29 Ocak 2010 Cuma

brr.. bu yağmur, bu soğuk. geçse keşke...



Bu akşam saçımı boyamıştım ve yıkama zamanı gelmişti. Daha boyayı saçımdan akıtamadan apartmanın elektiriği gitti. Yani şofbende gitti. Taşıma suyuyla değirmen dördürdük. Apartmanca çok yüklenmişiz sanırım ama yağmurunda etkisi olabilir dolaylı yollardan. Çok yüklenmeyelim efendim şu elektrik denen şeye. Vallahi karanlıkta kaldığıma mı yanayım, boyalı kaldığıma mı çözemedim. Rezillik diz boyu. Saçlarımı yanmadan kurtardım ya ona şükrediyorum. Tabi birde üşütüp hasta olmadığıma, henüz! Üşüyorum, öyleyse? Bilemiyorum. Dua ediyorum sağlam kalmak için.

Bizim telaş gittikçe artıyor. Geri sayım çoktan başlamıştı. Yarın 'misafir ol gel bana, börekler açayım sana' şarkısı eşliğinde, baklava börek açacak olan teyzemi seyredeceğim :) Kasabın önündeki kediler gibi seyredeceğim, sonraki günlerde de yiyeceğim inşallah :) En çok bu kısmını sevdim. Tatlı telaşlar bunlar...

Sadece bunlar olsaydı keşke telaşlar ama işte oluyor bir çok çeşit telaşlar. Uykumda bile birşeyler yapıyorum. Bizimkiler karşılıklı görüşmeden organize olamıyorlar tek başlarına. Kararsız element gibiler. Toplanınca oluşuyor birşeyler. Organize işler işte.

Şimdi dinleneyim de enerji toplayayım. Seyretmek için değil sadece canıım. Sarma sararım belki minik minik, parmak parmak. Sonrada bebişler yoldan gelir onları severim :)

26 Ocak 2010 Salı

hay dilimi eşek arısı ısırsın...


Benim bir kardeşim olacağını öğrenmiştim. O doğduğunda annemin karnındaki şekerler, çikolatalar, oyuncaklar geleceği vaadiyle kandırılmıştım. Kardeşten çok hediyeleri bekliyordum.

Günlerden bir gün kardeşim doğdu. Hediyeler filan geliyor ama bir sorun var. Hepsi ona geliyor. Beni düşünen yok :( İşte bende o zaman bir kıskançlık baş göstermişti. Ne vardı sanki büyük ablaya da iki çikolata, kalem malem bir şeyler getirselerdi. Şimdi bi çocuğun kardeşi olsa önce büyüğü düşünüyorum. Ona hediye alıyorum, ilgi gösteriyorum.

Nerden geldi ki şimdi bu aklıma.

Hıı.. Nasılsın sorusundan. Sorunun aklıma nerden geldiğini hiç bilmiyorum. Nasılsın sorusu bende kardeşimin doğuşunu çağrıştırıyor. Çağrışım şöyle;

Eve gelen giden çok fazlaydı. Tahminen 19 yıl önce bu zamanlar, ışığı gören geliyor bizim topacık bebeği sevmeye. Annemin ne kadar arkadaşı varsa geldi birgün. Şefler, müdürler de geldi. Birtanesi bana ilgi gösterdi. Halimi hatrımı sordu, 'Nasılsın' dedi. Peki ben ne dedim? 'Burnun kapıya kısılsın'. Kadıncağız anlamadı, 'efendim' dedi. Ben yine ama bu sefer çekinerek 'burnun kapıya kısılsın' dedim. Kadıncağız afalladı, anlamadı, güldü geçti. Ama bana kızdılar zekamdan şüphelenecekler diye sanırım :) Bu soru cevabı yeni öğrenmiştim amcamdan. Normal birşey zannediyordum. Yani şimdi bakınca da pek anormal gelmiyor ama :) Daha 4,5 yaşındayım. Ne var yani uyduruk bi şaka. Ama kadın şef ya kızdılar tabi, sen her öğrendiğini neden söylüyorsun diye. Bir daha da öyle şeyler öğretmediler.

Şimdiki çocuklar daha fena şeyler söylüyorlar. Küfür müfür alabildiğine. Sokakta ufacık çocuklar nasıl laflar ediyor. Benimki solda sıfır yani.

