31 Aralık 2009 Perşembe

mutlu bir yıl için; 10,9,8,7,6,5....

Herşey hazır ve nazır gibi. Biz toplaştık yeni yıla girmek için sabırsızlanıyoruz..



Kardan adam ve Noel babalarım şarkılarını söylemeye başladılar bile.. cıngıl beels cıngıl beelss...




Kapımızın kozalaklı ve kokinalı süsü asıldı.



Kardan adamlara sırıtıldı. Yanarkende böyle sırıtabilecek misiniz acaba? :D


Ağacımız hazırlandı, süslendi, püslendi, ışıklandırıldı.



Kardan adamlı küpeler kulaktaki yerini aldı.


Pek bir geyik olundu yine... Yeni yıl muhabbetle ve neşeyle geçsin diye...


Yeni yıl kazağı giyildi. Bu sene biraz bol geldiği için şükredildi, mutluluk dansı yapıldı :)


Zorluk derecesi yüksek akrobatik hareketler yapılaraktan, saat tam 12'de giyilecek çoraplar fotoğraflandı.


Toroslara kar yağdırıldı. Noel baba kayağa gönderildi :)



Ay dedeli, yıldızlı ve kalpli tuzlu kurabiyeler sevgiyle yoğuruldu ve pişirildi.



Poinsettia yani Atatürk çiçeğimiz de hazır. Yapraklarını kızartmış bekliyor yeni yılı.


Yurtta barış, dünyada barış oldumuydu da değmeyin keyfime :)


Bütüün dileklerinizi gerçekleştirsin diye bir avuç melek gönderiyorum size...


Yeni yılınız kutlu ve mutlu olsun blogcanlarım benim.

Pamuk şeker tadında, pespembe bir yıl dilerim :)

Sağlıkla, sevgiyle, mutlulukla...

30 Aralık 2009 Çarşamba

bir kelebek konsa badi parmağıma, gülümserdim bir başıma...

Ben kuşlar gibi uyuyordum, bir sabah vaktiydi.

Kelebek kondu parmağıma benim :)



Çilek kokulu duş jelim ve losyonum, güzel pembiş defterim, pembe uğurböcekli Yıldız eli değmiş tokalarım, bembe şans Kelebeğim, gülümseyen pembe çiçekli kartım, şirin mi şirin çıkartmalarım vee güzel geyikli kalemim var artık benim :)



Pembe uğur böceklerim başımın üstündeki yerini aldılar :) Çok şirin dimi?



Ah nasılda güzel hepsi. Yıldızım Kelebeğim, çook ama çooook teşekkür ederim. Çok güzeller, bayıldım :) Güne çok güzel başladım. Pembe pembe...

Hepinizin günü pembe olsun, pespembe...

Şaşırıp kalıyorum, ne de güzel arkadaşlarım oldu benim :)

ortada kuş var yandan geç...

Bugün elektronik bir maket gezerken, cam basküllerin renklilerinin çıktığını farkettim ve aa ne güzelmiş dediğim anda bir aydınlanma yaşadım :p

Benim baskülüm neden renksizdi acabaa? Neden üstünde bir renk, bir desen yoktuki? Sabahları üstüne çıktığım tartıdan bir kuş bana cik cik ötse fena olmaz mıydı?

Eve gelince topladım baskülü, cam boyasını, kuş şablonunu, başladım boyamaya.



Sevine sevine, kuşumu seve seve boyadım hemencecik. Acemice birşey oldu ama ben memnunum kuşumdan. Bülbül gibi maşallah :)



İçine konuşma bulutu yapıp, 'bugün yine çok hafifsin bebeğim' yazmak isterdim ama yer sıkıntısı vardı. Sadece hafifsin bile yazamadım. Tersten yazacağım için çok zorlamadım kendimi :) Kuşum cik desin yeter. Anlarım ben onun ne demek istediğini :)

28 Aralık 2009 Pazartesi

su gelir güldüüüür güldür...

Bazı anlarda aklıma bazı şarkılar geliveriyor.

Yağmur yağarken su gelir güldür güldürü söyleyiveriyorum. Bugün hiç durmadan, şakır şakır yağdı. Oooh! Su gelir güldür güldür gelde yar beni güldüür...

