26 Şubat 2010 Cuma

insanlık için küçük, Pinky için büyük birşey...

Uzuun uzun zaman önce, ormanın derinliklerinde yaşayan mavi, küçük yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. Onlar kendilerine şirinler derlerdi, çok iyiydiler...

Yok, böyle değildi.

Seneler seneler önce benim yeşil bir smashbox farım vardı. En sevdiğim farımdı. Sonra birgün ben onu bir yaz tatilinde yanımda götürdüm, götürmez olaydım. Yolda parçalanmıştı. Tabi ben o zaman blog filan okumuyordum, kırılan far nasıl onarılır bilmiyordum. Biraz atmaya kıyamadım, sabit biryerde tuttum ama sonunda attım.

Şeftali makyajı modayken ben karpuz makyajı yapıyordum. Şeftali tonlarında makyaj aslında onun adı ama ben şeftali makyajı diyorum. Karpuz makyajıda tamamen benim uydurmam. Gözlerim karpuzun kabuğu, dudaklarım karpuzun içi rengi (Vişneli Nivea) olunca alın size karpuz güzeli Pinky :)

Neyse işte bu aklıma düştü, her yerde o renk ve mat bir far aramaya başladım. Aradım aradım bulamadım. Yeşil far çok ama ben simli sevmiyorumki. Zaten hergün far süren biri değilim.



Nihayet bugün buldum aynı rengi. Flormar mat bir seri çıkarmış yeni. Seri dedi satan bayan ama 5 tane renk var :) Yumuşacık bir dokusu var. Makyaj blogu değilim, bu kadar anlatabilirim :) Rengimin numarası M08. Fiyatı:5,60tl.

Mat seviyorsanız sizde bakabilirsiniz. İyi bir çocuk olursanız belki de şirinleri bile görebilirsiniz :)

24 Şubat 2010 Çarşamba

kuş sever bir kişiliğim demiştim dimi?

Matmazel'in yakasında çok şirin bir broş gördüm, bayıldım. Bu resmi de ne güzel yakalamışım. Kuş tam konacakken güllere :) Nasıl yapılır ki bu broş. Aklıma birşeyler geliyor ama. Mesela keçeden kessek sonra siyah çizgileri çizsek ve ya işlesek nasıl olur acaba?



Annem ilk yağlıboya tablosunu yaptı. Suluboya resimleri de var onları daha sonra göstereceğim ;)

Eveet içinde bir kuş var :)



Kuzenimin eşi benim kuşlarımı çok beğenmişti, ona sarı kuşlar yaptım. Cıvıldadık durduk işte bu aralar.



Bir de kuş diyince aklıma How I Met Your Mother'da ki Lily geliyor. Bir cadılar bayramında Karayip korsanının papağanı olmuştu, çok tatlıydı. En çok Lily'yi ve Marshall'ı seviyorum zaten, çok tatlı bir çiftler. Birkaç gün önce diziyi baştan izlemeye başladım ve 2. sezonun yarısına geldim. Rüyamda bile onları görücem artık :)

23 Şubat 2010 Salı

bir bozuk para cüzdanının başına gelenler...

Valla bence iyi şeyler geldi cüzdanın başına.

Akşam olunca ellerim böyle kımıl kımıl oluyor, yapacak bir iş arayıp duruyor. Ne yapsam diye gidip hobi malzemelerimizin içine bakıp geliyorum her akşam. Dün bu cüzdan geldi elime.



Birkaç incik boncuk, yapıştırıcı ve biraz da zigzaglı, pofidik bir kurdeleyle annesinin bile tanıyamayacağı bir hale getirmek çok kolay.



Sade cüzdan oldu kokoş cüzdan :)

(Böyle şeyler yapınca da aklıma hep Çirkin Betty gelir :) )

20 Şubat 2010 Cumartesi

sana gerberalar aldım mahalle pazarından...

Annem her hafta çiçekler alır oturma odamıza. Bu hafta Gerbera (Afrika Papatyası) almış hemde en pembe ve beyazından. Bu güzelliği görüpte fotoğrafını çekmeden duramazdım.



Şu yaprakların fi sayısıyla olan uyumuna bakar mısınız? Ne de güzel yaratılmış.



Mutlu Haftasonları. Gününüz geceniz pespembe olsun :)

19 Şubat 2010 Cuma

Pinky'nin köşesi ne renk olur?...