25 Ocak 2010 Pazartesi

aaa, uzun zamandır görmüyordum sizi...



iyi ki daha fazla kilo vermemişim. Yoksa maazallah uçardım yani :)) Öyle uçurucu bir fırtına var. Panjurlarımız ıslık çalıyor. İki gündür buz gibi esiyor. 9 dereceymiş doğruysa(yalaaan) ama daha soğuk bence. Bir ekmek almaya indim parmaklarım buz tutacaktı. Dağlar resimdeki gibiydi. Aslında bu manzara bize bayağı uzak ama soğuğu oldukça net.



Sabah 11'den beri 'Alo, evdeyseniz size uğrayacağız' diyen 2 ayrı başka şehirdeki akrabalarımız ve bizim buralarda işi olan bir arkadaşı art arda ağırladık. Bi mısırdaki dedem gelmedi. Biri çıkarken diğeri girdi hep. Misafir ağırlama günümüz daha yeni son buldu. Bu kadar uzak ihtimaller ilk defa aynı günde buluştu. Ama iyi ki haber vermemişler. Ağırlamak birşey değilde zamanlama konusunda afallayabilirdik. Ama herşey ayarlanmış zaten kendiliğinden :)

Bu hafta neyi ne zaman yapsak acaba telaşındayız ailecek. Kendi haftalık işleyişimize kuzenimin nişanı eklendi ve telaş başladı. Kuzenim aynı gün içinde hem istenecek, hem nişanlanacak. Karşı taraf sabah gelip, akşam dönecek. Allahtan artık ulaşım jet hızıyla. Birde ışınlanabilsek :) Işınlanmak şart. Çünkü bu işlerde bir sürü detay var ve hepsi aynı anda olmuyor. Hop orda, hop burada olsak. Herşey bir günde hazırlansa. Geçen haftadan beri beynen hazırlandık. Bu hafta fiziksel güç gerektiren detaylara geçiyoruz. Bu arada beni aldı mı bir kıyafet telaşı. İndirim var diye gezdiğim ama elbise bakmadığım bütüün mağazaları tekrar gezdim. Buldum bir elbise.

Şimdi dinlenmem lazım. Lakin beynim feci karışıyor sonra. Dün gece kısa çaplı bir panik atak yaşadım. Uzun zamandır olmuyordu. Böyle hayalimdeki herşey şişmanlaştı bir anda. Tombul tombul, top gibi oldu herşey. Nefes alamadım. Kalbim sıkıştı. Kalktım ışıklı bir odaya geçtim rahatladım, sonra dönüp uyudum. Çok konuşulan günlerde böyle oluyorum ben yaa :( Karanlığında çok büyük etkisi var. Amaan geçti gitti.

Ayyy zil çaldııı :( ühüü...

Tüpçüymüş ve yanlış zile basmış. Yoksa dedim çat kapı bi başkası mı? Bu günlük yeter sanırsam.

21 Ocak 2010 Perşembe

içelim, güzelleşelim...



Kaç gündür papatya çaylarına kendini adamış bir anne kızı, relax çayı dinginleştirdi. Kahrolsun pms. Yaşasın Relax...

İçinde doğruysa sarı kantaron bitkisi varmış. Hani bitkisel antidepresanların ana maddesi var ya, ondan. Şiddete eğiliminiz varsa, şiddetle tavsiye ederim :)

Ve asıl kullanım yeri Merveden geldi. Çok konuşan misafirlere ilk ikramınız da bu olabilir ;) İlk yardım kutunuza itinayla yerleştirin.



Ama benim favorim Ginkgolu yeşil çay. Güçlü bir antioksidan olmasının yanı sıra, hafıza güçlendirici ginkgo biloba içeriyor. Daha bir çok faydası var bu bitkinin. Bu ürünün ballısı da şahane. Yani yeşil çay seviyorsanız.

Yeşil çayı 4 sene önce demir eksikliğim başladığından beri içiyorum. Çünkü siyah çay demiri düşürüyor. Siyah çayı msafirliklerde ve annemin ısrarlarıyla kahvaltıda içiyorum sadece. Tiryakiliğim yoktu ama işte keyif çaylarında yeşile, papatyaya, relaxa saldım kendimi :)


**Fotoğraflar şuradan alınmıştır.

benimde artık bir twitterım var...



Gün itibariyle cıvıldamaya başladım.

Vatana millete hayırlı olsun.

Kutucuğumu takip ettim, bu kuş sürüsüne katıldım.

Biraz uçmayı yeni öğrenecek kuş gibi hissediyorum kendimi. Ve aç gözlüce heryere tıklıyorum. Öğrenmeye çalışıyorum :)

19 Ocak 2010 Salı

yıllar geçse de üstünden, bu çocuk büyür mü?..