Metro beklerken tren gelir hoş geliri mırıldanıyorum usulca :) Hatta hafiften dalga yaparak dans bile ediyorum puanlı şemsiyemle müzikal havasında :) Puanlı şemsiye işte. Sokaklarda satılıyor ya 5 liraya, ondan. Ankara'dan aldım. Böyle uzun baston gibi. Pek sevdim.



Bugün ana haberleri izliyorduk. Yılbaşı büyük ikramiyesinin, yani paracıkların yanından canlı yayın yapıyordu muhabir abi. Ben bütün dünya buna inansa'yı söylüyordum içimden. Çekirdeğimi çitlerken televizyona bakıcam diye üstümü başımı çekirdek kabuğu yaptım ama olsun paracıkları gördüm. Muhabir abi bu paraya şu kadar ev, bu kadar villa, şu kadar yalı alınır hesabını yapıyordu heyecandan konuşamayarak. Çok sevimliydi bu hali, Uğur Dündar'ı güldürdü. Neyse işte tam o hesap anında;

mamişka: Hııııı

Pinky: Ay noldu noldu. (Hayallere daldım ya dediğini kaçırdım sandım, meğer içinden konuşuyormuş, dışına taşmış.)

mamişka: İkramiye çıkınca villa alıp kaçacaktık ya bu komşulardan :) Boşver villayı yalı alıyoruz :D

Pinky: S. Hanımı arayayım mı? Biletini alsın, hazır olsun. Ayın birinde gider paraları getirir Milli Piyango idaresinden :D

Biletler baş köşede üstünde yazan numaların okunmasını bekliyor. Az kaldı :)




**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

26 Aralık 2009 Cumartesi

hepimiz elf'iz...


Her sene değişik danslar yapıyorum ben elf kılığında :) Sonrada bu dansları arkadaşlarıma yoluyorum.

Kendim yetmezmiş gibi kardeşimi de elf yapıyorum, elf Shakira ve elf Beyonce ile danslar ettiriyorum :) Gülüp eğleniyoruz.

Çok eğlenceli oluyor. Sizde elf olmayı deneyin :D Hoplayın zıplayın...

Bakın bakalım How I Met Your Mother oyuncuları nasıl dans ediyor :)

25 Aralık 2009 Cuma

Pandora'nın kutusu açıldı haanııım...



Dün kardeşimle aniden Avatar'ı izlemeye kadar verdik. 3D seansı kaçırmamak için koşturduk, yetiştik. Gözlüklerimizi taktık, gözlerimizin ağrımasına, şaşı'rmasına inat filmmin boyutuna girdik :) Tam bir görsel şölendi.

Çok etkileyici bir filmdi. 500 milyon dolara değmiş yani. James Cameron döktürmüş.

Filmden çıkınca durup durup 'çok güzeldi, çok güzeldi' dedim durdum. Aslında konu biraz tanıdık ama bu daha bir güzeldi. Genel olarak kapitalizme göndermeler vardı. Bir sinema sitesinde kızların jeep merakına bile bir gönderme yapıldığı yorumunu okudum, çok güldüm :) Esas kızın yüzü Jake Toruk Maktu'dan indiğinde değişiyormuş. Evet değişiyor ama şimdi anlatmayayım ben filmi :) Sonuçta yok öyle birşey.



Şiddetle tavsiye ederim, özellikle 3D'yi. Gözleriniz bayram etsin. O güzel renkli, ışıklı ormanda olmak isteyeceksiniz.

Uzun zamandır böyle güzel bilim kurgu seyretmemiştim...

Filmin etkisi altında kalmış blog sahibinin notu: Şu fotoğraftaki yüzen dağlar gerçek olsa kafayı yerdim herhalde.

**Fotoğraflar şuradan alınmıştır.

24 Aralık 2009 Perşembe

ayağını sıcak, başını serin tut...

Bir çorap gördüm mikrodalgalara şenlik.



Nasıl yani?

Şöyle oluyor; mikrodalgaya atıyorsun çorabın içndeki buğday kesesini, sonra ayağına giyiyorsun sıcacık oturuyorsun. Fiyatı 49.90tl. 2 tanesi pofuduk olmak üzere 4 renk seçeneği var. Ayrıca aroma terapi özelliğide varmış çünkü içlerinde çeşitli esanslar var. Isınınca koku salıyor :)) Şuradan detaylıca görebilirsiniz.

