31 Mart 2010 Çarşamba

yeminimi bozdum uleeyn...

Buna yemini bozmak değil de ses vermek diyelim. Bi 'ce-e' deyip kaçayım ben yine.

Özledim seni blog. Bir karikatür koyayım, neşemizi bulalım.



Tweety gibi sallana sallana çalışıyorum. Aynı yerleri tekrar tekrar okuyorum. Anneciiim ben tweety mi oldum yoksa? Ne sevimliiii.

Uykulu gözlerle dönüp rüyamdan sayıklıyorum anlamlı anlamsız. Hemde sanki kitap önümde ve okuyormuşum gibi, sular seller gibi.

Beynimi su bastı. Nerde bu devlet, bu belediye?

Ayrıca;

Bir çağlada bir solucan bulmaktan daha kötüsü nedir blogcanlar sorarım size?

cevap veriyorum: yarım solucan bulmak. böğğh :)

Yaşanmış bir gerçektir bu. Yook yok ben yaşamadım. Yaşayan kişi solucanı tek parça halinde görünce kendini kutlamış ve bunu söylemiş. Bravo ona.




Kaçtım :)

23 Mart 2010 Salı

gülmüyor yüzüm hayat zor oldu, güller susuz kurudu soldu...

Uyanmak istemiyorum sabahları. Gözümü yarım açıyorum sonra tekrar kapatıyorum ve anında derin bir uyku. Bu 5,10,15 kere tekrarlanıyor uzun süredir hergün.

Sınavlar yaklaştı, kalbim ağzımda. Annem beni bilgisayar başında görünce kızgın bakışlar atıyor. Sadece üç numaralı bakışını atsa iyi tabi... Bende ders çalışmam lazım diye oturup masanın başına esnememeye çalışıyorum, sıkılmamaya çalışıyorum. Anlamadan okuduysam baştan alıp yine sıkılmamaya çalışıyorum. Dikkatim çok dağınıktır benim :(

Kalbimi herşeye ferah tutmaya çalışıyorum.

Ama yine en ufak bir araba sesinde yolun ortasında kalıveriyorum. Bu komşularda beni her gümbürtüleriyle deli edecekler. Köstek oluyorlar paniğime.

Ağlasam gözlerimin önündeki bulanıklık açılır mı ki?

Uykum, zihnimin bulanıklığı ve bu uyuşukluğum açılır mı?

Bir bayanla konuşmuştum bir yerde, o şöyle demişti; sabah nasıl uyanırsan günün öyle geçer. Bu sözü zaten biliyordum da hiç denememiştim. Denedim, gerçekten doğru. Kötü uyandığımda tekrar uyuyup iyi uyanmayı bile denedim ama değişmedi sonuç.

Bu sabah işte böyle kötü uyandım, yüreğim ağzıma geldi. Ondan herşey.

Buraya kötü şeyler yazmayacağım diye direniyorum ama bazen direnemiyormuşum demek ki.

Şimdi benim 10-12 gün kadar bu bilgisayara oturmamam lazım çünkü çok aklımı çeliyor. Dersime bakmam lazım.

Kendinize iyi bakın bilogcanlarım.

mutluluk kuşun kanadında...

Son günlerde evden çıkmadığım zamanlarda bile mutlaka aşağıya inip posta kutusunu kontrol ettim. Yolunu dört gözle bekledim. Kaybolmasın diye dualar ettim. Ve sonunda geldi. Geldiğinde bir yere gidiyordum ve hemen açmadım. O mutluluğu eve erteledim kendimi zor tutarak.

Görkemciğimden geldi o kart cuma günü :)



O kadar güzel bir his ki yalnız ben hisstmemişim Damlocanda hissetmiş ve yazmış. Bir hafta önce O'nun elindeydi. Çok gülümseten birşey bu. Sadece resimlere bakınca, yazdığı beni çok duygulandıran güzel şeyleri okuyunca gülümsemiyorum. Resmin üzerinde farkettiğim parmak izinin daha gerçekçi hissettirmesine daha bir gülümsüyorum :)

Çok güzel bir gelin oldu bizim pembe ayakkabılı kuşumuz. Fotoğraflar çok güzel, çok tatlı biliyorsunuz. Ama elimde onların olması daha da güzel bir duygu. Artık yatmadan önce okuduğum kartlara ve notlara resimlerde eklendi :)

Çok teşekkür ederim Görkemcanım, çok mutlu ettin beni. Sana şimdilik en kocamanından bir öpücük, bir de yeni şakayığımın fotoğrafını gönderiyorum. Seversin değil mi Canimu :)





**Çiçek coşturan vitamini verdim ve sahiden katmer katmer coştu çiçeğim. Bilemiyorum belkide sevdadandır :) Çiçeğe sormak lazım

22 Mart 2010 Pazartesi

radyasyondan koşarak kaçmayan Pinky...

