30 Mayıs 2010 Pazar

karanfile sormuşlar bu nasıl pembe diye, 'ben bilmem fincanım bilir demiş' demiş...

Bir sınav daha bitti ve ben yine çok rahatladım. Rahatlıktan hangi uğraşa saracağımı bilemez haldeyim :) Bir sürü iş var kafamda. Ertelediğim kitaplar, yapılması mutluluk verecek bir resim, kendime zaman ayıracağım başka başka bir sürü şey gibi. Düşününce pembe gibi, mutlu edecek gibi.



Ay bir pembe gördüm sanki :)

Annem pazardan bu karanfilleri almış. Rengine bayıldım, bayıldım... Seve seve bitiremedim. Solmadan fincanla bir hatıra fotoğrafı olsun istedim.



Bir kaç gündür yazın gelmesine, özellikle haziranın gelmesine çok seviniyorum :) Bu ay benimmiş gibi, bana zimmetliymiş gibi hissediyorum. Gelince seviniyorum, biterken içim burkuluyor. Bu aya doğuştan bağlıyım sanırım. 6 senedir daha da bağlıyım :)



Daha gelmedi ama haziran geldiğinde hiç gitmese, dolayısıyla mevsim yaz kalsa.

Ve bu çiçek hiç solmasa, hep bu renk kalsa...

Nolurduuu? :)

27 Mayıs 2010 Perşembe

güzel yüzüğüm...

Geçen hafta Noni'nin pasajından aldığım bu güzel yüzükten de bahsedip kaçayım.

Ama önce Noni'yi bir kez daha tebrik ediyorum, ömür boyu mutluluklar diliyorum :)



Bu yüzükteki tatlı kızı en minik yeğenim, küçük matruşkama çok benzettim ve hemen aldım. Çok severek kullanıyorum. Ellerine sağlık Nonicim :)

Pembe kutusu ve kartı da pek şeker değil mi :)

ders arası güzellik molası...

Açmayacağım dedim ama açıyorum yine. İllaki internetten bakmam gereken bir şey çıkıyor. O arada iki tık tık geziyorum, bakıyorum :) Heyheyleri kovalıyorum.

Ojemden de hiç geri kalmıyorum, kalmam :) 2 sene önce küçük bir itriyattan aldığım kavuniçi oje geldi dün elime. Rengi çok hoşuma gitti de paylaşmak istedim.

Sonrada bir kuş kondu parmağıma...



Bu parmak nereye gitmek istiyor sayın seyirciler?



Markası Classics'miş ve Erkul kozmetik yazıyor. Bir kere gördüm bir bunu, bir de pembesini aldım ve bir daha hiç görmedim. Hala var mıdır bilmem.



Bu konuda uzman değilim. Uzman olan çok güzel bir blog gördüm ama :)

23 Mayıs 2010 Pazar

hep saklandım ben kendi dünyama...


Ne çeşit bir kaçış bilmiyorum ama kaçıyorum bir hafta gibi bir süre. Belki sınav stresi, belki kendimi kendime bırakma isteği, emin değilim. Yine geldi heyheyler işte. İki dakika önce bilgisayarı hayatımdan çıkartmayı bile istedim. Şimdilik en azından açmayayım bilgisayarı bir hafta.

Bir de duygusala bağladım ki hiç sormayın. Halbuki sevmem duygularımın görünmesini. Siz deyin sınav stresi, ben diyeyim yengeç yükselenli ikizler kişisi. Böyleyken böyle.

Mutlu kalın blogcanlarım....

Görüşürüz **

Hep sevgiyle hatırlanan not:


Görkemciğimin güzel enerjileri ve dualarının da sayesinde güzel geçen ilk sınavlarımdan güzel notlar almıştım. O enerjilerinin hep üzerimde olduğunu hissediyorum.

Pofişimin desteğini de unutmamayı bir borç bilirim. Moralimin bozuk olduğu, panik olduğum ilk çalışma anlarında bana çok çok güzel moraller vermiştir. Umarım Pofişiminde sınavları süpper geçer.

Yıldızcanım ve Damlacanımla da güzel yazışmalarım oldu, güzel güzel enerjiler yolladılar bana.

