30 Eylül 2010 Perşembe

hanimiş benim davşanım, hanimiş benim sincabım...



İşte karşınızda benim Jumbom. Türü itibariyle jumbo olduğu için Jumbo koyduk oğluşumuzun adını. İngiliz bilim adamları yememiş içmemiş muhabbet kuşununun genetiğiyle oynamış. Kanat genişliğini daha büyütmüş, göğüs kafesini daha genişletmiş, boyunu daha uzatmış bilmem ne. Velhasılı kelam bizim kuş rambo olcak büyüyünce. Tontişim daha çok küçük, sırtındaki tüyler yeni çıkıyor.

Nasıl yaramaz, nasıl cambaz...

Biraz da şizofrenik. Çünkü kendini yarasa zannediyor. Genetiğiyle oynandığının şu anki en belirgin kanıtı.

Günün yarısı tek yaptığı şekil bu;



Bu şekilde sabit durmuyor, ters ters inip çıkıyor.

Haa bir de tek ayağı havada sırtüstü yatmaya çalışması var. Ters yatıp bakıyor etrafa. Sanırım dünyayı tersinden görmeyi seviyor. Deli işte :)

Ama çok tatlııı...

21 Eylül 2010 Salı

var mı internetten öte, varsa sen söyle...

Kaç gündür modemle ilgini abidik gubidik bir problem yaşamamızdan dolayı internete giremedim. Ne zor ihtiyaç anında internete girememek. Çok alışmışız, çok. İnternet aileden biri gibi. Hani evden uzakta olsak bu kadar problem olmaz ama evde olup, bakılması gereken şeyler olunca olmuyor.

Şimdi gelelim haberlere sayın seyirciler.

Pamuk kuşumun yem yeme problemi vardı geldiğinden beri. Ağzına yemi alıp yiyormuş gibi yapıyordu. Ben elimden yediriyordum ama çıkarıyordu. Bol bol su içiyordu ve dolayısıyla beslenemiyordu. Bu hali bizi üzünce annesinin yanına götürdük. Annesi ağzından beslemiş ama bizimki yine yiyememiş, çıkarmış. Kuşçu da bir anlam veremedi bu duruma. Ne yazık ki kuşlarla ilgilenen bir veteriner de yok. Halbuki yemek yememesine rağmen enerjisi yerinde bir kuştu ama açlıktan vik vik sesler çıkarıyordu. Pamuğum benim :( Artık anne ve babasıyla beraber yaşayacak, mutlu olur, yemini yer umarım. Kuşçu bize başka bir kuş vermeyi teklif etti. Bekliyoruz yeni gelecek bebişleri.

Dün denizdeyken güneşin etrafında gökkuşağı gördüm. İlk defa yağmur olmamasına rağmen bir gökkuşağı gördüm. Sevinçliyim her gökkuşağı gördüğümde olduğum gibi.



Tırnağımda bir cupcake gördüm. Ne zevkli birşeymiş nail art dedim. Kendim yaptım, kendim eğlendim.



Ve nihayet blog temamı değiştirebildim :) Mutluyum.

Ve biraz yorgunum. Bahar yorgunluğu olabilir. Yüzme yorgunluğu veya klima yorgunluğu da olabilir. Tam olarak kestiremiyorum.

Tekrar görüşünceye dek esen kalın. Şarkısız kalmayın.

15 Eylül 2010 Çarşamba

profesyonel denizkızı...



Vücudum metamorfoz geçirmeye başladı. Suya hiç olmadığım kadar uyum gösterdim bu sene. Öyle ki artık yüzerken istem dışı kapatamadığım gözlerim artık acımıyor. Ellerim hiç buruşmuyor. Hangi stil yüzersem yüzeyim kafamı hiç sudan çıkartmıyorum. Daha doğrusu çıkartmak istemiyorum çünkü suyun altı daha güzel gelmeye başladı. O turkuaz gördüğüm en güzel turkuaz. Artık daha güzel denizkızı taklidi yapıyorum. Ciğerlerim de gelişti, nefesimi 8-10 kulaç tutabiliyorum. Kondisyon mikemmel. Şimdi tam bu esnada yaz bitmese. Ben evrim geçirsem, kuyruğum çıksa :)



Geçenlerde ben denizdeki dubaların ipinde oturup dinlenirken, çok uzaklardan gelip çok uzaklara giden yaşlı amcaya bir çift sözüm olacak.

Sen kendini Behlül mü zannediyorsun bey amca? Peheey eski yüzücülerden kim kaldı? Bi sen bi ben :) Nasıl bir azimle kelebek yüzüyorsun yahu. O kadar çok yüzdün ki vallahi ödüm koptu sana bir şey olacakta kurtaramayacağım diye. Seni kıyıya nasıl götüreceğimi düşünürken buldum kendimi. Öff vallahi balina görsem bu kadar tırsardım. Öfleye pöfleye de olsa o nasıl bir yüzüştür, nasıl bir enerjidir o yaşta? Maşallah diyeyim bari. Aklıma geldin işte gece gece. Umarım senin yaşına geldiğimde benim de hakkımda böyle düşünürler. Teyze eskiden profesyonel yüzücüydü herhalde derler :)

Ben teyze olacağım değil mi? Peki yine pembe fiyonklu bir bikinim olacak mı?

Ben doğalı 24 yaz geçmiş. Peki kaç yaz daha geçmesi lazım benim denize doymam için?

İşte yaz sonu psikolojime büründüm ben yine. Son anların tadını olabildiğince güzel bir şekilde çıkarmaya çalışıyorum. Kışlık hiçbir şey görmek istemiyorum. Hepsi bu anlar bitmesin diye. Ben tembel bir koala gibi bir dubaya tutunmuşken, tatlı bir esinti ılık ılık yüzüme vursun diye.

8 Eylül 2010 Çarşamba

bayram geldi, hoş geldi...

Annem evimizin geleneksel bayram tatlısı olan Kalburabastı'sını yaptıysa bize bayram geldi demektir :)



Yarın en güzel cicileriniz üstünüzde, tatlılar midenizde ve bayram harçlıkları cebinizde olsun ;) Bana uzuun zamandır bayramda para veren yok ama size veren olursa 'istemem yan cebime koy' deyin e mi? :p

Sevdiklerinizle beraber mutlu bayramlar dilerim blogcanlarım.