Evet o benim. 18 yaşını geçtiğimden ve hamilelik gibi bir şüphem olmadığından annemin yanında rahatça dolaşıyorum, kaçmıyorum. Zaten 24 saat içinde vücuttan doğal yollardan atılacakmış.

Anneciğime bir tetkik için radyoaktif madde verdiler, adı Talyum. Kalp damarlarını inceliyorlar. Kalp hastası değil ama bu ara genel bir muayene oluyor. Her şey yolunda mı öğrenmek için. Çalışırken işi bırakıp hastaneye gitmek gibi bir lüksü yoktu. Biz hastalandığımızda bile kendimiz giderdik hastaneye. Neyse unutalım onları, devletin işi yürüsün. Her şey yolunda şimdi ama işte hastane ortamı, yorucu ve sinir bozucu. Allah sağlık versin herkese.

Radyasyon kaçmak deyince Cem Yılmaz'ın şu esprisini izlemezsek olmaz.

19 Mart 2010 Cuma

sevdiklerimin, sevindiklerimin çok olmasını umduğum gün...

Herşeyi yapmak istediğim ama ne yapacağıma karar veremediğim kumaşlarım var benim.



Karşıdan karşıya baktığım kuşlarım var benim uzaktan uzaktan sevebildiğim. Karşı apartmandalar ve yuvalarının bulunduğu cam açılmıyor. Neyseki annesi iyi bakıyor, büyütüyor. Her sene birer ikişer doğaya salıyor onları. Duvardan da bellidir :)



Kulağımda da şu şarkı var.

16 Mart 2010 Salı

eğer bir masal perisi girerse rüyalarına, mutlu dersin gül güzeli...

Etsy beni deli ediyorsun kuzum. Şu şahanelerdeki kullanılan malzemeleri buradaki incik boncukçularda göremedikçe daha da deli oluyorum. Ağız tadıyla ilham bile alamıyorum yahu. Hayran hayran bakıyorum sadece.

Hepsini hepsini istiyorum.

tık tık...

tık tık...

tık tık...

tık tık...

tık tık...

tık tık...

tık tık...

tık tık...

tık tık...

tık tık...

Tık tıklar aynı zamanda kalp atışlarım. Güzellikler görünce çok mutlu oluyorum :)

15 Mart 2010 Pazartesi

güneşli ve mutlu...

Dün şahane bir gündü. Gökyüzü çok açıktı ve güneş çok yakıcıydı. Ceketimin içine sadece kısa kollu tişört giyerken üşürüm diye endişelenmiştim ama o ceket çok durmadı üstümde. Hatta şöyle anlatayım kolumda bilekliğimin izi bile çıktı.



Uzun zamandır böyle doğaya salmamıştım kendimi :) Sessizliği, sakinliği, doğayı ve parkı çok özlemişim. Doğa, kuşlar, çiçekler ve vakvaklarda beni özlemiş olacaklar ki güzel güzel poz verdiler bana.


Kayaların arasından açan azimkar çiçeklere azimlerinden ve güzelliklerinden dolayı yine hayran kaldım.



Mimozalar bahara uyandı uyanacak.



Aaa birileri uyanmış, pıtır pıtır açmış.



Ne tür olduğunu bilmediğim bir kanatlı konmuş sarı çiçeğe. Arıların hızına yetişemediğimden bu türle idare ettim :)



Bebişim beniiim.

Ne zaman kuş fotoğrafı çeksem heyecanla anneme gösterirken böyle dediğimi farkettim.



Denize bayıldığımı duymayan kalmamıştır sanırım. Peki sonsuz denizi rüyamda gördüğümde neden bana kabusmuş gibi geliyorki. Çok saçma bir bilinçaltım var. Neyse siz onu boşverin de falezlere, denize girenlere, güneşlenenlere bakın :)




Aman da aman çil horoza bakın. Kaçırmasınlar, damdan dama uçurmasınlar seni çilli bombom.



