanımdan vızt diye geçti. Çok eğlenmiştir heralde paniğimle. Yolda tek yaya bendim. Kendimi uçarak kaldırıma attım. Herşey bir anda oldu. Çok ama çok korktum.



Halbuki ben ne de güzel cesaret örneği gösterip gitmiştim markete.Annem giderken hangi market daha güvenliyse oraya git demişti. Yanlış yere güvenmişim. Ağlayamadım. Dudağımı büzdüm, panik atağımı yaşadım geldim. Hala tek parçayım çok şükür.

Daha öncede yaşadım aynı yerde benzer birşey. Adam tek yön levhası olduğu halde tersine gitmek istedi önümden, gerekirse beni ezmeyi göze alarak. Aynı yerde yağmurlu bir havada beni bir araba yıkamıştı da :( Bir daha oradan geçebileceğimi sanmıyorum.

Magandalardan nefret ediyorum. Onlara ehliyet verenlerden daha çok nefret ediyorum. Şimdi gel de ehliyet alıp trafiğe çık. Aman kalsın...

tufan teyakkuzu...

Yarın Antalya'da şiddetli yağmur bekleniyormuş. Metrekareye 170-200 kilogram arası yağış düşmesi öngörülüyor. Yağışın yanı sıra saatteki hızı zaman zaman 80 km'yi bulacak lodos da bekleniyor. Valilik tüm ilköğretim ve liseleri 1 gün süreyle tatil etme kararı almış. Yani sevgili Antalyalıların evden çıkmaması rica olunur. Kıyılara çok yaklaşmayın. Haberin devamı için şuraya buyurun.

Ben çok iyi hayıtlıyorum seneler önce Konyaaltı sahiline büyük büyük kayalar çıkmıştı denizden. Hatta geçen sene de benzer durumlar yaşandı. Yine seneler önce ben rüzgara karşı yürüyememiş, geri geri yürümüştüm. Rüzgar arabaları beşik gibi sallamıştı. Allah yarını kaza bela olmadan atlattırsın inşallah.

Bu da geçen sene ocak ayından bir görüntü. O yolun yapımı daha yeni tamamlandı.


Yine durdu durdu bir gecede kış geliverdi buraya. Dünden beri buz gibi bir soğuk var. Mevsimler alıştırmadan, bir anda geçiyor hep burada. Yaz da bir gecede gelir. Bir anda aşırı sıcak basar. Doğanın dengesi mi, dengesizliği mi bu acaba?


**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

2 Kasım 2009 Pazartesi

gezdim, hopladım, koştum, zıpladım...

Cumartesi günü kuzenimle Kaleiçi'ndeydim. Fotoğraf makinelerimizi kaptık düştük yollara. Her gördüğüm evin önünde kah kapısını çalar gibi, kah evin sahibi gibi poz verdim :) Her kedinin peşinden koştum. Her kapının önünde durdum, fotoğraf çektim. Kuzenim önce boş kapıları çekmemi anlamdıramadıysa da birşey demedi :) Oymalı, boyalı, nazar boncuklu kapıları seviyorum, napıyım. Bunu gören turistler beni mühim birşey yapıyor sandı, onlar benim yaptığımı yaptı :D Önce kapıyı çektiler, sonra kapıyla poz verdiler.

Yokuş aşağı Hülya Koçyiğit gibi koşan birini gördülerse turistler, işte o Pinky'ydi. Koşarken boşta durmadık, fotoğraflar çektik. Çekmek için bir aşağı, bir yukarı indik indik çıktık. Pencerelerden içeri baktık, yol levhalarına sarıldık. Öyle kahkahalarla dolu bir Kaleiçi gezisi yaptık. Ve biz Kaleiçi'nden çıkınca yağmur başladı, hemde bardaktan boşalırcasına. Bizim çıkmamıza müsaade etti neyseki. Şanslı oluyorum bazen galiba :)



Arabanın altına kaçan ürkek bir kediyi de çektim, yerinden kıpırdamayan, sadece gözünü oynatan kediyide. Yanına iyice sokulup poz vermemize bile aldırmadı. Öylece durdu.

Yivli minarenin içini ve sevdiğim kapılardan sadece birini de görüyorsunuz.

İçinde benimde olduğum çok daha güzel fotoğraflar var ama paylaşamıyorum burada. Yok, fotoğraflar içinde ben olduğum için değil, kendi doğallığından güzel.



Bu pembe ev benim olmalı, bahçesinde nar ağaçları yetiştirmeli, cumbasına oturup gelen geçeni seyretmeliyim. Beyaz panjurlu, pembe boyalı bir ev istiyorum. Çok mu şey istiyorum?