Burada da çok güzel yorumlar aldım.. Herşey beni daha da teşvik etti çalışmaya. İnsanın destek veren, güzel arkadaşlarının olması harika bir şey.

Öperim hepinizii :)

20 Mayıs 2010 Perşembe

tohumlaar fidana, fidanlaar ağaca....

Hani şurada ekmiştim ya Görkemciğimden hediye gelen minik tohumları kendi minik saksılarına, işte onlar nasıl büyüdü nasıl büyüdü bir anda. Akşamdan sabaha nasıl değiştiklerini hayretle izledim.

Birinci gün evde yoktum kaçırdım görüntüyü ama şu ortadaki minik var ya o kadardırlar sanıyorum. Bu 2.gün;

3.gün;

4.gün;

5.gün çektiğim fotoğraf yanlışlıkla silindi.
6.gün saksının dibinden başını kaldırmış bir minik daha :)

8.gün daha da büyüdüler, serpildiler,güneşe döndüler. sshh... Çaktırmayın, o kendini günebakan çiçeği sanıyor ;)

Hatta bir tanesi daha filizlendi ve tam ektiğim tohum sayısına ulaştı :)

10.gün yani bugün artık büyüyen minik dallarımızın arasından yeni dalların çıktığını görüyorsunuz :)


Bu arada lavantalarım sizlere ömür :( Ben nerede hata yaptım diye kendimi sorguluyorum şimdi. Rüyamda da yeni lavanta tohumları alıyordum. Ama ekme vakti çoktan geçti. Seneye bir daha artık.

Canlıların büyümesini izlemek nasıl mutlu ediyor insanı.

18 Mayıs 2010 Salı

yer yer kara bulutlu, kuş bakışlı...



An itibariyle de bulut arasından güneşli. Günde dört mevsim olacak gibi yine. Öğleden sonra güpgüneşli olursa şaşırmam çünkü çok oldu.

Halbuki ben pazar günü denize girdiim, o kadar kreme rağmen az pişmiş istakoz gibi olduum, kaşıdığımda zonk zonk zonklayan omuzlarım vaar. Su güzel, çok soğuk değil, hazirandan hallice. Yüzdüm bir iki kulaçcık. Yani açtım sezonu açmasına ama korka korka. Dalamadım, çıkamadım. Denize girmek olmadı pek bunun adı. Sınav öncesi sinüzitimin depreşmesinden korktum. Neyse yaz uzun :)

İşte bugünde bardaktan boşalırcasına yağmurla uyandım. Kuşcağızlar bile panjurların altına kaçışmışlardı. Islanmış, uçamıyor kumrucuk.



Haydi şimdi deers ders, marş marş bana.

14 Mayıs 2010 Cuma

panik yok, hallederiz...



Ben küçükken de kaygılıydım ya. Tıpkı halama çekmişim. Çocukları bile hemfikir. Neyse işte koskoca kız olana kadar annemle babamın arasına yatmışlığım çoktur. Hala korkulu rüya gördüğümde giderim annemin yanında yatarım. Annem yine elimi tutar, kapat gözlerini der, bir psikologdan daha güven vericidir sesi her ne kadar uykulu da olsa. Ve güzel şeyler düşün der, denizi düşün der, çiçekleri, kuşları düşün der. Yarın şunu yapalım, bunu yapalım diye güzel işleri hatırlatır. Masal gibi düşündürür beni ve tüm kaygılarım gider. Mis gibi de uyurum.

Benim annem hem doktor, hem öğretmen, hem psikolog, hem aşçı, hem ayakkabı bağlayıcı... :) Kaygısavar benim annem. Ben ne kadar paniksem, O o kadar rahat. Gördüğüm en pozitif insan. Hep derdi zaten bu korku anlarımda 'iyi şeyler düşün, iyi şeyler olsun' diye. Sonra bunun adına secret dediler...

Şimdi bir kaygı bozukluğu atlattım kendi kendime ve annemin beni nasıl iyi ettiği aklıma geldi. Bu sebepten yazdım bunları. Gerçekdışılık hissiyatına kapıldım birkaç dakika ama geçti. Uzun süredir panik olmuyorum çok şükür ve hatta dağlara taşlara tık tık tık...