Ve tabiki vakvaklarım. Çocukluğumdan beri hep bu parka gelirim ama hiç havuzu boş görmemiştim. Neredesiniz vakvak kardeşleeer.



Yeşil vadiye pikniğe gitmişler.



Havuzda yeşil başlı gövel ördeğe kalmış.



Gözleri mavi mi ne?



Bu güzel ördekle postumu noktalarken herkese güzel, güneşli ve mutlu bir hafta dilerim :)

14 Mart 2010 Pazar

bayan kuş...

Bizim evin baykuşu benim. Herkes yatıyor ben ayaktayım. Aslında bu hafta başından beri bende tavuk moduna geçtim, geçirildim. Kardeşim bir spor mağazasında (reklam olmasın :p )işe girdi ve ilk birkaç gün erken kalkmaya alışmanın verdiği stresle benimde uyumamı istedi. Bende bilgisayar yerine radyoya sarıldım. Radyo dinlerken uyuyakaldım ki hiç sevmem telefon yanımdayken uyuyakalmayı. Telefona zarar vermek bir yana, kendimde olmadan kendimden geçmeyi sevmem. Sevgiliyle ilk zamanlarda konuşurken bile uyuyakalmışlığım var. Ayıp yani :) Bu nasıl bir kendini bilmezliktir sorarım kendime. Bu durumda evin baykuşu ünvanımı da geri veriyorum. Baykuş kuşu değilim.

İçimden yazmakta gelmedi hiç ama kızdım kendime, uyuşukluğuma. Hadi dedim bi ses vereyim :)



Bugün kendimi doğaya salmak istiyorum umarım bir mani çıkmaz, hava bugünkü gibi olur. Sessiz sessiz oturup, kuş sesleri dinleyip, güneşimi almak istiyorum. Yeşil başlı gövel ördek görmek, fotoğrafını çekmek istiyorum. Ama sessiz olsun lütfen ortam :)



Kahve içmeyi özlediğimi fark ettim bugün misafire yaparken ama içeceksem kafeinsiz olmalı. Kafein feleğimi nasıl şaşırtıyor görseniz korkarsınız. Kahveye karşı bir dokunun, bin ah işitin benden. Aman durun ne dokunun, ne işitin :)

Bu arada ben 10. kilomu da verdim çoktan. Hatta bi 500gr daha verdim farkında olmadan. 60'ın altına indim. Nasıl olsa veriyorum diyip çikolata yeme özgürlüğüme kavuştum. Artık canım yemek istiyor, eskiden istemiyordu. Birde çok sık acıkıyorum. Bu bana göre çok, anneme göre az yememden kaynaklanabilir. Göreceli tabi. Demekki az az, çok öğün yenince oluyormuş ama bunu on kilo vermeden önce söylendiğinde gülüyordum nasıl olacak diye, oluyormuş işte. Birde 2 sene önce giydiğim bir elbisemin içine bile bol geldim, evlere şenliğim. Hafiflemek güzel şey. Herkes umduğu kiloda olsun inşallah.

İyi ki yazasım yokmuş :)

Herkes harika bir pazara uyanır umarım. Çook keyifli bir gün diliyorum hepinize :)

11 Mart 2010 Perşembe

Pinky Pasaj'da...

Çok Sevgili Blogcanlarım;

Bugün burada pasajım Pinky'nin el işleri'nin açılışı için toplanmış bulunmaktayız :) Sözü çok uzatamıyorum, heyecanlıyım, mutluyum.

Vee pembe kurdelemizi keserekten Pasajımı açıyorum. Hayırlı olsun :)



Kekler ve içkiler müessesemizin açılış ikramıdır. Hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim :)









** Fotorğraflar şuradan ve şuradan alınmıştr.

8 Mart 2010 Pazartesi

kırmızı başlıksız gün...

Oscar'ı seyredecektim sözde ama tam başlayacakken pes etti gözlerim. Kırmızı halı çilesine dayandım. Sarah Jessica Parker'a yine bakamadım. İyi kadın, hoş kadın da korkuyorum ben bakmaya. Gözlerinden ışın çıkacak gibi bakıyor. Madonna ve Angelina Jolie gibi olan kollarına hiç girmemeyim. O daha çok korktuğum bir unsur. Aşırı spor iyi birşey değil zannımca.

Sabah kötü haberlerle uyandım. Halbuki güzel bir gün olmasını ummuştum.

