25 Nisan 2010 Pazar

hastayken saçmalayacak çok zamanım oldu...



Kızıyor annem her akşam bana
Neden deli gibi sarılıyormuşum sana
Başkaları ısıtamaz senin gibi
Giyemem pembe de olsa sen varken sweatshirtleri.

Bu şiir dün gece güzel battaniyeme itafen yazılmıştır.

Sinüzitti, faranjitti, tonsilitti, öksürüktü, aksırıktı derken güzelce yattım. 2 gündür başımı kaldırabiliyorum çok şükür. Bu arada annemle fermuarlı sweatshirt vs battaniye konuşmalarımızı hastayken de gerçekleştirdik.

Ama ben seviyorum battaniyemi. Yumuşacık, oyuncak ayıcık kumaşından :) Hava güzelken niye kat kat giyineyim ki? Sarılırım battaniyeme, büzülür otururum. Sonra hasta oluyormuşum falan filan. Benim bünyem hassas bir kere. Geçicek geçicek. Az kaldı hissediyorum.

23 Nisan 2010 Cuma

su yoksa sevgimiz yaşatsın onları...

Görkemciğimin gönderdiği minik saksı ve tohumu vardı ya, işte onun içinde toprakta varmış. Toprağın fotoğrafını çekmeyi unuttum heyecandan ama şöyle anlatayım, topraktan yapılmış efervesan gibi bir tablet düşünün suyu görünce bu minik saksı kadar toprağa dönüşüyor.



Toprak şişince ekiverdim leblebi büyüklüğündeki tohumları ve güneşe koydum. Çiçek duamı yaptım :) İnşallah güzel Latin (Capucine) çiçeklerim olacak baktıkça Görkem'i hatırlatan :) İlerleyen günlerde minik yeşillikler görmek dileğiyle.



Çiçek demişken lavanta tohumu işim biraz üzücü biraz sevindirici ilerliyor. 5 tane filizden 3 tanesi duruyor. Geriye kalan 145 tohum utansın bence kendinden. Neyse kalan sağlar bizimdir :)



Ve yine çiçek demişken şarkımız Mirkelam'dan geliyor. Başlığı aklıma getiren güzel şarkı için tık tık...

bugün blogger'ın masasına ben otursam...

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hepimize kutlu ve mutlu olsun Blogcanlarıım. En sevdiğim bayram bu bayram benim.

Hey gidi günler heey...

İlkokuldan lise 1'e kadar hiç sektirmeden bütün bayramlara katıldım. Stadyumdaki çocukları ne zaman görsem o günler gelir aklıma. Az beklemedik güneşin bağrında ama değdi.



Ortaokuldayken blok flüt grubunda ve korodaydım. İstiklal marşını bizim koro söyletmişti bir bayram. Bandoyla beraber ritm tutturup 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene' diyerek caddeden geçmiştik, herkes bizi alkışlamıştı, güzeldi. Hiç bandoya giremedim ama zaten öyle bir çabam da olmamıştı. Yürümek bile yeterdi bana.

Neyse Pinky kaçar. Masamdan beklerler ;)

19 Nisan 2010 Pazartesi

gezdim, gördüm, eğlendim...

Şu anda kafam davul gibi ama tam uyumak için koltuktan kalkıp odama geldiğimde gereksiz bir enerji geliverdi. Yani bu hasta psikolojimi ben de anlamıyorum. Ölüp bitiyorum şu anda, burnum kırmızı, gözlerim şiş, ejderha gibi alev üflüyorum sanki ama enerjim var. Sinüzit oldum yine :( Saç diplerimi o kadar kuru tuttum, sakındım kendimi ve bütün kış hasta olmadım, şimdi bu güneşli havada hasta oldum. Hiçbir sebep yok yani bundan kızıyorum kendime. Şimdi googledan yardım alıyorum, sinüzitin bitkisel bir tedavisi var mı bakıyorum. İsveç şurubu diye bir şey gördüm, hayırlısı. Denerim belki yarın.