Annem bu resimdeki kedinin aynısından yapmak istiyor. Yapsın değil mi? Bakar bakar huzur buluruz. Bende bir resim yapmaya başladım. Bitince göstereceğim inşallah ;)

13 Mayıs 2010 Perşembe

dönen etek...


Ben küçükken, minicikken hep dönen eteğim olsun isterdim. Bir tam tur atar, etek dönmezse giymek istemezdim. Delirtirdim sanırım bizimkileri birazcık. Ne biliyim belki de çok gülüyorlardır, anneme tekrar sormam lazım.

Nerden geldi aklıma şimdi dönen etek?

Hmm.. Ne zaman annemin eski arkadaşlarını görsek yani beni küçüklüğümü bilen şöyle derler 'dönen etek Pinky' :)

Sonra dönen eteği katmerledim ben, geliştirdim. Lambada eteği diyorlardı o zaman kat kat, renkli eteklerim vardı. Aslında öyle değilmiş lambada eteği, kloş bir etekmiş sonradan öğrendim :) Şu lambada adlı şarkıyı açar saatlerce oynardım. Biterdi bir daha, biterdi bir daha... Bir de sallardım ki sözlerini kendimden çook emin bir şekilde :D Bunlar 4-5 yaşındayken oluyor ama kendi çapımda biliyordum lambada oynamayı nerden öğrendiysem. Sanırım kreşten filan.

Şurada videosunu da buldum :) Çok nostaljik oldu.

11 Mayıs 2010 Salı

günün komiği...



Geçenlerde bu karikatürün canlısına şahit oldum. Doğruymuş dedim :)

Bugünün komiği de bu olsun.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

hamarat Pinky mutfağa girdi...

Kutucuğum şurada bir blog önermişti. Ve ben şuradaki turtayı gördüğümden beri başımın üstünde turtalar uçuşuyor. Yani 36 saattir filan :) Şimdi amacıma nail oldum ve az önce turtam fırından çıktı. Tadı da enfes. Ne çok sert, ne çok yumuşak tam kıvamında. Elmalı turta seviyorsanız kesinlikle denemelisiniz. Annem bayıldı ve hayali madalya bile verdi bana :) Bende bu turtayı anneme ithaf ettim. Malum yarın anneler günü ;)

Tarif ben yaparken birazcık değişti. Hava sıcak yağ elimde iyice eridi ve unu biraz az geldi. Herkesin elinin ayarı da farklı tabi.

Haydi o zaman bende kendi tarifimi yazayım.



Turtamızın adı:

Elmalı Turta

Malzemeler
125 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
4 yemek yaşığı toz şeker
2 adet yumurta
9 yemek kaşığı tepeleme un
2 çay kaşığı kabartma tozu

Elmalı harç için
4 adet orta boy elma
1 tatlı kaşığı tarçın
3 yemek kaşığı kuş üzümü
2 yemek kaşığı toz şeker

Hazırlanışı

Önce terayağ ve toz şeker bir kapta iyice karıştırılır. Sonra yumurtalar eklenip karıştırılır. En son un ve kabartma tozu eklenip güzelce yoğurulur. Hazırlanan hamurun 3/4'ü ayrılıp turta kalıbına yayılır.

Elmalar soyulup küp küp dilimlenir ve tarçın, üzüm ve şekerle karıştırılır. Karışım hamurun üzerine yayılır.

Elmalar da eklendikten sonra geri kalan hamur daire biçimince açılıp şeritler kesilir ve turtaya şeritlerle son şekli verilir.

Ve 175 derece önceden ısıtılmış fırında 25 dakika üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.

Sonrada güzelce mideye indirilir. Afiyet olsun :)

7 Mayıs 2010 Cuma

hediye perisi Pofiş...



Pofişim
'den bu pötikareli mavi kutu geldi dün. Kendi kaplamış, şirinleştirmiş. Bakalım içinde ne şirinlikler, ne pembelikler varmış :)



Pofiş bana dedi ki, haydi doğru banyoya... :) Göz yakmayan mis gibi lavantalı dalinim var. Elime alıp alıp kokluyorum dünden beri. Mis miss... Ve yine lavantalı, mis kokulu ıslak mendiller :)

Mevsimine uygun içecekler göndermeyi ihmal etmemiş Pofişim :) Serinlemek için en güzel içeceklerden biri milkshake. yımyımyımm...

