30 Kasım 2010 Salı

ben bugün...



Fotoğrafların arkasına tarihlerini yazdım.

Yaz anılarımın hepsini sırasıyla dizdim albüme, bakıp bakıp iç geçirdim. {Anı dondurmak güzel şey}

Yeni gezilerin hayalini kurdum.

Bir büyük poşet balık krakere hücum ettim ara öğün niyetine ama yok canım mümkün değilmiş hepsini yemem, ilk çeyrekte pes ettim.

Güzel eller gördüm, tiyatro izledim.

Odamın tozunu attırdım.

Arada gaipten sesler duydum adımı çağıran O_o

Ve sabahtan şu saate kadar şurayı dinledim, güzel sesler duydum.

Şimdi gidip elmalı turta yapmalıyım. Ayh bu evin işi hiç bitmiyor :P {Laf söyledi balkabağı}

24 Kasım 2010 Çarşamba

su yeşili ve açık mavi ojelerim...

Ben bu ara oje karıştırmaya da merak sardım. Burada bulamadığım renkleri kendim yaptım.

Tamam o bildiğimiz markaların renklerinin aynısı olmadı ama tam istediğim gibi bir su yeşili elde ettim. Fotoğraflarda tonu biraz açık bile çıkmış.



Tek yapmam gereken koyu kıvamlı bir beyaz ve bir yeşil oje almak oldu. Sonra onun içine 4-5 damla mavi, 10 damla yeşil ekledim. Oldu güzel bir su yeşili.



Aynı şekilde daha önce mavi de yapmıştım. Hani iki post aşağıdaki ojem. Bunda da yine beyaza 4-5 damla lacivert damlattım, çok şirin bir mavi elde ettim.



Bunlar da yanyana gelmiş halleri.



Ayrıca bu lacivertte kendi başına çok güzel bir renk. Geçen kış çoğunukla bunu ve siyahını kullandım.

Yapımda emeği geçen Alix Avien 217 (yeşil) ve Alix Avien 163 (lacivert) 'e çok teşekkür ediyorum :)

23 Kasım 2010 Salı

mini mini bir mim donmuştu, pencereme konmuştu...

Sevgili Unicorn mimlemiş beni. Tekrar teşekkür ederim, çok sevdim bu mimi :) Uzun süredir böyle sorulu cevaplı bir mim almamıştım.

Yaparken düşündüm, taşındım, birazda kaşındım. Bakalım ne cevaplar vermişim.

1-En sevdiğiniz kelime : Sevgilim.

2-Nefret ettiğiniz kelime : Turanj, oranj.

3-Ne sizi heyecanlandırır? : İşaretler ve mucizeler.

4-Heyecanınızı ne öldürür? : Heyecanıma ortak olunmaması veya heyecanımın anlaşılmaması.

5-En sevdiğiniz ses : Doğanın sesleri.

6-Nefret ettiğiniz ses : Fren sesi, ambulans sesi, düşen bir şeyin sesi, kalabalık ortamlardaki uğultular, bağırışmalar.

7-Hangi mesleği yapmak istemezsiniz? : Madencilik. (Allah kolaylık versin, sabır versin madencilere)

8-Hangi doğal yeteneğe sahip olmayı isterdiniz? : Uçmak isterdim, rüyalarımdaki gibi kollarımı kurbağa yüzer gibi yaparak uçmak isterdim.

9-Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz? : Dünyaca tanınan süper yetenekli bir sanatçı. Ama biraz aç gözlü bir sanatçı. Sanatın her dalından anlıyor :)

10-Nerede yaşamak isterdiniz? : Anguilla adasında.

11-En önemli kusurunuz : Böyle adlandırmayı sevmiyorum ama sakarlığım. Biraz tezcanlıyım.

12-Size en fazla keyif veren kötü huyunuz : Zaman zaman çıkagelen tatlı düşkünlüğüm. Yerken iyi ama :)

13-Kahramanınız kim? : Mustafa Kemal Atatürk.

14-En çok kullandığınız kötü kelime : Ne bileyim. (Böyle söylediğimde bana umursamazca davranıyormuşum gibi geliyor,kızıyorum kendime.)