En güzel kanatlı Kelebeğim, Yıldızım mimlemiş beni :) Bu mimde evimizin bir köşesini ve dinlediğimiz müziği yazıyoruz.



Bu evimin, odamın bir köşesi. Benim köşem :) Annemin ilk salon takımından geriye kalan tek sağlam sandalye ve babamın marangozluk denemesi sehpa takımının tek sağlam kalanı sehpayı atılmaktan kurtadım ve pembeye boyadım. Sandalyeyi yeniden yüzledim. Sehpamın üstüne melekli mumluklar aldım, lila rengi üstünde menekşeler olan bir kutu boyadım. Okuduğum kitabı üstüne koydum benim köşem oluverdi :)

Müziğimde Oi Va Voi'dan geliyor. Birkaç gündür en çok sevdiğim, en çok dinlediğim şarkı.

I Know What You Are;



Şimdi bu güzel mimi Kutucuğuma, Tibet'in güzel annesi Sibelciğime ve Merveciğime yolluyorum :)

18 Şubat 2010 Perşembe

bir ağlarım, bir gülerim...

Bütün duyguları yaşadım bugün(saat itibariyle dün) filmler sayesinde.

Önce Recep İvedik 3'e gittik. Film başladığı ilk andan itibaren güldürdü ama öyle böyle değil. Dakikasında gözümden yaşlar geldi gülmekten. Sonra bu böyle devam etti tabi. Filmden çıktığımda gülmekten çok yorulmuştum :) Gülmek istiyorsanız şiddetle tavsiye ederim. 1 ve 2'den daha güzeldi.



Sonra P.S. I Love You başladı bir anda. Yani bana göre bir anda :) Hiç reklamını görmemiştim. Daha önce yayınlanacak derken yayınlamamışlardı. Sonrakinde ben izleyememiştim ama bu sefer nihayet izledim. Başrollerinde Gerard Butler ve Hilary Swank oynuyor. Kesinlikle izlenmeli.





Çok garip duygularla seyrettim. Filmlerde ölen karakteri oynattıklarında zaten bir hoş oluyorum da bu kadar hoş olmamıştım. Buradaki hoş fena manasında :) İçim böyle buruk buruk oldu. Çok güzel bir filmdi. İçten içten ağlattı beni. Gözyaşım hala gözümde bi ağız tadıyla ağlayamadım yahu. Birde sevgilimi özlediğimi farkettim daha fena oldum :( Allah sevenleri ayırmasın. Amin...

Çoğu filmde manzaralara dalıp giden ben, İrlanda'nın Wicklow dağlarındaki manzarayı görünce kendimden geçtim tabi. Adamlar aşk filmi için süper bir yer bulmuşlar. İrlanda okuduğum birkaç romandan dolayı eskiden beri ilgimi çekiyordu. Bu bahsi geçen romanlar da İrlanda efsanelerinden etkilenmiş, aşk ihtiva eden romanlardı. İşte ben herşeyin etkisinde kalıyorum bir güzel. Sonra da gezme görme hevesi alıyor gidiyor başını. Hayal etmek başarmanın yarısı mıdır ki?

Bir güzel başka film ise birkaç gün önce seyrettiğim The Talented Mr. Ripley.



Matt Damon, Jude Law ve Gwyneth Paltrow'un oynadığı şahane İtalya manzaralı film :) Sadece manzara değil saksafonuyla harika jazz yapıyormuş gibi yapıyor Jude Law :) Jazz bardaki performansı dinlenesi. Oyunculuklar da çok güzel. İşte izlenesi bir film daha.

16 Şubat 2010 Salı

ne dediklerini anlamasamda...

Tek kelime anlamasam bile seviyorum Françoiz Breut'u. Hem müzik evrensel bir dil değil midir? Anlamaya lüzum yok belkide. Ben iyi şeyler söylediğini düşünüyorum :D

Nébuleux Bonhomme


Aynı şey Beirut'un Prenzlauerberg şarkısında da olmuştu. Hem onlarda ne dediklerini bilmiyorlarmış iyi mi :D

Daha önce yayınlamıştım sanırım ama bir daha dinleyebiliriz. Kimse dinlemezse ben dinlerim :)

13 Şubat 2010 Cumartesi

Hesionka'dan hediyeler!...



Hesionka şu resimde gördüğünüz hediyeleri dağıtıyormuş. Çekilişe katılmak için tık tık...