Pembeli, beyazlı, siyahlı en sevdiğim renklerden tel tokalar ve pembiş küpeler göndermiiş.

Eeyore'lu bir not defteri ve ilk sayfasındaki güzel yazılar, pembe bir kalem ve pembe post-it.

Hello Kity'li minicik, bir yudumluk şeker kupa :)



Yumuşacık pembe mouse almış. Çok tatlııı. Kardeşimle bilgisayarımız ortak ve onun çok fonksiyonlu, vitesli :) mouseu kullanıldığı için ben pembişimi kendime saklıyorum :)

Pembiş amerikan servislerim oldu ve çeyizime kaldırdım. Kahvaltı takımıma çok güzel olacak :)

Ve ilk keçem Pofişten geldi. Şu sınavlarımın tamamen bitmesini bekliyorum diğer renklerini de ben alıp, keçe hayallerimi gerçekleştirmek için.

Tekrar çook ama çoook teşekkür ederim Pofişim güzel hediyelerin, içten notların için. Çok çok güzel hepsi. Öpüyorum, mıncırıyorum yanaklarından Pofidik Şekerim :)

6 Mayıs 2010 Perşembe

sa o roma, babo, babo sa o roma, o daje...


Beirut-Ederlezi

Dün geceden dileklerimizi yazdık, çizdik, gül ağacımız olmadığı için bir çiçeğin yapraklarına koyduk. Ve ben sabah saat 6'da limana gittim yatla denize açılıp dilekleri atmak için. Seviyorum Hıdırellezi. Hava güneşli olsaydı daha güzel olacaktı ama kısmet işte. Hep kapalı ve nemliydi, güneş daha yeni çıktı.

Burası Yat Limanı.





Yatların biri geliyor, biri gidiyor. Seçtik ve bindik birine.



Kullanmayı bilsem de kullansam. Annemin dediği gibi trafik derdi yok :)



Ve yat demir alıp hareket ediyor. Haydi kıyıdan Antalya'yı turlayalım.











Orda bir Hıdırlık kulesi var uzakta...



Denize girmek için inenler var yolda.



Divan Talya Otel'inden de denize giren turistler vardı. Bende masmavi denize bakarken bakarken tekneden cup diye atlamak istedim. Ama bir anlık bir şeydi. 'Aman Pinky delirme' dedim kendime :)



Bu yüksek falez kayasına dilek taşı diyorlar. Dilekler burada atılmıştı hep, bizde attık. Bu taşın içinde bir oyuk var, orada eskiden birisinin yaşadığı rivayet ediliyor.



Ve başladığımız yere geri dönüyoruz.















Böyle bir gezi oldu. Sabahın körü olması sebebiyle uykusuz kaldım ve gelince hemen uykuya daldım. Beni deniz tutmaz ve bugün de tutmadı ama resimlere bakınca tutuyormuş gibi hissediyorum :) Uyku düzeninin şaşmasından olabilir tabi.

Bugün her tuttuğunuz dilek gerçek olur umarım.

4 Mayıs 2010 Salı

tak tak.. kim o? takı mimi gelmiş size...

Pofişim uzun zaman önce kolyelerim için ayrı, küpelerim için ayrı mimlemişti. Daha yeni yapıyorum ama yapıyorum yani :) Ben hepsini bir postta toplayıverdim. Haydi bakalım incik cıkcıklarıma.

Kolyeliğin coşmuş hali :) Toparlamam lazım sanırım biraz. Ne bulduysam asmışım :)



Kolyelerimin bir kısmı. Bir ara gaza gelip çok fazla kolye yapmışız ve almışız. En sevdiklerimi gösteriyorum. İlk fotoğraftakilerden 1,2,3 ve 5.'yi ve en son fotoğraftakini ben yaptım.







En sevdiğim yüzüklerim. Sedef ve ahşap bir aradaysa ayılır bayılırım :)



En sevdiğim küpelerimden bazıları;



Var mıdır bu zamana kadar mimlenmeyen?

Ben mimlenmedim diyorsanız yapın da görelim dimi ama :)