13 Ağustos 2010 Cuma

Sevgiliyle Side ve Manavgat gezimiz...

İstanbuldan geldiğimizde ilk önce sevgilim klima yüzünden hasta oldu. Phaselis gezimizden sonra da ben hasta oldum. Ah bu klimalar varlığı bir dert, yokluğu başka bir dert. Yaz günü bronşit oldum daha etkileri devam ediyor, tam iyileşemedim. Neyse işte kendimizi biraz toparlayınca kafamızdaki Side gezisini yaptık.

Ben çok küçükken gitmiştim Side'ye. Görünce biraz hatırladım gördüğüm yerleri. Annemin bana aldığı, benim başıma bağladığım pembe ve cıngıllı şeyi :)

Side'ye gitmek için Antalya terminalinden Manavgat otobüsüne biniliyor. Bindiğimiz otobüsün Side'ye giden servisi varmış. Manavgat-Side arası 2km, çok yakın.

Servisten inip az yürüyünce sütunlu caddede bulduk kendimizi. Sonra yol boyu agoraların yanından yürüyüp müzeye girdik.





Müze gerçekten çok güzeldi. Heykeller, lahitler, sfenksler, kullandıkları eşyalar, kandiller, koku şişeleri, yüzükler, kolyeler, küpeler, hatta iskeletleri, hepsi çok etkileyiciydi. Yaşadıklarına iyice emin oluyorsun. Efsanelerini şimdi aklımız almasa da, var olduklarını bilmek güzel. Taşların üstüne tarihlerini kazımaları çok güzel. Mesela adamın biri meslektaşlarının birlik ve beraberliği için bir sütun yapmış ve üstüne yazı yazmış. Sonunda da "mutluyuz" demiş. Adam mutlu :) Eee bize ne Pinky bundan demeyin. Aurelius duygusunu çook gelecekte birine aktarıyor, entersan değil mi? Sonra onları keşfetmek çok güzel. Bütün bunları bulanlar nasılda sevinmişlerdir.











Athena'nın heykeli ve Afrodit'in doğuşu.



Süslerine püslerine önem veriyorlarmış :) Bir de moda tekerrürden ibaret galiba. Takılar şimdi satılanlara benzemiyor mu? :)



Müzenin açık olan bölümünde Zafer tanrıçası Nike'ın heykeli ve heykelin altında kanadı, lahitler, lahit parçaları ve miğfer, zırh ve kılıç kabartmaları vardı.



Tarihi eser fazla gelmiş sanırım çünkü tuvaletlerin kapısında bile kullanılmış. Yada hemen yandaki atölyede imal edilmiş, bilemedik.

Eserlerin arasında gezen horoz kameralarımıza poz verdi.



Müzeden çıkınca ilk resimde görünen Vespasianus anıtının yanındaki kapıdan geçip tiyatroya gittik.

Side antik tiyatrosu 15.000 kişilik kapasiteye sahipmiş. Uzun süre orada durduk sanırım ama güneşin bağrında çok yandık, çook sıcaktı.



Sıcaktan bunalınca denize kaçtık.

Kumsalı ve denizi çok güzeldi. Yüzdük, yüzdük serinledik. Küçüklüğüm Lara'da geçtiğinden sanırım ince kum olan plajları seviyorum. Ama farkında olmadan eve çok kum taşıdığımızdan annem sevmez :) Artık kumdan arınmayı öğrendik, problem yok.



Plajda uzun bir zaman geçirdikten sonra Apollon Tapınağı'na gittik. Bir amcaya nasıl gideceğimizi sorduğumuzda bize elleriyle bazı sütun şekilleri yaparak "Şu üç tane taşı mı soruyorsunuz?" diyerek tarif etmeye başladı. -Yorumsuz-



Sonradan 5 tane sütun restore edilip ayağa kaldırılmış tapınağın bir köşesi. Turistler gün batımında burada fotoğraf çektirmek için sıraya giriyormuş. Gündüzleriyse yerdeki taşların üstüne çıkıp çıkıp fotoğraflar çektiriyorlardı. Tarihi esermiş filan dinleyen yok, yapmayın diyen hiç yok.