Derya Baykal geçmiş zamanlardan birinde bunun boyun için olanını yapmıştı. Çok güzel bir boyundanlık dikip içini buğday, lavanta vb. birşeylerle doldurmuştu. Sonra mikrodalgada ısıtıp boynuna bağlamıştı. Çok heveslenmiştim bende. Ama işte unutulup gidenlerimin arasına katılmıştı bu proje bu ürünü görene kadar. Tam içeriğini bulmam lazım yapmak için :)

23 Aralık 2009 Çarşamba

en son izlediğim film...



Dün Vavien'i izledim. Yönetmenliğini Taylan Biraderlerin (Yağmur Taylan ve Durul Taylan) yaptığı, Engin Günaydın'ın yazdığı filmi duymuşsunuzdur.

Hakkında güzel yorumlar okudum. Oyuncuların her çıktıkları programda övgüyle bahsettiler. Bende daha da bir izleme azmi oluştu. Ve nihayet dün izledim.

Kötü eleştiriler olsa da izlerdim ben. Engin Günaydın ve Binnur Kaya'nın hayranıyım. Onların her hali eğlendiriyor beni. Ayrıca İlker Aksum, Serra Yılmaz ve Settar Tanrıöven gibi iyi oyuncularda oynuyor. Güzel bir kadrosu vardı.



Film komedi/dram türünde. Avrupa Yakası'ndaki komedinin beklenmemesi vurgulanmıştı çoğu zaman. Zaten beklentiyle izlememek gerekir hiçbir filmi. Neşeli Hayat'ta sevgilimi beklenti sahibi yapınca öğrendim :) Çok erken öğrendim :) Hem kendi görüp beğenmeli, notunu vermeli insan.



Film başladığı andan itibaren ben Engin Günaydın'ı görünce gülmeye başladım. Mimiklerini görmek, konuşmasını duymak güldürüyor beni. Bu filmde belki başka oyuncular oynasaydı bu kadar güzel gelmezdi bana. Değişik olmuş. Güzel olmuş. Sürekli şimdi ne olacak acaba diye tahminler yürüttüm durdum.

Müziklerine ayrıca bayıldım. Atilla Özdemiroğlu'nun elleri değmiş. Çok güzeldi melodiler.

Sonuç olarak tam bir vaviendi.

Vavien:bir lambayi iki ayrı yerden yakmaya veya söndürmeye yarayan baglantiymiş. Bizim balkonlarda var. Küçükken çok oynardım :)

22 Aralık 2009 Salı

beraberliğimize kaldığımız yerden bir mimle devam ediyoruz...

Paslanmış parmaklardan ve bir yeni yıl hindisinin filozofça düşüngeçliğinden sıyrılmanın vakti geldi. Siz benim tükkanı boş bırakmaz iken, ben teknolojiden uzaklarda, radyonun bile sadece trt fm'i çektiği bir yerde, el ense yatıyorken mimlendim efendim Yıldızcığım tarafından.

Yazıyooor, yazıyoooor. Pinky mim yazıyooor...

1-Kullandığınız parfüm markası ?

Genel olarak Christian Dior Addict kullanırım ama son birkaç aydır Yves Rocher Plaisirs Nature Vanilya kullanıyorum. Hemde organik :)

2-En son okuduğunuz ya da okumakta oldugunuz kitap ?

En son Ofelya'yı okudum. Güzel kitaptı sevdim.



3-En son izlediğiniz film ?

Neşeli Hayat'ı izledim Ankara'dayken. Filme girmeden öncede dinlediğim yorumlara istinaden sevgilime bol kepçe komedi değilmiş, sonu hüzünlüymüş filan dedim. Kendimde bu yorumun beklentisiyle izledim. Sevgilimde öyle izledi tabi. Filmin sonunda adamı hapse filan girecek herhalde diye beklemiş. Bende ona benzer birşeyler bekledim. Ay beklentiyle film izlemek berbat birşey. Tıkayın kulaklarınızı yorumlara, bilinçsiz izleyin filmleri. Benim yaptığımı yapmayın :)

4-Okumaktan zevk aldığınız kitap türü ?

Genel olarak roman okumayı severim. Mitoloji, tarih ve Türk klasikleri favorilerim.