Hesionka şahane clutch çantalar, takılar, taçlar yapıyormuş. Çok geç kalmışım farketmek için ya neyse ucundan yakaladım güzellikleri :) Herşey birbirinden şirin.

kombine gel kombine, dön de bir bak haline...

Kuzenimin nişanında böyleydim.

Biraz Katya gibiydim elbisem itibariyle. Zaten hizmet edecektim, tam süper oldu :)



Yoo yo. İtirazım yok, çok sevdim elbisemi. Hem İpekyol indiriminden kaptım sevmez miyim hiç. 170 liradan 50 liraya inmiş. İndirim sen bizim herşeyimizsin :)

Kolyem Claire's ve eski sezon. En sevdiğim kolyemdir kendisi.

Bilekliğim Accessorize ve şu anda indirimde. %50 indirimle 22 liraya geldi. Beğenip almak isteyenlere itinayla duyurulur.

Ayakkabıyı çekmeyi unutmuşum ama zaten düz siyah ve topukluydu.

Vee ojelerim 58 numara flormardı, yani pespembe. Rujumda aynı o renkti.

Velasıl kelam en sevdiğim üç rengi birleştirdim. Siyah, beyaz ve pembe. Bu kadar uzun onu anlatmaya çalıştığımı farkettim şimdi :)

12 Şubat 2010 Cuma

Damlocan'dan paket geldi, leey leey lümülümüley...



Aslında geçen hafta geldi ama ben yeni fotoğrafını çekebildim. Saati duvara asmam gerekiyordu, çekiç ve çivi lazımdı. Ve nihayet odamın saati oldu :)

Sonra Arap Bacı'ya küpe ucu takıp, kulağıma küpe yapmam gerekiyordu. Damnacan aslında bunu anahtarlık olarak düşünmüş ama ben caanım fimonun çantamda kırılacağını düşündüm. El emeği göz nuru fimom Arap Bacım beniim. Nasılda ince ince uğraşılmış.

Şıpıdık terlik magnetim hemen dolabın üzerindeki yerini aldı, en pamuk şekerli fotoğrafımı tuttu :)

Kargoda biraz enteresan ulaştı elime. Abdurrahman adında birinden geldi :) Herkes birbirine baktı kaldı evde. Ama benim adıma geldiği için daha çok bana baktı kaldılar. Neyse ki sonunda Damlo'dan geldiğini anladık :) Damlo arkadaşına vermiş kargoyu göndermesi için, arkadaşı da iş yerinin kargocusuna :) Böyle böyle Damlo oldu mu size Abrurrahman :)

Çok teşekkür ederim güzel hediyelerim için Damlocanım. Çok beğendim :)

Arap Bacım ve ben seni çoook çok çok öpüyoruz :)

10 Şubat 2010 Çarşamba

hamarat Pinky mutfağa girdi...

Birgün dergileri karıştırıyordum havuçlu kek tarifine rastladım. Ama verilen tarifle 3 kalıp kek yapılırdı, öyle böyle değildi. Sonra ben içindeki malzemeleri kendi kafama göre ama birazda daha önce yaptığım keklere göre uyarlayıp yapmayı denedim. Düşüne düşüne yaptım. Çünkü daha önce yine bir dergiden havuçlu kek yapmıştım yapış yapış birşey olmuştu. Neyse bu harika oldu. İlk yaptığımda fotoğrafını çekemeden bitti. İkincide de aynı şey oldu. Ama bugün yaptığımın hemen fotoğrafını çektim. Yoksa kardeşim kurabiye canavarı gibi bitirir yani mazallah.

Tam bir canavar kardeşim. Geçen gün yine misafire yaptığım havuçlu kekin ortasındaki en güzel kabarık 3 dilimi yiyip bitirmişti, misafire kenarları kalmıştı. Çıldırdım çıldırdım. Misafire en iyi yeri verilir diye öğrenmiştim, kendime engel olamadım kızmamak için. İşte böyle günlerim kardeşimden korumakla geçiyor yaptıklarımı :)

Hadi buyrun tarifime;



Kekimizin adı :

Havuçlu Kek

Malzemeler

3 yumurta
1,5 su bardağı şeker
Yarım çay bardağı süt
1 paket şekerli vanilin
1 çay bardağı sıvı yağ
2 adet havuç (ben doğrayıcıda lime lime yapıyorum :) )
1 çay bardağı kalın çekilmiş ceviz
1 yemek kaşığı tarçın
2 yemek kaşığı kuş üzümü
2,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu


Hazırlanışı

Malzemeleri sırasıyla ekleyip karıştırıp, ekleyip karıştırıp yağlanmış kalıba dökün. Ve 180 derece önceden ısıtılmış fırında 25 dakika pişirin. Oooh miss... :)

Affiyet olsun, yarasın :)

**Önemli not: Kekin adı havuçlu ama ben içeriğine havuç yazmayı unutmuşum :) Ama hata başarıyla düzeltilmiştir.

8 Şubat 2010 Pazartesi

mahalleye aquapark açılmış...