Hmm ne yazaktım ben?

Genelde ne yazacağımı bilmeden oturuyorum şu sınırlı bilgisayar kullanımlarıma. Şimdi bir duvarları seyrediyorum, biraz düşünüyorum, biraz kaşınıyorum. Ne yaptım ben diye düşünüyorum işte.

Bir hevesle Arog'un bitmesini Bu Kalp Seni Unutur mu? 'nun başlamasını bekledim ama başlaya başlaya geçen haftaki bölüm başladı. Küstüm bende televizyona. İnsan reklamlarında bir tarih verirde umutlanmayız ama dimi.

Bugün çok güzel börekler ve elmalı tart yedim. Ellerine sağlık Frozen'ın annesinin. Nefis tartın fotoğrafını koyacaktım ama açılmıyor malesef. Siz hayal edin. Bende birkaç tart denemesi yapmak istiyorum. Yaparsam koyarım tarifini. Sırada bekleyen bir kek tarifim var ama fotoğrafını çekemeden bitirdiler. Bir dahaki yapışıma artık.

Haa birde Portakallı-Kakaolu gurme pudingli specialim olan yaş pastamı yedim. Valla şuursuzca mideme indirdim bugün bütün hamurişlerini. Çünkü bitanecik kardeşimin -ki kendisi gardaşlıkh olur- doğum günüydü. Gardaşlıkh ne Pinky? diye sorarsanız söyliyiveririm. Hani Ayşecik'in Hayat Sevince Güzel filmi vardır ya. Orda kızcağızı zengin züppeleri eğlenmek için doğumgünü partisine çağırdıklarında dalga geçerler kıyafetleriyle. Sonra kız oynamak ister ve davulcuyla zurnacıya 'Keklik türküsünü biliyin mi?' der. Davulcuda 'biliyim' deyince, 'çal o zaman gardaşlıkh' derdi. Hıh işte biz ona çok gülerdik :D İşte o gün bugündür kardeşimle birbirimize bazen böyle hitap ederiz. Öyle bir kardeşiz biz. Ama kuzuuuu da derim ben ona. Oğlak mı demeliyim yoksa?



Biz mumları yakıp bilumum pozlar verirken, mumlar bitme noktasına geldi tabi. Son anda kardeşim bir katil pozuyla pastanın hakkını verdi. Gelenekseldir o pozumuz. Hani bıçak hançer gibi tutulurya öyle işte. Olmazsa olmaz :)

Büyüdü işte benim minik kardeşim. Çok değişik hissediyorum o büyüdükçe. Bende büyüyorum galiba. O bana 23,5 olmayı konduramıyor, ben ona 19 olmayı. Hala bakınca küçükkenki gibi görüyorum. Minik daha. İyiki doğmuş :) Gideyim bugün sona ermeden bir daha öpeyim bari :)


**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

18 Ocak 2010 Pazartesi

öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim...

Nejat İşler'in Hancı'sı dilime dolandı bugün.



Ama Cem Yılmaz'ın eşsiz yorumu olan Ah Bu Gönül Şarkıları'da favorim yani.



Suzan Kardeş'in Makyaj Odası Şarkıları albümündeki bütün şarkılar birbirinden güzel. Şiddetle tavsiye ederim.

16 Ocak 2010 Cumartesi

seçmek serbest...

Geçenlerde canım sıkıldı pazarı seyrettim, yetmedi fotoğraflarını çektim.



Renkler çok güzel gözüktü gözüme. Şu havuçları, turpları rendeleyeceksin, üstüne limonu sıkacaksın. Şimdi yazarken kendimi cani gibi hissettim :) Sebzelerle de duygusal bağ kurmamam lazım zannımca.



Arada birkaç kıl satıcı çıkıyor ama genel olarak seçmek serbest. O kılları şiddetle kınıyoruz. Bazıları mesela kayısının iyilerini öne diziyor, arkadaki olmamışlardan veriyor. Onlara daha bir kızıyoruz. Pazarın sonunda o iyileri ucuza satıyorlar, satamadılarsa döküp gidiyorlar.

Bu domateslerin sahibi bütün kaygılarından arınmış :)



Şu direkte olmasaymış :)



Birgünde yakından çekmek istiyorum şöyle makro makro ama garipseyen bakışları hiç sevmiyorum, anlıyor musun? :)

15 Ocak 2010 Cuma

masamın üstü...