5-Vazgeçemediğiniz,beğendiğiniz giyim markanız ?

Zara'dan vazgeçmem herhalde.

6-Saç renginiz ?

Doğal halinde açık kestane mi, açık kahve mi, koyu kumral mı bir türlü karar veremediğim bir saç rengim var. Ama bu yaşımda beyazlarım da oldukça fazla. Bende kestane kahve rengine boyuyorum :)

7- Göz renginiz ?

Orta kavrulmuş kahverengi :)


Sıradaki mimi Pamuk Prensin Anneciğine, Pofidik Şekere ve Seda'ya armağan ediyorum :)

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

20 Aralık 2009 Pazar

Pinky'den mektup var...



Sevgili Blogcanlarım;

Ben geldiiiimm :)

İnsanoğlu kuş misali, hop orda hop burda.

Çok ara verdim farkettim. Ayağımın tozuyla yazıyorum demeyi isterdim ama temizledim ben onuda her şeyi temizlediğimiz gibi :D Delilleri yok ettik. Bikinileri kaldırdık. Artık yaza kadar yüzemem herhalde. Ama bir yüzdüm pir yüzdüm blog. Ben diyim 1km sen de 2km :P Ne desem yalan olur, ölçmedim. Ne kadar çok yüzdüğümü gerindiğim zaman midemde oluşan ağrıdan anlıyorum. Geçer herhalde sabırla bekliyorum, omuzlarım geçti mesela.

Sadece yüzmedim, kaplıcaya da girdim hayatımda ilk defa. Bilmiyorum bir faydası oldu mu, olmadı mı. Kaplıca da hep ileri yaşta teyzeler vardı. Onlar iyi olduklarını iddia ediyorlar ya biz de şifa niyetine dedik, girdik işte :) Ama ben yine yüzme havuzuna kaçtım küçük çocuklar gibi.

Sadece suda yüzmedim, derimi de yüzdüm :D Hamam ortamını çok seven biri olaraktan biraz hayal kırıklığına uğradım tabi hamamın boyutları karşısında. Mekan Kızılcahamam'da ama tesisin en küçük yeri hamamdı. Bronzluktan eser kalmadı.

Bu arada tüm isteklerime rağmen kar göremedim. Her gece yatarken içimden kar yağsın diye dua ettim, sabah pencereye burnumu sevinçle dayamak istedim ama hep yağmur yağdı kar yağmadı :( Ama kurusun diye balkona koyduğum ıslak pantolonum buz tuttu :) Amaan o burada da oluyor zaman zaman. Bana lapa lapa kar lazımdı ama nerdee. Umudum var belki buraya yağar. Yağar mı yağar. Her 10 senede bir kere yağıyor azıcık :)

Tam ayrılacakken Kızılcahamam'dan şu ağacı görmek istedik. Çok üzücüydü. 6 bin 350 şehidin künyesi ile hazırlanan Şehit Ağacı bu;



Kamp bitti, ben sevdiceğimin yanına gittim. Hasret giderdim. Güldüm, eğlendim, gözlerimde güldü :) Çok güzel zamanlar geçirdik avm gezmeksizin. Avm de gezdim ama annemle gezdim, sevgilimi olabildiğince uzak tuttum dükkanlardan :) Çok daha iyi oldu. Sonra O'nunla Kızılay'da koştura koştura, hoplaya zıplaya gezdik, gördük, eğlendik. Eski 45'likler dinledik, ti lay lay liii ile oynayanları seyrettik, yerimizde oynadık, bir yandan da bloguma girdik, sizleri de azıcık ziyaret ettik. Sonra fark ettim benim blog minicik İpod ekranından daha bi şirin duruyormuş :D Öyle bakınca evimde gibi hissettim kendimi. Çok benimsemişim burayı. Çok özlemişim sizleri blogcanlarım benim.



İşte her veda acıtıyor. Ama özlem de güzel şeydir herhalde. Biraz Pollyanna olalım bari :)



Sevgilerimle

Pinky :)

8 Aralık 2009 Salı

hamama giren terler, yolculuğa gidecek olan yorulur...

Durum budur. Yolculuğa gitmeden yorgun düşülür.