Bugün tıkalı sağ burnuma ve sızlayan sağ yanağıma inat park bahçe gezdim. Aslında her yer polen doluydu. Bilmiyorum iyi mi yaptıım, kötü mü yaptım. Amacım güneşe çıkmaktı, denizi ve doğayı görmekti. Şapşuuu..

Gördüm gördüm.

Güzel pembe çiçekler üstünde gezen obur arılar gördüm. Burunlarının dibine girdim dönüp 'napıyorsun sen' demediler. Çiçekler pek lezizdi sanırım :)



Banyo yapan temiz, pak kuşlar gördüm. Doğada en ayıla bayıla seyrettiğim şey kuşların banyo yapması. Tüylerini tombul tombul olasıya kadar kabartıyorlar. Sadece suda da yapmıyorlar, bazen toprakta yaparken de görüyorum :)



Ve yine görmezsem hatırları kalan ördekler gördüm beyaz beyaz.







Ve pusuda cıncık gözlü bir kedi. Yok yok panter :)



Gezintiye çıkmış ve kır kahvesine uğramış bir köpekcik. Sol alt köşede :) ( Odak o değildi yan masada oturan insanlar olunca :) )



Kimbilir neden kesilmiş bir ağaç :(



Uçan bir uçurtma. Ah ne zevklidir uçurtma uçurmaaak.



Beyaz yelkenliler gördüm masmavi sularda.



Yapay, yalancıktan bir göl ama içinde korkunç bakışlı ve tombik balıkları var beni korkutan cinsten. Yada ben balıklarla göz göze gelmeye korktuğumdan korkunçtur bakışları. Bana öyle geliyordur, bilemeyeceğim.





Parkın şıracısı.



Yanında da bozacısı :)



Böyle güzel bir gündü işte. Şimdi uyuyayım da enerji toplayayım, iyi olayım. Ve buradan sinüslerime de sesleniyorum; Sizi ciddiye almıyorum anacığım. Kaç kere aktınız gittiniz. Bu sefer de beni ele geçiremeyeceksiniz. nihahahaha :)

16 Nisan 2010 Cuma

harikalar diyarından kaçmış olmalısınız...

Görkemciğim'in harikalar diyarından çok şirin bir paket geldi bugün :) Nasıl güzeller, nasıl şirinler...

Önce tavşiler geldi zıp zıp diye :) Çok tatlılar çoook...



Sonraa güzel kurabiyelerinden göndermiş Görkemciğim bana :) Nasıl kıyarım şimdi ben bu güzelliğe.

Mini minicik bir saksı var gördünüz mü? Sadece saksı değil içinde tohumu da var. Ekeceğim ve bekleyeceğim yine merakla :)

Mini mini, güzel desenli mandallarım da çok şeker. Ben küçükken annemin vardı böyle mandalları, merakla incelerdim :) Eskiden bu mandalları çay bardaklarının kenarlarına takarlarmış herkes kendi bardağını bilsin diye :)

Ve bir de sevgi dolu, pembiş kağıtlarda notlarım var insanı mutlu eden :)



El işi çatallarım çook güzeller, çok orjinaller, bayıldım. Çeyizime kaldırıyorum hemmen :)

Leziz kanepeler için bambu sticklerim de var. Çocukken çok hevesliydim kanepe ve bisküvili toplar yapmaya, üstlerine kürdan batırmaya :) Kek, börek yapmayı sevmem çocukluktan geliyor. Yine yapmalıyım :)

Vee Merci çikolata. Çocukken teyzemlere çok gelirdi Almanya'daki akrabalarından :) Merci Görkemciğim çocukluğuma döndürdün beni :)



Ve yine teşekkür ederim güzel hediyelerin için Görkemciğim. Telaşla ve neşeyle bekledim, çook gülümsedim bugün :)

13 Nisan 2010 Salı

hob hob hobiler, rüyama girdiler...

Çok sevgili Pofidik Şekerim mimlemiş beni. Hobi dünyamı görmek istiyormuş.