Bütün sıcağa rağmen, hatta delirten sıcağa rağmen çoook güzeldi. Güneş tanrısı Apollon yaktı bizi, kavurdu bizi. Bir dahaki sefere bende turistler gibi gün batımında gitmeyi düşünüyorum. Sevgilim çok sevinecek bu düşünceme :)

Dönüş yolunda çekçeklerle Manavgat minibüslerinin durağına gittik. Oradan da Manavgat'a gittik. Amacımız taze tutulmuş balık yemekti ama bize Manavgat çayı üzerindeki köprüde bir lokantayı tarif ettiler ve oraya gittik. Şimdi öğrendim ki o aradığımız balıkçılar Manavgat Şelalesi'ndeymiş. Aslında biz Manavgat Şelalesi'ne de gitmek istedik ama vaktimiz kalmamıştı. 20 dakikada bir geçen Antalya otobüsüne binip evimize geri döndük. Bir dahaki sefere artık ;)

Son olarak Antalya'ya gelirseniz mutlaka Side'ye uğrayın derim. Çok güzel bir yer, çok.

3 yorum:

  1. ben yaklaşık olarak 15 ya da bilemedim 17 sene önce gitmiştim sideye. evet tahmin edeceğin üzre portakalda vitamindim nerdeyse. ama bak o zaman da yüzme biliyomuş venişpenpem. akdenizli olmak zor zanaat di mi şeker.

    neyse ben bi hata yapıp sideye gittim. iğrenç mi iğrenç bi yolculuk geçirerek. sonra iğrenç bi yerde kalarak ikinci hatamı yaptım. takdir edersin ki o zamanlar kararları ben vermiodum. dangalak bi herifin evinde kaldık. güya o evi kiraladık biz, bizden yaşca büyük bekar akrabalarımız ve ablamla. adam pisskopat. bize evi kiraladı yemekten yemeeğe gidiyor evine. zorla acı acı antep sofrasından yemekler sunuor bize. yemediğinde de azarlıyordu. manyaktı o adam kesin kesin.
    neyse sahiline gittik deniz de iğrenç, yosunlu mu yosunlu. allahım dedim sana geliyorum. evet benliğimin ilk isyanıydı belki de o. engin koç sahilde koşuodu. o da hayatımın ilk canlı ünlüsüdür zaten :D

    sonra akşam herkes dışarı çıkcak adam sen nereye otur evde küçüksün dedi bana. sinirden öleceğimi bugün gibi hatırlıorum. bana babam bile karışmaz yahu diememişim işte, portakalda vitamin olma durumu. ablam tabii aslan ablam ben nereye o oraya dedi ehehe hep mantıklıydı benim aplişko ya.

    öyle işte. sonra dangalak bi havuza götürdüler orda da mikrop kaptım.
    işkence mode on.

    yani side deince benim aklıma pek güsel şeyler gelmiyor. ama sen çok güsel gezmişsin, kıskandım, çat çat çatladım :D side hakkında fikirlerim deri değiştiriyor sanırım. hem artık küçük de değilim :D (eheh büyük de değilim ama :p)


    neyse elbise de pek yakışmış. öberim :)

    YanıtlaSil
  2. ayy tabii ki bi de geçmiş olsunnnn çokk! geçmiştir hem. evet evet geçmiştir bence de :D

    YanıtlaSil
  3. vaah benim damloom çok kötü bir side tatili olmuş, aklına gelenlerden sonra haklısın canım. şimdi denizi güzel, o adamda gitmiştir çoktan. sen yine gel bak ;)

    elbiseyi de kim aldı ;)

    geçti sayılır geçti. yinelemesin diye oda sıcaklığında saklıyorum kendimi :))

    YanıtlaSil

susma! konuş hadi anlat şeker insan :)