Çok sevgili Pofişciim mimlemiş beni. Hemen yerine getiriyorum görevimi :)

Dışarı çıkamadığım zamanlarda açıp bu fotoğraflara bakıyorum. Seviyorum bu şehri...

Şimdi bende Damlo'nun, Yıldız'ın, Görkem'in, İkiz Bebek'in ve Tibet'in anneciğinin masaüstlerini merak ediyorum. Çok meraklıyım :)

14 Ocak 2010 Perşembe

şaştığımdan...


Ne demek bu şaştığımdan. Şaşırdığımdan demenin az kısası. Var mıdır literatürde yeri. Teyzem hep kullanır :) Benimde dilime dolandı. Şaştığımdan mağazalara vurdum kendimi. Her yerde indirim var. Durmadan geziyorum. Sıkıldım biraz gezmekten. Bunu ben mi diyorum :) Gözlerim yaşardı. Çabuk geçer ama bu durum :)

Her yerin aynı anda indirime girmesi kötü aslında. Sıkışık sıkışık gezmek ve her yerin aynı dağınıklıkta olması kötü. Özledim derli toplu rafları.

Bu sezon indiriminde en çok Oysho'yu sevdim ama ben indirime girmeden önce bir pijama altı almıştım. Pembeydi :) O alt birkaç gün sonra 15 lira ucuzlayınca üzüldüm. Vallahi üzüldüm. Neyse üzüntümü şuradaki pijama altını alarak telafi ettim. Seviyorum pijamaları.

Her yer kapışılmış durumda. Öyle çok işe yarar birşey yok yada kalmamış. Bu kapışma insanların sinirini bozuyor olsa gerek, her yer kaprisli teyzelerle dolu. Satıcıları, diğer müşterileri azarlıyorlar durmadan. Hepsi benim, buralar benim edasıyla dolaşıyor. Şaşmışlar. Allah şaşırtmasın. Algıda seçiciliğimle konuşmam lazım. Ayarlarıyla oynasın biraz :)

Uzun zamandır süren gezmelerim sonucunda zımbalı ve siyah olan herşeye takmış durumdayım. Hep gözüme onlar ilişiyor. Eskiden siyah taşlı şeyler favorimdi ama şimdi yenisi eklendi. Artarak çoğalıyor siyah sevdam. Zımbalı bileklikler, çantalar, t-shirtler almak istiyorum. Ankara'dayken Claire's te deri, zımbalı ve siyah fiyonklu bileklik görmüştüm her gece rüyama giriyor :) Neden almadıysam, ah benim kafama. Takıntım oldu. Olmadı kendim yapıcam artıkın öyle birşey.

Oldu mu şimdi siyah siyah, sen Pinky'sin? demeyin. Sıkılmadım pembeden. Hiç sıkılınır mı canım? Ama dışarda çoğunlukla siyahım işte. Bir pembeyi, bir siyahı çok seviyorum. İkizlerim, çok fazlayım kendi içimde. Hem benim bakışım pembe. Hayata duruşum pembe :) Öyle görmeye çalışıyorum dünyayı. Anladın sen beni :)


**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

bir çiçek, bir dostluk...


Çok severim çiçekleri. Hemde her türlüsünü. Böcek yiyeni bile :) Ama bu sefer aldığım çiçeği daha çok sevdim. Şeker kız Yaz ve anneciği Deniz'den bir çiçek, Yıldızım Kelebeğimden bir çiçek geldi bloguma, güneş ışığı doldu sayfama :) Çok teşekkür ediyorum.

Sevgili Pofişciğimden ve Yıldızcığımdan da bir dostluk bildirimi aldım. Çok mutlu oldum :) Dostluk paylaşıldıkça çoğalırmış...

Çiçekleri 12 bloga dağıtmalıymışız. Ben şimdi bu çiçekleri ve bildirimi beni okuyan, takip eden bütün arkadaşlarıma gönderiyorum. En güzel dostluklar, güneş gibi parlak canlı çiçekler sizlerin olsun efem :)

13 Ocak 2010 Çarşamba

görüyorum, görüyoruuum...



Hani gözlerini sıkıca kapatınca böyle gökyüzü gibi, yıldızlar gibi şekiller görürsün. İşte ben küçükken iyice gözlerime bastırırdım ki böyle uzay boşluğu gibi, bir kara delik gibi (ama genelde o pembe delik olurdu) şeyler görebileyim. İyice bastırırdım gözüme. Piksel piksel şekiller görürdüm, eğlenirdim kendi çapımda.

