15 Temmuz 2010 Perşembe

tablo tablo söyle bana, senden pembişi var mı şu dünyada?..

İşte benim yardım almadan yaptığım ilk tablom :)



Aslında suluboya çalışmasıydı bu tablo. Ben yağlıboya çalıştım. Anneme çok özendim kaptım kalemleri, boyaları, fırçaları.

Gitmeden göstereyim dedim. Bir hafta yokum. Bizim aile hep başka şehirlerde olduğundan büyük bir buluşma olacak, cümbürcemaat maşallah. Bu yolculuk biraz da uçak korkumun üstesinden gelmeme sebep olacak, inşallah.

Öyle işte blogcanlarım Pinky uçar, kaçar ;) Görüşürüüz...

12 Temmuz 2010 Pazartesi

al gümüş tabakanı, kafana tokanı tak. şöyle kol kola girip beyoğlu'na bir çıksak...



Hani ben düğüne gidecektim ya İstanbul'a, hıh işte o güne çok az kaldı.

Bizden önce sevgilim gidiyor İstanbul'a :) Düğünden sonra bana İstanbul'u gezdirmek istiyor. Nasıl mutlu mutluyum.

Sonra beraber Antalya'ya döneceğiz, ben O'na Antalya'yı gezdireceğim. Turist olacağız :)

İki haftaya yakın zaman geçireceğiz :)

Biletler hazır, keyifler gıcır. Daha ne ister bir Pinky.

O zaman şarkıya tık tık...

7 Temmuz 2010 Çarşamba

civciv çıkacak kuş çıkacak...

Az önce annem koltuğu civciv çıkacak kadar ısıtmışsın bir de sıcak diyorsun dedi. Aslında tabi sıcak dersin demek istedi. Hem klimanın altındasın (27 derece, daha azına inemiyorum korkudan), hem de sıcak diyorsun demek istemişte olabilir. Hararet basıyor sıcaktan ne yapayım.

Halbuki hava geçen hafta çok güzeldi, akşamları serin serindi. Temmuza kadar klima açmadık. Kardeşim bir gece açmasaydı şimdi o koltuk senin bu koltuk benim uzanmıyor olabilirdim. Hasta etti beni yine. Tarihe baktım geleneksel sinüzit kutlamalarım tam zamanında başlamış. Neyse kapattık çeşmeyi hemen :) Tuzlu su iyi gelir diye denizde burnumu tıkamıyorum ama bir faydasını göremedim.

Denizde gözlerini açmaya üşenen bu pissiyle tanıştım. Mahmur mahmur bakıyordu, uyku sersemi gibiydi. Aynı ben :)



Parasailing yapanları seyrettim. İzlemesi iyi ama yapmayı düşünmem şahsen. Hem yükseklik korkum var hem de heyecanlı şeyleri sevmem, dinginlik en güzeli :)



Hava nemli ve yapış yapış. Çıkmak istemiyorum ama hem yürümeli hem markete gitmeliyim. Bu havalarda kendimi balık gibi hissediyorum. Yüz Pinky yüz. Banyoda yüz, lavaboda yüz :P

2 Temmuz 2010 Cuma

Parlak yıldız, ben de senin gibi değişmez olsam...

Bu sene doğumgünümü kutlayanlar arasında Cinebonus'ta vardı. Bir sinema biletiyle beraber tabi. Bende Bright Star filmi vizyondayken gitmeye karar verdim. Film vizyona gireli çok olmuştu ve sadece 4 şehirde gösteriliyordu ben gittiğimde. Dolayısıyla talep çok azdı. Ben yerimi seçerken farkettim ki koca salon bana tahsis edilmiş gibi. Solunun en sevdiğim yerini seçtim :)



Ben aldım çikolatamı şekerimi filmin başlamasını bekliyorum bir baktım genç bir çift geliyor. Böylece salon kapatma durumum sona erdi. Sinema görevlileri de sevinmiştir belki bir kişi yerine 3 kişiye salonu açtıkları için :)



Film tam benim sevdiğim gibiydi. İngiliz aksanlı, bbc yapımı, şiir dolu, kabarık elbiseli bir aşk filmi :) Aslında genç yaşta veremden hayatını kaybeden İngiliz edebiyatının romantik şairi John Keats'in biyografisiydi. John Keats'i daha önce Perfume: The Story of a Murderer'da koku delisi Jean-Baptiste Grenouille rolündeki Ben Whishaw canlandırıyordu. Sevgilisi Fanny Brawne rolünde ise Abbie Cornish vardı. İki oyuncuda çok başarılıydı.

Filmde en sevdiğim sahnelerden biri Fanny'nin küçük kız kardeşinin bahçede bulduğu tek bir kuru yaprağı bahçenin dışına atıp 'buraya sonbahar gelmeyecek' demesiydi. Bir başka sahnedeyse renk renk kelebekler odada uçuşuyordu. Çok hoştu.



Jenerik akıp giderken Ben Whishaw John Keats'in bir şiirini okudu, ismini bilmiyorum. Zaten jenerikte bırakıp gitmeyi pek sevmem çıkmadım, o güzel şiiri sonuna kadar dinledim. Bence çok güzeldi. Bu tarz film sevenlerin izlemesini tavsiye ederim.

Ve kısacık bir human orchestra için tık tık...