Hemen yaptım Pofişim :)

Bizim malzemelerin belli bir yeri yok. Hepsi çanta çanta bir dolabın içinde. Çoğu zaman hobilerimizi azaltmak istiyoruz çünkü düzenli durmamasından dolayı aramak bulmak yoruyor. Terzi olan teyzemin kafası kızdığında 2 dikiş, 1 overlok (hepsi sanayi tipi) makinesinden kurtulmak istemesi gibi bir şey bizimikisi. Genetik galiba. İnsan nasıl vazgeçebilir hobisinden. Hmm.. Temizlik yaparken gözü dönünce herhalde :) Bir de azaltmak istedikçe yeni bir iş buluyoruz. Annemin resim kursu gibi. Benim keçe hevesim gibi. Daha almadım erteliyorum ya neyse :)

İşte bu kutu boncuk kutum. Bundan bir tane daha var ama onda plastik boncuklar, kesmeler ve pullar olduğu için çekmedim fotoğrafını.



İçinde takı aparatlarım, zincirlerim, sedef boncuklarım ve azıcık kalan çek kristallerim var. Kristalleri satan dükkan kapandı malesef.


Fistolarım, keten dantellerim, organze kurdelelerim ve kanaviçe iplerimden örnekler.


Arada heveslenip bıraktığım kanaviçe dergilerim. Yazın ders filan yokken şu ilk dergideki çini desenlerinden yapmalıyım.


Kanaviçe iplerinden böyle çiçekler örüp ucundan boncuklar sarkıtıp küpeler yapmıştım bir zaman. Hatta canım kuşum Şekerime çilek örmüştüm oynasın diye.


Canım kumaşlarım. Renklerini seviyorum, hala düşünüyorum en güzel ne yapabilirim diye.


Annemin geçen sene kendi kendine kurdele nakışına merak sarmasından sonra artan ve çoğalan ipek kurdelelerim.


Yeri gelmişken son yaptığım takılarımı da göstereyim.

Fuardan kolye ucu diye almıştım ortasındaki yıldız taşını. Güneşe tuttuğum zaman pırıl pırıl parlamasına vurulmuştım. Sonra bundan güzel bileklik olur dedim ve yaptım.


Son gözdem, mercanlı bilekliğim. Boncukçuda tek kalan aparatları topladım. Keşke devamı olsaydı şu ortadaki kalbin.


Bir de örgü iplerimiz vardı eskiden ama bu sene sadece bebeklere ördük ve bitirdik bu işi. Artık bebeklere örüyorum :) Mini mini daha sevimli oluyor.

İşte bunlar da benim hobilerim. Bugün uyanıştan yorgunum, halsizim. Şimdi dinleneyim, uyuklayayım bir kitap okurken.

12 Nisan 2010 Pazartesi

tişörtümü süsledim, bekliyorum...

Sevdiceğimi bekliyorum. Biraz daha zaman var güzel bir yaz geçirmeye ama bekliyorum :)

Hayaller, hazırlıklar kafamda neşeyle bekliyor.

Tişörtümün de fiyonku konuverdi mi yakasına, mutlu mutlu çok mutlu oluveririm yaptıklarımdan.



Tişört 5tl, fiyonk kalan kumaşlardan yani bedava, mutluluk paha biçilemez.

Şimdi Rina'ya gidiyorum. İzleyelim, bakalım nasıl bir film.

♫♪♫♪ Rinaaa rina rina, rinaaa rina rina ♫♪♫♪

9 Nisan 2010 Cuma

ağrıdı dişim nanay, çok içmişim nanay...



Sadece dolgum kırıldı sanıyordum ama yanılmışım. Kanal tedavisi uygulandı. Ağrı sızı hiçbir şey hissetmedim de bir saat ağzımı açmak yormuş. Halbuki doktor dinlenmek istediğinde söyle bekleyeyim dediğinde gıkım çıkmamıştı. Ağzımın kenarı zedelenmiş artık. Neyse geçti, oldu da bitti. Bir de doktor inceden kızdı 'bir daha sürprizle karşılaşmak istemiyorsan kontrole gel' dedi. Diş mevzu bahis olunca yumurta kapıya dayanıncaya kadar bekleyen bir insan olduğumu söyleyemedim.