Şimdi nereden mi geldi aklıma. Uyumadan önce gözlerim yaşarıyor. Esniyorum, gözümden yaşlar akıyor, esniyorum, yaşlar akıyor. Birde ovuşturuyorum çok kaşındığı için. İşte ovuşturma esnasında yine değişik şekiller gördüm. Yine anlamsız şekillerdiler ama güzeldiler. Çoook eskiden sıcak bir yaz gecesini, eski evimizin balkonunu hatırladım birden. İçim ısındı. Yazdı ve tahmin edebileceğiniz üzere çok sıcaktı. Eskiden klima yoktu ki her evde. İşte en son orada yaptığımı hatırlıyorum bu garipliğimi. Birde şimdi yaptım. Çok yapmamak lazım. Aslında hiç yapmamak lazım. Göze zararlı olduğunu çok sonra öğrendim :)

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

10 Ocak 2010 Pazar

doğa için...

Doga icin cal ! / Divane Asik Gibi - Official Video from Doga icin cal on Vimeo.




Onlar Doğa İçin Çal'dılar. Bende zevkle dinledim. Hepsine ayrı ayrı hayran kaldım. Şimdi siz yağmur olun, ben bulut olayım. Maçka'da buluşalım.

Doğamızı koruyalım...

8 Ocak 2010 Cuma

baloncuk gibi uçmayı öğrenen sinirler...

Bugün depresif uyandım galiba. Bunda bu saate kadar oturmamında payı büyüktür. Uyku düzeni tabi, bir şeye benzemez. Depresyonda nezle gibidir, bir sabah kalkarsın vardır. Ama sonra geçer. Geçirmeyi bilirsen.

Minik şeylere hala sinirlenebildiğimi fark ettim. Doktor mükemmeliyetçi olduğumu söylemişti. Ondanmış ufak şeylere takıp depresifleşmem. Geçmişti halbuki. Yine geçer. Sesimi hiç çıkarmadım bu sefer mesela. Neye mi sinirlendim? Terziye. Sadece bir tamirattı yapacağı. Dediğimi tam olarak yapamamış. Teyzem terzi olduğundan anlıyorum dikişten. Kolay kolay kumaş, dikiş, kalıp beğenemem. Neyse bir tek ben bakınca görüyorum nasılsa. Hayatta daha büyük sorunlar var. Bunların üzerinde durmayalım. Şimdi uyursam sabaha bu duyguların hepsini unuturum nasılsa. Sabaha hiç kalmayacağını umut ediyorum. Baloncuk gibi uçsuun, gitsin...



Uyuyan biri senlendi;


- Güzel güzel bir şeyler varsa onları koy.

+ Neyi koyayım?

- Güzel güzel bir şeyler varsa onları koy yaa.

+ :D

Kardeşimin sayıklamasıdır bu. Cevapta verir. Sabah bir daha sorarım neymiş güzel güzel koymam gereken şey. Muhtemelen Cem Yılmaz dvdsi filandır. Yada güzel bir film dvdsi. Bir şey izleyerek uyuyakalmak en sevdiği şey. Makinist var nasılsa.

Annemde gelip ikazını yaptıysa yatmak lazım...

Söz dinlemek lazım :)

**Fotoğraf şuradan alınmıştır.

6 Ocak 2010 Çarşamba

pamuk gibi bir hediye...

Bugün bana süpriz bir kargo geldi. Pembe pembe :)

Hani kocaman baba şapkasıyla dans eden şeker kız Yaz varya. Hıh işte o şekerin güzel annesi Deniz bana reklamı çekilen kremi göndermiş :)



Çoook teşekkür ederim Denizciğim :) Süpriz oldu. Çok sevindim :) Çoook öpüyorum Seni ve Yaz'ı :)

Adresimi nereden buldun demeyeceğim, birkaç blog kuşu aklıma geliyor bu konuda yardımcı olacak :)

Kreme gelecek olursak; çok güzel bir dokusu var, pamuk gibi. Hemen sürdüm tabi :) Hatta bir deney bile yaptım. Bir elimi Arko Nem Cotton 24 Complex ile kremledim, diğerini kendi kuru haline bıraktım. Aradan zaman geçti. Elimi yıkadım. Elimin kremlenen tarafı hala pürürsüz, diğeri normalden kuru. Ekstra gliserin sayesinde nemini kaybetmedi elim.