Kardeşimle marketten dönüyorduk ki birde ne görelim. Aquapark hizmete girmiş.



Koşarak koşarak gittik hemencecik. Çok gürültülü yağmurda durmuştu. Tam yüzme zamanıydı.

Suyun ısısını kontrol ettikten sonra atladık havuza. Bir keyifliydi, bir keyifliydi sormayın.



Kaydıraklardan kaydık, suyun tadını çıkardık.



Demeyi ne çok isterdim. Ama bütün gece yağmur yağdı. Hemde gök gürültülü, fırtınalı. Uyutmadı :( Gök, niye bu kadar gürültü yapıyorsun sen kuzum?

5 Şubat 2010 Cuma

çocukluğunuza dönmemiz lazım Pinky hanım...

Güzel bir mim geldi bana. Haydi başlayalım;

1-Sizi mimleyen kişiye link veriyorsunuz mutlaka ki akışı bozmayalım.

Tibetin güzel anneciği mimledi beni. Mimleyen ellerine sağlık :)

2-Çocukluğunuzda anne ve babanızla (ya da aile büyükleriyle) yapmış olduğunuz ve sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay, bir aktivite, bir eylem… Ve hangi yönünüze katkıda bulunduğu…

Örgü örmek :) aklıma ilk bu geldi şimdi. 4-5 yaşımda anneme ve anneanneme özenip elime aldım şişleri. Sadece şişleri örer gibi oynatıp duruyordum. Birde durup durup örgüm uzadı mı diye soruyordum. Herkes 'uzadı' diyip gülüyordu bu halime. Sonra ilkokulda iyice öğrendim örmeyi. Şimdi herşeyi örebilirim ama sıkılıyorum. El becerilerim küçüklükten geliyor.




Ha birde babamla sürekli döviz kurlarını ve borsa endeksini yerinde takip ederdik. Teletexten bile borsaya bakardık. Babam alır satardı. Bende biriktirdiklerimle döviz alırdım. Sonra bıraktım. Şimdi sadece (para benim olduğunda) tutumlu olmama katkısı oldu :)

3-Çocukken oynamayı en çok sevdiğiniz oyun ve oyun aparatı?

Salıncakta sallanmayı çok severmişim. Sallanıyorken mutluluktan 'cannıyooo cannıyoo'(sallanıyor) diye bağırırmışım. Hala severim salıncakları :)

2 yaşındayken..


4-Sokakta oynar mıydınız?

Azda olsa oynardım evin önünde. Bir keresinde inememiştim sokağa, annemde kapıyı üstüme kilitlemek zorunda kalıp işe gitmişti. Bir kaç saat sonra geleceklerdi. Ben inemeyince evdeki bütün abur cuburları aşağıdaki çocuklara vermişim ipe bağlayıp bağlayıp. Neden mi? Sırf benimle ilgilensinler diye :) Birinci kattaydık, balkonun önünden ayrılmamışlardı.

5-Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke farklı olsaydı dediğiniz bir durum/olay…

Orta okuldan sonra derslere karşı keşke daha çok azmim olsaydı. Birde saftirik olmasaydım, azıcık cin olsaydım.

6-Çocukluk ve ilk gençlikle ilgili iyi ki böyle olmuş dediğiniz bir olay…

Arkadaşlarımın hepsi sigara içiyordu. İyi ki hiçbirine özenmemişim, hep tiksinmişim sigaradan.

7-Varsa çocukluk dönemine dair bugünü etkileyen bir olay, anı…

Bunu benimde öğrenebilmem, farkına varabilmem için gerçekten hipnozla uyutulup çocukluğuma inilmesi lazım :)

Şimdi bende bu mimi Görkemsanıma (tatlı telaşları ve sınavları bittiğinde), Damlocanıma ve Seyhancığıma gönderiyorum.

