31 Aralık 2010 Cuma

yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl sizlere mutlu olsun...

Sevgilime ilk kargo ve yeniyıl kartımı yolladım. Kargom ulaştığı zaman o kuşun yerinde olmak istedim.



Evimizi süsledik.







Tırnaklarımı süslendim.



Aslında kendim bir yılbaşı kurabiyesi tarifini deneyecektim ama markette Dr.Oetker'in hazır karışımını görünce almadan edemedim. Yanında bir de süsleme glazürünü aldım.



Ve kurabiyeleri yaptım. Gingerbread adamlarım sevinçten halay çekiyorlar :)



Mis gibi airwick winter kokusu evi sardı. Kurabiyelerin yanına, tarçınlı çay eşlik etti.



Peçetelerimi kullanmazsam olmaz tabi.



Geyiklerimi yakama taktım, geyiğimiz bol olsun diye :)



Ağacımın altına, geyikli köşeme kurulacağım birazdan.




Ve şimdi sevgilimle konuştum :) E daha ne olsun.

Hepinizin yeni yılı kutlu olsun! İçinizden geçen tüm dilekler gerçek olsun!

Çoook mutlu, biten yıldan daha mutlu, pespembe bir yıl yaşamanız dileğiyle...

Sevgilerimle ;)

30 Aralık 2010 Perşembe

yanıyor mu yeşil ağacın lambası yar?..

Geçen sene pembe bir ağacım olsun istemiştim ama bulduğum halde almadığım için pişman değilim. Klasik yeni yıl renklerinden vazgeçemedim.


Bu seneki ağacımızı daha çok sevdik. Nedeniyse süsleri tabi. İyi ki yapmışım :)

24 Aralık 2010 Cuma

büyülü müyülü bir çay...

Geçen gün markette bir anda gözüme Büyülü Bohça ismi çarpıverdi. Deneyeyim bakalım ne kadar büyülüymüş Büyülü Bohça Chai dedim. 4 tane daha çeşidi vardı ama içeriklerini şimdi hatırlayamadım.



Eve gelince hemen açtık, denedik. Önce paketinin kağıt değil de tül gibi olması dikkatimizi çekti. İpi paketin içinde ve çekip çıkarıyorsunuz. Pek bir janjanlı.

Aslında alırken beni cezbeden içeriğindeki rooibos oldu. Daha önce severek tükettiğim rooibos çayını uzun süredir raflarda göremiyordum.



Lezzetine gelecek olursak lohusa şerbetinin biraz daha az baharatlısı, kırmızı olmayanı diyebilirim. Kokusu bana direkt lohusa şerbetini çağrıştırdı. Sanırım bu kokuyu veren kakule, tarçın ve karabiber. Bu ara 2 kere lohusa şerbeti içtim ve farkettim ki ben lohusa şerbetini seviyormuşum. Sıcak sıcak, baharatlı ne güzel bir lezzet lohusa şerbeti :)




Sonuç olarak sevdim ben bu çayı. Umarım ömrü uzun olur.

23 Aralık 2010 Perşembe

I ♥ google earth...

Durup durup sevgilimin yanına gidiyorum, geliyorum :) Gezip geliyorum 1249 hatta daha fazla uzağımı. Çok uğraştım ama hiç belli olmayan adresten buldum kışlayı. Bir kaç facebook grubundaki fotoğrafın ve kargocunun yardımı dokundu. İyi ki askerler fotoğraflarını yüklemişler o gruplara. Nerede yatıyor, nerede oturuyor görebiliyorum :) Yaa çok merak ediyorum ne yapayım.

Google earth çok sevdiğim bir aktivite. Evet aktivite :) Aynı heyecanla geziyorum senelerdir. Merak ettiğim yerlere gitmiş kadar oluyorum. Bazen kardeşimle okyanusta küçük adacıklar arıyoruz, hayat var mı bakıyoruz.

Ah bir de denizlere bakarken kıyıdan uzaklaştıkça paniklemesem, açık denizlerde o büyük balıklar çıkıp beni yutuvereceklermiş gibi, boğuluyormuşum gibi hissetmesem. "Şu karaltı balina olabilir mii", "kaç kaç kaç" nidalarım art arda sıralanıyor. Yalnızsam direkt çarpıya basıyorum. Kaşınıyorum ama. Amacım balık görmek, tabiki korkacağım. Hem yazın denizde arkadaşımla dubalarda sohbet ederken farkettim, yalnız değilmişim :)

Ve şimdi bir cesaret tek gözümü kapatıp gittiğim Ducie adasındayız. Güney pasifik okyanusunun göbeğinde iğne ucu gibi bir yer.



İşte böyleee. Hadi ben geri taburuma döneyim :)

17 Aralık 2010 Cuma

seramik ağaç süslerim...