Allah annemin gönlüne göre vermiş. Kendisi hiç sevmez yolculuk hazırlıklarını, bavul yerleştirmeyi. Sen sevmez misin, hooop al sana çok seven bir evlat. Ama son ana kadar yerleştirmeyen cinsinden. Son ana kadar birşeyler çıkıyor çünkü ve verimli yerleştiremiyorum. (Verimli mi? Bavuldan et, süt ,yumurtamı alcan Pinky?) Siz hiç küçük taşları büyük taşları kavanoza yerleştirme mantığını duymuş muydunuz? Nerden bulduysam işte ben, küçücükken okudum bunu ve yerleştirme felsefem bu oluverdi. Olayın daha çok fiziki yönü beni ilgilendiren kısmı :D Böyle bir takıntım daha var benim.

Birde yolculuktan döndükten sonrası var, o konuda daha önce yakındığımı hatırlıyorum :)

Bitti sayılır herşeyler. Oldukça az eşya götürmeye gayret ettim. Valize girerken aradan seçip çıkardıklarım bile oldu :)

Sonra bebişe örüp götüreceklerimiz geldi elime. Pembiş pembiş olduğundan buraya resimlerini koyayım dedim. Hem belki örmek isteyenlere de fikir olur ;)


Annem ördü bu patikleri ama bende öğrendim. Çok zevkli patik örmek :)


Battaniyenin çoğunu ben ördüm. 120*120 cm oldu. Başlarda pek azimliydim. Büyük olsun diye bütün şişi ilmekle tıka basa doldurunca sonlara doğru bana sıkıntı geldi. Ve annem ördü bitirdi :)



İşte böyle kuzular ben kaçar :) Yarın gün doğar doğmaz yollardayız. Benim bir dizüstüm bile olmadığından yayınımıza kısa bir ara veriyoruz.

Yeniden görünceye kadar kendinize çok iyi bakın. Esen kalın, pembe kalın, mutlu kalın. Benim dükkan da size emanet. Kutucuğumun tükkanın kapısının önünde tavla oynanıyormuş. Bende isterim ;D

Dükkan sahibinin notu: Ankara'ya gittim, gelicem...

7 Aralık 2009 Pazartesi

tavşan kaç para para pom...

La Senza'yı daha çok seviyorum aslında, daha çok pembe ürünü var :) ama Oysho'da güzel. Bazen Oysho'ya sadece aksesuarlara bakmak için giriyorum. Yada annemi öyle kandırıyorum. Sokağa pijamayla çıkıcam yakında ama hala gözüm pijamalarda :)

Ama yani Pinky şu soldaki alta bakınca giymek istiyor yahu :) Tam olarak pembe değil ama çook güzel, pastel pastel...



Giymiş kadar oldum :)

Neyse ne diyordum. Artık Oysho'ya aksesuarlara bakmak için giriyorum. Son girişimde şunu aldım;



Tavşi çok hoşuma gitti. Kendimi harikalar diyarındaki Alice gibi hissettim :) Kasada herşey güzeldi, eve geldim bir baktım ki taşının biri düşmüş. Geride götürmedim. Nasılsa satılıyor o taşlardan. Alıp yapıştırmak gerek.

Pembesi de güzel olurdu aslında :)

Şimdi pembe diyince aklıma pembe ürün yok diye bir sezon Mango'ya girmeyişim geldi. Ondan önceki sezon montuma varıncaya kadar pembe bir sürü şey almanın verdiği pembelikle! kızmıştım Mango'ya :D Neyseki artık pembeden başka renklerde giyiyorum. Ama evde pembeyim :)) Pembelerim canım benim...

bir kuş gider bir kuş gelir demişti zaten bana...


Görkemcanımdan gelmiş kargo :)

Neler göndermemişkii..

Ağaç süsü ve melek şeklinde çikolatalar, küpeler, takma kirpik :), ponponlu bir yüzük, çok şirin bir makyaj çantası (tam da bu boyutta bir makyaj çantası lazımdı), Yves Rocher çilekli banyo tuzu, mis kokulu portakallı tarçınlı çaylar, güzel bir kart ve çok güzel bir kuş.



Çikolataları ağacıma takıcam gidip gelince. Yılbaşına kadar yemek yok, kardeşimden itinayla saklıyorum :)

Takma kirpik performansımı ilerleyen günlerde görebilirsiniz belki. Yapabildiğimde :)

Hepsi çooook güzel Görkemciğim. Çoook ama çoooook teşekkür ederim kuzucum. Ay ne güzel arkadaşlarım var benim böyle :D Ne şanslıyım...