Yine erken gittim aslında. Hiç ağrı filan hissetmeyince erteledikçe erteledim. Ah kafama ah... Kardeşimin diş ağrısı bahanesiyle gittim. Onunda dolgusu kırıldı sanmıştık ama onunki de kanalmış.

Bir de her diş muayenemde sinir olduğum bir şey var, adı salya. Hani korkunç görünümlü vızt vızt bi alet (beynim oyuluyormuş gibi hissediyorum o vızıttırgaçla) vardır ama onun suyla beraber çalışanı da var. Hıh işte o ağzınıza deli gibi su bırakır, o hüptürgeç filan bir işe yaramaz ve doktor tükür der. Tükürürken benim o tükürüğüm bir türlü bitmiyor. Iyyy demeyin yaa. Bende mi bir sorun var. Peçete meçete kar etmiyor. O salyalı tükürük neden beni rezil ediyor her seferinde :( Doktordan filan korkmuyorum, doktorum çok güven verici bir insan, melek gibi, eli hafif, muayenehanesi tertemiz. Doktora gitmekten korktuğum tek şey salyam.

Aman işte geçti gitti bu macerada.

8 Nisan 2010 Perşembe

lavantalarım filizlendi, ee i ee i o...



Tam 5 tane minicik lavanta filizim var. Geriye kalan 145 tohumun hepsinden aynı performansı bekliyorum. Daha dün akşam çok küçücüktüler, toprağın altından kafalarını uzatmaya çalışıyorlardı. Bu sabah boyları uzamış. Hala hayret edebiliyorum her canlının gelişimine. Güzel birşey bu.



Şakayıklardan da 3.tomurcuk bugün açtı. Bunların tomurcukları çok hızlı açılıyor. Üşenmesem kamera koyup çekip, hızlandırıp seyredeceğim :)

Çiçeklerimin her hakeretleri bana güzel duygular yaşatıyor. Özetle çok mutlu oluyorum.

6 Nisan 2010 Salı

salon kadını çizgimden kayıcam şimdi haaa...

Çok arabesk kalktım bu sabah.

Üst katta tep tep tepinen temizlikçiye İsmail YK'dan Allah Belanı Versin adlı güzide parçamızın nakaratını dinlettim. Bir de eve gelir gelmez yatak odalarından işe başlıyor hımbıl kadın. Sabahın köründe geldi odamın ortasına güm diye bir şey koydu gitti. Töbe töbeee, çileden çıktım.

En iyisi bugün evden kaçmak.

5 Nisan 2010 Pazartesi

farmville'le yetinmeyin, balkon bahçeciliğine buyrun...

İlkokuldayken cin biber yetiştirerek başladım sanırım bu balkon bahçeciliğine. Hergün seviyordum, suluyordum onları. Açan çiçeklerinin içinden milim milim büyümelerini seyretmek çok zevkliydi. Sonra bıraktım nedense hatırlamıyorum.

Geçen hafta sınava hazırlanırken tenefüslerde çiçeklerimi severken lavanta ekmek aklıma geldi. Biraz baktım internetten yapan yapıyor. Ben neden yapmamayım dedim ve Koçtaş'tan şu tohumları aldım.



Hemen ektim. Üstünü 1 cm toprakla örttüm. Sonra suladım. Sonra üstünü eski cam bir tabakla kapattım :) Öyle yazıyordu tohum paketinin üstünde. Cam bir şeyle kapatmalıymışız. 15-21 gün içinde filizleneceklermiş. Hergün merakla açıp bakıyorum sanki sihirli fasulye de büyüyüverecek bir gecede :)



Burası da yetiştirme bölümüm. Balkon güneşliyse ve yemeği burada yiyeceksek indir kaldır zorluk çıkıyor ama bulucaz bir çare :) Çünkü yazın hep burada kahvaltı yaparız.