15-Şu anki ruh haliniz : Cevabı dört kere değiştirdikten sonra diyebilirimki, gel-gitli yani değişken.

16-Hayat felsefenizi hangi slogan özetler : Anı kaçırma ve anı yaşa.

17-Mutluluk rüyanız : Sevdiklerim etrafımdayken bulutların üstünde gibi mutlu ve huzurlu bir hayat.

18-Sizce mutsuzluğun tanımı : Yolunda gitmeyen işler ve hayalkırıklıkları.

19-Nasıl ölmek isterdiniz? : Acısız, kansız, silahsız, huzurla.

20-Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini istersiniz? : Ooo Pinky hanımlar da gelmişler, hoşgelmişler. Kanatlarınız size çok yakışmış :) Yazlığınız sağda, kışlığınız solda. Aileniz ve sevdikleriniz arkanızda. Kameraya gülümseyiin.

Eveet, bu kadarmış.

Şimdi gelelim benim mimlediğim bloglara.

Pofidik Şekerim
Tibet Diyarı
Seyhandan

Sizi mimledim, kolay gelsin :)

22 Kasım 2010 Pazartesi

yapımı devam eden seramik ağaç süslerim...

Geçtiğimiz yılbaşından sonra kendi süsümü kendim yapmaya karar vermiştim ama keçeden yapmak istemiştim. İnternetten istediğim keçeler gelmedi, burada hayalimdeki
renkleri bulamadım vs. derken yapma isteğim bayağı bir sekteye uğramıştı.

Amma velakin bu seramik hamurunu elime alınca seramikten süsler yapmak geldi aklıma. Ve şöyle şeyler çıktı ortaya. Tabi bunlar ham halleri. Kurudular ve boyanmayı bekliyorlar.



Ben bu şekilleri şablon kağıtlar kesip, hamurun üzerine şablonu koyup, bıçakla hamuru keserek elde ettim. Çok zor olmadı ama bu şekillerde kurabiye kalıpları olsaydı tıkır tıkır oluverirdi.



Boyama kısmı daha zevkli olacak sanırım. Boyayıp göreceğiz :)

Arada da 1 fincan, 2 gül, 2 pötibör bisküvi, 1 kitabım oldu aksesuar yapmalık. Nasıl sevdim ben bu işiii :)

Not: Söylemeyi unutmuşum, seramik hamurum şunun aynısı. Havayla kuruyor. Yaparken hafif ıslatılıp kuruması engellenebiliyor. Çok kullanışlı.

21 Kasım 2010 Pazar

işte geldim buradayım...

Aslında hep buradaydım.

Sevgilim buradayken çok fazla internete giremedim ve gidişiyle bir rehavet çöktü üstüme, yazamadım. Ama buradayım yani hayattayım.

Uzun süre kendi bloguma girmeyince ne diyeceğimi bilemedim :) Durun ben ısınma turları atadurayım iki ileri bir geri.


Fotoğrafın konuyla alakasına gelirsek bir alakası yok :) Her zamanki hali. En çok cupcake ve kurdela çizmeyi sevdiğimi anladım. Hatta bu fotoğraftakinin baş parmağı sabit kalırken, diğerlerinin pembe olması daha güzel oluyor. ♥Pembe gönlüm sende♥


Öyle işte.

Ojem renkli, içim biraz siyah-beyaz.

Ama çok şeker işlerle uğraşıyorum, hamurlar filan.

Pek yakında ;)

6 Kasım 2010 Cumartesi

şimdi hazırlık, yarın gezmece tozmaca...

Yirmi gün sonra (yook yok olmaz maç var), iki hafta sonra (yok canım daha erken de olabilir) iki gün sonra derkeen, sevgilim yarın sabah buraya geliyor :)

Bir anda oldu bitti plan yapıldı.

Ve evin altından girdik üstünden çıktık. Daha kaldırılmamış olan yazlıkların bir kısmını {daha içimizde yazlık, üstümüzde hırka türünde giyiniyoruz}, deniz takım taklavatlarını bir çırpıda kaldırdım {bikinilere, peştemallere veda demek bu}, sonra hoop bir temizlik, bir lavanta kokulu sular seller derken, daha şimdi bir mola verip oturabildim bir göz gezdireyim diye.