4 Şubat 2010 Perşembe

Tibet'in Güzel Anneciğinin günümü güzel başlatan güzellikleri...

Bu sabah uyumuşum da uyumuşum. Hava aydınlık, normalden erken yattım ama işte yorgunluğu var kaç günün. Bi ara zil çaldı gözümü açtım. Sonra amaan dedim açmıyım komşu filandır. Tembellik diz boyu. Ama içimden de diyorum ki 'ya postacıysa'. Postacı kapıyı iki kere çalar, bekleyeyim ikinciyi. Diing daang dooong... Yine çaldı. Yataktan fırladım tabi. Yakaladım kargocuyu :)

Tibet'in güzel annesi Sibel bana hediye göndermiş :) Nasıl sevindim, nasıl sevdim hediyelerimi :)

Fotoğraf çekicem diye paketi açamadım ya nasıl merak ediyorum içindekini :)



Böyle güzel bir t-shirtüm var artık benim. Elbisesinin altı dantel fistolu, üstü taşlardan zarif bir kız. Çok sevdiim :)



Bu kitabı okurken keşke biride benim surat ifademi çekseydi. Kendimi bayağı sırıtırken yakaladım :) Çok güzel şeyler var. Keçe, örgü, etamin nasıl yapılır anlatıyor. Güzel fikirler sunuyor. Bu ara keçeye de merak sarmıştım. Çok güzel şeyler geldi aklıma bakarken :)



Çok ama çok teşekkür ederim Tibet'in anneciği. Beni çok mutlu ettin :) Seni ve Tibet'i çook çok öpüyorum :*

3 Şubat 2010 Çarşamba

çanta açılıyor efendim, durduramıyoruz...

Yıldız'ım Kelebeğimin çanta mimine dahil oldum. Daha önce açmıştım çantamı, yine açtım. Bakalım 2009-2010 kış sezonu çantam nasılmış :)




Pembe tokalar bu sezonda da kendini gösteriyor.

Geçen seferki çilekli anahtarlığımın yerine kışın pembe panterimi kullanmayı tercih ettim. Sevgili Sevgilimin hediyesi :)

Görkemciğimin hediyesi güzel makyaj çantam ve içindeki allığım rujum, aynam.

Üstünü işlediğim beyaz eldivenlerim.

Geçenlerde Tepe Home'dan aldığım, çantamda kalmış, kullanmaya kıyamadığım, Merve'nin çok seveceği türden, Cath Kidston için üretilmiş peçeteler. Bende Merve'nin yazısını okuduktan sonra farketim üstünde yazanı :)

Olmadık yerlerde kırılan ve soyulan tırnaklarım için yanımdan ayırmaya çekindiğim penguenli manikür setim.

Sakarlığımın cezası olarak yanımdan eksik edemediğim yarabantımın işi büyütmüş hali :)

Cüzdanım.

Ve tabiki klozet örtüm :)

Vee bir yarısı yenmiş acıbadem kurabiyem. Bim'de satılıyor, hemde Koska'nın. Artık almak için Kalekapısı'na gitmeme gerek kalmadı. Çok leziz.


Şimdi bu mimi eğer kabul ederlerse Tibetin Anneciği, Düşünen Balık ve Merbe'ye gönderiyorum :)

2 Şubat 2010 Salı

parmağımı kestim, geçici olarak servis dışıyım...

Rondomuz bana tuzak kurdu. İşini bitirince bıçağını tuttu bırakmadı. Bende ters çevirip bıçağı çıkarmaya çabalarken elim bir anda çalıştırma düğmesine değdi ve olan oldu. Parmak 4cm filan kesildi. Pervane gibi olan bıçak havada uçtu, uçtu ve mutfağın en uç köşesine düştü. Yine ucuz atlattım ki kafama gözüme sıçramadı. Tık tık tık... Allah korudu.



Pinky naaptı bu arada? Panikledi tabiki. Ağladı da ağladı. Sinirlendi yine ağladı. Acile gidesiye kadar ağladı.

Kan hastaneye kadar durmadı. Ama doktoru görünce durdu. Dikiş filan yok neyseki çok şükür. Sadece pansumanım var hafif elli hemşirenin elinden.

Bugünüde böyle az kazayla atlattım. Bir daha fındıkları havanda dövücem.



Fındıklada bunu yapıyordum. Pastabanlı, portakallı-kakaolu gurme pudingli, muzlu pasta. Üstü fındıksız olsa ne olurdu ki sanki. hıhh...