Balkon deyince eski buzdolabımızı es geçmek istemedim. Bu annemin ilk buzdolabı. Hala çalışıyor ve kuru erzak, içeçek deposu niyetine balkonumuzda duruyor. Geçen sene üstünü damask desenli yapışkanlı kağıtlarla kapladık ve güzel bir hale getirdik.



Umarım filizlenir ve büyür lavantalarım. Tohum paketinin üzerinde yazdığı gibi arıları ve kelebekleri çeker kendine. Belki sadece kelebek çekse daha iyi olur. Diğer çiçekler kuşları çekiyor lavantam niye çekmesin değil mi ;)

4 Nisan 2010 Pazar

bir sınav stresinin daha sonuna geldik...

Nihayet bitti sınavlarım. Korktuğum gibi değildi ama o stres yokmuu. Hala stresten kalan etkilerle boğuşuyorum.



Stres eşiği düşük bir insan olan ben yine stresten uçuk çıkardım, boynum boğazım tutuldu, ilk defa başım ağrıdı, egzantrik rüyalarım oldu, saçımın içinde tanımlanamayan tomurcuklar baş gösterdi. Böyle böyle hafifçe atlattım durumu. Birkaç gün dinlenirim bir şeyim kalmaz.

Sınavlar çekilmez şeyler benim için. Bilmiyorum sınavlara bayılan var mı var mı ama ben hiç sevemedim. Sınav günü daha da çekilmez olan şeyler de var. Mesela;

Sınav yeri: Genelde mutlaka bir tanesi şehir içinden çok uzak bir yerde oluyor ve hiç gitmediğim bir semtte oluyor. Gidecek vasıta bulması ayrı dert, vasıtanın içinde balık istifi bir şekilde durmak ayrı dert.

İlköğretim sıraları: Hiç sığmıyorum. Aynı şekilde oturup yorulmayacağımı bilsem sırayı dizimin üzerine alacağım. Bacaklarım sığmıyor yan oturuyorum bu seferde dere kenarında su içen ceylan gibi eğilmekten boynum tutuluyor.

Önümde veya arkamda oturan şahsın parfümle banyo yapması: Bir parfüm herkese güze gelecek diye bir kural yok değil mi. Bir keresinde dershane sınavındaydım. Ön sıramda oturan kız şekerli kuru fasulye gibi bir koku sıkmıştı. Ama nasıl iğrenç bir koku öff, aklıma geldikçe hala midem bulanıyor. Sınava filan konsantre olamamıştım. Camda açıktı, rüzgar estikçe koku burnuma gelmişti ve midem bulanmıştı.

Okul bahçesinde top oynayan çocuklar: Bunlar birde mahallenin çocuğu olurlar karşı apartmana annelerine bağırırlar. Duymadıkça daha bir hırsla. Çocuklarınızı dans pistinden uzak tutun lütfeen.

Dışarıda sınavdaki arkadaşını beklerken gürültülü muhabbet edenler: Bugünkü bir grup öyle bir muhabbet içindeydiler ki kendilerinden geçmişlerdi. Bugüne saklamışlar içindekileri. Hayret bir şeyler. Birde bir gülüşleri vardı, tabiri caizini söylemeye elim varmıyor.

Trafik gürültüsü: Sabırsız insan çok. Birisi bir yayaya yanlışlıkla yol verse arkadakiler delirmeye müsait. Benimde gürültüye tahammülüm yok. Kornaya basma cezası burada da 350 dolar olsa keşke. Dünde okulun yanından otomatik anonslu bir halı overlokcusu geçti, dinledik mecburen.

Ne dertliyim değil mi? Ama dikkatim dağılıyor. Ne yapayım? Günlerce çalışmışım, stres olmuşum. Değer mi? Değer birgün inşallah.

Genel olarak güzel geçti sınavlarım. Leb demeden leblebiyi işaretledim. Sonuçlar gelince göreceğiz bakalım :)

Resimdeki kalemde 5. sınıftan beri benimle. Rotring modası vardı bir zamanlar. Benimkide pembeydi haliyle :)