Bu tatlı tatlı uyuyan kedi fotoğrafı, sevgilimin bir önceki gelişindeki Kaleiçi gezimizden..

Birazdan çıkıp unuttuklarımı almam, mis kokulu kurabiyeler yapmam, olmadı sarma sarmam gerekiyor.

Ve asıl konu, bu ziyaretin sebebi sevgilimin askere gidecek olması. Daha 1,5 - 2 ay var ama ikimiz için de en uygun zaman buydu. Hem hava da çok güzel, tam gezmelik :) Yani işte güneş çok yakıcı, gölgeler serin. Sevgiliye valiz hazırlanırken yardımcı olmak adına çelişkili cümleler kurmamın sebebi budur.

Biraz gezeceğiz ama önce nerelere gitsek sorusuna cevap bulmamız lazım. Buralardayım ben yine :)

5 Kasım 2010 Cuma

remember remember the fifth of november...

İzlediğim en etkileyici filmdir V for Vendetta. Ve tabiki en sevdiğim filmler listesinin başındadır. Başarılı hikayesi ve oyunculuğuyla izlediğim ilk anda gönlümde taht kurmuştu.



V for Vendetta aslında Alan Moore'un yazdığı bir çizgi roman. Hikayenin çıkış noktası Guy Fawkes’un 5 Kasım 1605′de parlamento binasını barutla havaya uçurma girişimine dayanmaktadır. Girişim çünkü Guy Fawkes eylemini gerçekleştiremeden yakalanmış ve asılarak idam edilmiştir. Kahramanımız V, Guy Fawkes maskesi takan eski bir savaş kurbanıdır ve Guy Fawkes'in yarım kalan işini tamamlayacak yani intikamı alacaktır.



Zaman ve mekandan bahsedecek olursak, film geleceğin totaliter İngiltere'sinde geçmektedir.

Ve filmde konudan sonra beni asıl etkileyen Hugo Weaving hem oyunculuğu, hem de büyüleyici sesi ve mükemmel ingiliz aksanıyla V'ye şahane bir şekilde can verişidir. Henüz izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız kesinlikle orjinal haliyle dublajsız olarak izlemenizi tavsiye ederim.

"remember remember the fifth of november. the gun powder treason and plot. i know of no reason why the gunpowder treason should ever be forgot" -V-

voilà!

3 Kasım 2010 Çarşamba

ödül aldım...



Çok sevgili Unicorn bana bir ödül göndermişti geçtiğimiz hafta. Çok mutlu oldum. Tekrar çok teşekkür ederiyorum bana da bir ödül verdiği için :)

Ödülün kuralı gereği şimdi benim de 15 kişiye bu ödülü vermem gerekiyor. Ödül verilmesi gereken kişi sayısını arttırmışlar bu sefer sağolsunlar ama yine de sevdiğim blogları 15 kişiye indirmem çok zor. Bu yüzden bu ödülü beni okuyan herkese veriyorum :)

Beni okuyan, takip eden herkese sonsuz sevgiler...

ben yapmadım bilinçaltım yaptı...

Neyi mi?

Pembe gökyüzünü elbette. Çünkü herşey kendiliğinden gelişti.

Şimdi ben böyle bir kolye yaptım. Zamanlamasını kolye kendi yaptı.



Uzun zaman önce havayla temas edince kuruyan bir seramik hamuru almıştım. Bir şeyler yapmaya fırsatım olmamıştı ama geçen gün ilk defa elime aldım, oynadım oynadım, kuruyunca azıcık ıslatıp yine oynadım çocuk gibi, oyun hamuru oynar gibi. Çok güzel bir şeymiş. İnsan neler neler yapar isteyince.

Bir de böyle güzel bir boğaz manzarası satın almıştım :) Kafamda bir şimşek çaktı ikisini birleştirdi. Şimşekler hep ayırmazmış ortadan ikiye ↯



Seramik kuruduktan sonra akrilik boyayla boyadım. Sonra vernikledim ve o da kuruyunca kalbimi boğaza arka fon yaparak kolyemi tamamladım.

♥Çok sevdim ben bu işi.

İstanbul pembe kalbimde, ♥kalbim♥ İstanbul'da. Gerçekten...


*Kalbim gizli özne ;)