Bir reklamı vardı Arko Nem'in. Lily Allen'a benzeyen bir kız hoplayıp zıplıyor, pamuk şeker yiyordu :) Hıh öyle oldum işte bugün :)

konuşma merkezim ve bir ördek arasındaki derin bağ...



kene çemiği , kant baydı , paylon noşet...

Bunlar ne mi?

Karıştırdığım ama hiçbir şey yok gibi, her şey normalmiş gibi söyleyebildiğim kelimeler. Daha niceleri de var. Ama sadece çene kemiği, bant kaydı ve naylon poşet demek istemiştim. Bazen okurkende böyle okuyorum. Bant kaydını ilk karıştırdığım zamanı hiç unutamıyorum. Özellikle teyzemin surat ifadesini. Delirdi sanmıştı yazık :))

Birde aklımdan geçen sayıyı söylemek yerine başka sayı söylüyorum çoğu zaman. Karıştırmıyorum, hatta kafamda sayının resmi bile beliriyor ama ben bilinçsizce başka sayı söylüyorum :)

Başka bir sayı hadisesini de saati söylerken yaşıyorum. Genelde en çok buna gülüyoruz ben ve sevdiğim. Şöyle oluyor. Saat kaç sorusuna 4 diyorum ama saat 14. Çağrışım mı oluyor acaba? Yada beynim bir üst örnekteki gibi çalışıyor :) Geçen gün kardeşimde yaptı aynısını, koptum. Katılsal olabilir mi ki? :)

Bazen çok garip olabiliyorum...

Resimle alakam da şöyle oluyor. Bende o ördek gibiyim. Sudan çıkmışım ve yüzmeye doymamışım. Ördeklere şapşal da mı diyorlar ne? :)

Yerim ben bunu, yerim. Gıdısını severim...

2 Ocak 2010 Cumartesi

ağaçlarda görmek istediğim hareketler bunlar...



Şunun güzelliğine bakar mısınız?

Tam yemelik, pardon asmalık. Seneye bunu ağacımda görmek istiyorum :) Yapılışı şurada, sizde bakın. Ben yapılacaklar listeme ekledim...

Güzel bir kurabiye kalıbı bulsam yemeklik olanını da yapabilirim en tarçınlısından :)

dün bir bugün iki...



Yeni yıla giriyorduk, eskisinden çıkıyorduk derken geldi geçti, ayın ikisi oluverdi. Dün bir, bugün iki...

Bir dinginlik, bir adam sendecilik giyindim üstüme. Yanaklarım pembeleşinceye kadar sıcacık bir yerde oturayım, gözlerim baygın baygın baksın, beyaz üzerine uçuk pembe puanlı pofidik battaniyem üzerimde yeşil çayımı içeyim, kitap okuyayım istiyorum bütün sene. Olmaz mı? :)

Benim hiç istek listem olmadı yeni yıldan. Ne istiyorum bir düşüneyim bakiyim;

1- Seneye pembe bir yılbaşı çamı istiyorum. Üstünde nil yeşili, bebek pembesi, bebek mavisi ve bembeyaz bulutlar olan süsleri olsun.

2- Yine aynı kilomda kalayım seneye kadar. Belki bir-iki kilo eksik ama asla bir-iki kilo fazla olmasın.

3- Bir kuşum olsun ama pembe kanatları olsun. Yine adımı seslenen bir kuş olsun.

4- Pembe kremim bol olsun, frambuaz kokum hiç çıkmasın üzerimden. {The Body Shop Raspberry'i kaldırmış mı ne yapmış :( }

5- Biletime yine amorti de olsa bir şeyler çıksın :) Bu sene biletin parasını kurtardım :)

6- Sevdiklerim hep bir ekran kadar, bir blog kadar, bir telefon kadar ve bir kucaklaşma kadar yakınımda olsun :)

7- Yanaklarım kiraz, çilek, düşlerim pembe bulutlar olsun :)

8- Herkes sağlıklı olsun, mutlu olsun. Güzel enerjiler çevrenize dolsun.

9- Vanga yanılsın, Dünya barışı olsun, beyaz güvercinler uçuşsun, kızıl şahinler vurulmasın, acılı bakmasın. Tüm canlılara eziyet edenler cezalarını bulsun.

10- Komşularım normal insanlar olma yolunda emin adımlar atsınlar :)

11- Buraya da kar yağsın :D

12- Denize bol bol girebileyim,yüzebileyim. Deniz kızı kuyruğum çıksın :)

13- Hep komiklik olsun, hep gülücükler olsun. Şuna bakınca güldüğüm gibi güleyim :)



Bu kadar sanırım. Daha ne olsun :)