Sonra menopozlu bir insandan beter oldum. Ateşler bastı, terledim, soğudum, üşüdüm ve yine terledim. Derken midem sancılara daha fazla dayanamadı.

Bir şey yiyemediğimden yorgun duştüm. Türk filmi izlerken uyuyakaldım.

Şimdi gözlerim şiş. Beynim allak bullak. Haberleri seyredemiyorum, dayanamıyorum. Böyle işte.

Birde kadınlara hakları olan saygı ve sevgi her gün verilmeli. Böyle şeylerin tek bir güne sıkıştırılmasını sevmiyorum. Kutlanan şeyin normal yaşamda da bir yeri olmalı. Yoksa yılda bir gün kutlansın, geriye kalan her gün çeşitli şiddetler görsün, düşüncelerine önem verilmesin, kadın diye aşağılansın. Nerede kaldı kutlanan şey?

7 Mart 2010 Pazar

gün güneşli, insanlar neşeli...



Hava biraz ısındı ama benim bahar uyuşukluğum baş gösterdi.

Bilmiyorum sıkıntılıyım bir-iki gündür. Hava değişiyor ya ona bağlıyorum işte neye bağlıyayım başka. Aslında sıkılmamam lazım yani çünkü yaz geliyor yavaş yavaş. Bakın seviniverdim şimdi :)

Evimdeyim, huzurluyum, evimi seviyorum, oturuyorum. Bugün bir hafttadır ilk defa avm gezdim, pekte memnun kaldığım söylenemez. Yeni sezonda her şey çok güzel çünkü :) Saymaya kalksam listem sığmaz buralara. Herşey bu kadar güzel olmak zorunda mıydı sanki? En iyisi indirimlere kadar beklemek. Hem şimdi alsam nereye giyiyorum, o kadar ısınmadı hava :) Ne güzel kendimi engelliyorum bakınız sayın seyirciler. Düşünceli evlat Pinky :) Hem bu havada ne işim var kapkapalı alışveriş merkezlerinde. Ayaklarımı uzatip denizi seyretmeliyim güzel bir parkta.



Gezerken gezerken bi mağazada bikinileri, birinde de parmak arası mis kokulu terlikleri gördüm. Terlikler bildiğiniz Barbie bebek gibi kokuyordu :) Sonra eve geldim Hawaiian güneş kremimi kokladım.

Hawaiian demişken aynı onun gibi kokan bir krem buldum kışlara şenlik. Adı
Queen Helene Kakao Yağı Losyonu. Mis gibi miss.. Kendini plajda hissediyorsun :) Yani koklayınca öyle oldum, sürünce nolurum bilemem. Koskoca dokuzyüzküsür gramlık krem bir alana bir bedava hemde 24 liraya. Sür sür bitmez :)

Bu da böyle hindistancevizi ve deniz kokulu bir yazı oluverdi :)

**Hindistancevizi dedim ama hepsi Hawaiian'in yüzünden. Yoksa bu kremin içinde zerre hindistancevizi yok :) Mis gibi kakao kokuyor. Ve ben hala denizde hissediyorum kendimi.

2 Mart 2010 Salı

Pofidik hediyeler...

Adı gibi Pofidik şeker O. Pofiş pofiş geliyor sesi :)

Bana sadece aldığı fırçalardan gönderecek zannediyordum ama şöyle şeker bir paket geliverdi bu sabah.



Paketi açmadan önce fotoğrafını çekiyorum ya, o nasıl zor bir süreçtir anlatamam size. Açamıyorsun,makineyi almak için koşturuyorsun, bekliyorsun, meraktan çatlıyorsun...

Açınca içinden çıkanları tek tek seviyorsun :)



Sihirli rujum (beyaz ama sürünce pespembe oluyor ve çook kalıcı), şu anda bitmişleri bilgisayar masamın yanında duran sakız ve şekerimin aynısı (kardeşim biliyor muydu abla dedi, kahin o dedim), sıcak çikolatalarım, zeytinyağlı, mis kokulu el kremim, pembiş keçe kuşum, çilekli şahane kokulu vücut peelinglerim, minik uğur böcüğüm, çiçekli lifim, içi kalpler dolu Pofiş fermanım veee yumuşacık, şeker gibi fırçalarım oldu beniiiim :)

Birde buradan teşekkür ederim Pofişciğime ;) Çok beğendim hepsinii...