Şimdi hazırlıklarıma pür neşe devam edebilirim...

hummalı çalışma...

Dünden beri böyle heryerlerim ağrıyor. Anneciim dün hastaydı, başı dönüyordu fıldır fıldır evin annesi ben oldum bu panik halimle. İlk başlarda elim ayağıma bir hayli dolandı çünkü sevdiğim biri hasta olunca panikli bir psikopat oluyorum. Neyse kendimi çok kasmışım sanırım evin işine, yolculuk hazırlıklarına (Kızılcahamam Kaplıca Sağlık Turizmi :p ), anneme her dakika 'iyi misin anne? ' diye sormalara, bir baktım çenem bile ağrıyor. Kasıldım yani. En sonunda uyuyakaldım, yatağıma zor attım kendimi.

Bugün annem iyi neyseki. Dönmeler durmuş, yatmak istemiyor başı uyuşmasın diye, iyi olduğunu iddia ediyor. Ve hummalı bir temizlik yapıyoruz. Yarından sonra sabahın köründe yollardayız çünkü. Daha valizi yerleştirmeye bile geçemedim. Henüz ince hırkalarla gezdiğimizden kazakları çıkarmamıştım ve yer yer yıkanması gereken kıyafetlerim mevcut. Daha onları yıkama aşamasındayız.

Ayy durun kargo geldi :))

Detaylar asssonra...

6 Aralık 2009 Pazar

mağazalarda hep yeni yıl hazırlığı olsa...

Nasıl seviyorum aralık ayını. Yılbaşı yaklaşınca mağazalarda yerini alan renk topları, süsleri, mumları çok seviyorum. Kocaman bir koli yeni yıl aksesuarı dolu ama gözüm hala yeni başkalarında. Seviyorum böyle gidince :)

Koçtaş çok güzel şeyler getirmiş bu sene. Şahaneler. Hele bir dantel kuş var ki bayıldım bayıldım... Bildiğin kolalanmış dantel. Dikiş filan yok, silikonla yapıştırılmış. Aynısının kalp ve yıldız şeklinde olanları da var.





Çoraplar ve geyikler en dayanamadıklarım.



Bu toplar çok şeker.

Bu minik çoraplara bayıldım.

Bu peri kızı ise ağacın üstü için.


Devamı için şuraya bakabilirsiniz.

Ben annem tarafından frenlendim, hiçbirinden alamadım. İhtiyacımız yok, dediğim gibi çok fazla aksesuar var. Ama şunlardan aldım Migrostan. Böyle mandallarımız yoktu mesela :)



Ne güzel birşey bu yeni yıla girme coşkusu :)

Kutu Kutu peembee...



Çook Sevgili Kutucuğum bana pembiş pembiş hediyeler göndermiş :) Tüylü pembe kutu, pembe bir prenses defteri, tüylü kelebekli kalemi ve çok güzel bir kart geldi. Çoook güzeller Kutucum, çooook teşekkür ederim.

Dün elime ulaştılar. Ama dün bilgisayarım çökmek üzere olduğundan yazamadım. Kardeşim gece format attı da kurtuldum 15 dakika da açılan sayfalardan.

Pembe haftasonları blogcanlarım :)

3 Aralık 2009 Perşembe

bir kuş cıvıldadı...

Sabah bir kuşla konuştum been :) Günüm şenlendi. Sonra arkasından kedi maav'lamaları da duydum. Daha önce o kedilerin annesinin sesini de duymuştum :)

Cıvıl cıvıl geçti işte bu yüzden benim günüm.

Şimdi oynama sporu yapalım hadi bakalım ;

deniz ve güneş, sordular seni, neredesin?..

El emeği göz nuru, tamamen organik bir AŞK bu. Sevgiliye...





Biraz dalgalı ama her daim güvenli...


Resimde görmüş olduğunuz eser, 2 gün önce sevdiği başka şehirde olan iki aşık kuzen tarafından itinayla yapılmış olup, yayınlanışının bugüne gelmesi tesadüf değildir. Özenle bugün zamanlanarak, beklenmiştir.