Seramik ağaç süslerim bittii. Hatta uzun zaman oldu biteli ama bir türlü fotoğrafını çekememiştim.

Yeni yıla girmeden göstereyim artık değil mi :)



Bu sene düşündüğüm gibi süslerimi kendim yaptım. Şimdi bu mutlulukla süsleyebilirim ağacımı :)

Bobby_Helms - Jingle bell rock

15 Aralık 2010 Çarşamba

düş, düşünce, düşününce...

Ben buradan mum yaksam o soğuğu bastırır mı acaba? Ankara gibi soğuk değil dese de ben emin olamıyorum hissetmeden. Eğer üşürse düşüne, düşüne, çok yoğun düşünerek, üşümesini engelleyebilir miyim?



Ellerimi ısısına tutsam, O'nun da elleri ısınsa düşünce gücüyle.



Bir düş, bir düşünce işte.

Bugün birliğine teslim oldu. "Şimdi ne yapıyor acaba" diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Pinky'nin hava raporu...



Dün geceden beri aralıklarla yağmur yağıyor ve bütün hafta yağmaya devam edecekmiş. Az önce güneş açtı ama yağmur hala ince ince devam ediyordu. Fotoğraf az önce çekildi.

Bu havalarda en cici ev kıyafetlerimi giyip film seyretmeyi, kitap okumayı, battaniyeye sıkı sıkı sarılmayı seviyorum.

Sizin oralarda hava nasıl, kar yağdı mı, yerlerde birikti mi?

Ben neredeyse çeyrek asırlık hayatımda toplasan 5 kere kar görmemişimdir. Eğer bu aralar karla oynar, keyiflenirseniz benim için de oynayın olur mu? Keyfiniz yerinde olsun.

Ve sokakta yaşayan hayvanlarımız için biraz yiyecek ve bir kap su koyup, suyun içine donmaması için birkaç damla yağ damlatmayı unutmazsanız sevinirim.

Mutlu haftasonları (*^_^)

10 Aralık 2010 Cuma

beklenen gün geldi çattı...



Sevgilimin askerlik durumu belli oldu artık. Erzurum Palandöken'de kısa dönem askerlik yapacak.

Bildiğiniz üzere karlı, kışlı, soğuk bir memleket Erzurum. İkimiz de orada hiç bulunmadık, iklimini yaşamadık, bilmiyoruz. Sevgilim yaşayacak, ben de anlattıklarından yaşadıklarını hissetmeye çalışacağım. Küçülsem, parmak kız olsam, cebinde taşısa beni keşke :)

Allah kolaylık versin, güç versin sevgilime ve tüm askerlere. Herkes hayırlısıyla görevini yapsın ve sağlıklıca dönsün evine inşallah.

*Görsel şuradan alınmıştır.

8 Aralık 2010 Çarşamba

you can't catch me, i'm the gingerbread man...



Ağacımın süslerini yaparken neden küçüğünü kolye yapmayayım diye düşündüm ve hemen minik bir gingerbread man yaptım. Aslında hep ağaç süsü ve kolye ucu niyetine şeyler yaptım. Bakalım, bittikçe göstereceğim.

Kolyem hazır, süslemelerim de yakında başlar. Cıvıl cıvıl dekorasyonları, heyecanı yeter bu zamanların. Tek burukluğu sevgilimin yeni yılda asker olacak olması. Güzel düşünelim, güzel olsun (*^-^)

Mindi Abair - Gingerbread Man

Zenit ve Lubitel...

Bugün dayımın fotoğraf makinelerini göstereceğim size. Fotoğraf çekmeyi çok severmiş dayım. Şimdi yaşasaydı bu teknoloji aklını alırdı eminim.

Anneannem makineleri bize getirdiğinde çok mutlu olmuştum. Hala mutluyum ama kardeşimle paylaşamıyoruz. İkimizde zaman makinesiyle geleceğe gitmiş insanlar gibi inceliyoruz makineleri :)

Bu Zenit 122,



Ve bu da Lubitel 166 B.



Bu makine tepeden bakmalı bir makine. Hani eski Türk filmlerindeki gibi :)



Tepeden bakınca görüntü işte böyle.



Şimdi ben bu makineleri kullanmak istiyorum ama nasıl kullanacağımı, ne tür film almam gerektiğini bilmiyorum. Hem hala film satılıyor mu acaba? Bir fotoğrafçıya gitmeyeli seneler oldu. Hatta fotoğraf bastırmayı bile unutmuştuk ama Teknosa fotolab kampanyalarıyla hatırlattı.

Şimdi tek isteğim makinelerimizi kullanabilmek, güzel fotoğraflar çekebilmek. Makinenin kokusunu burnumda hissetmek. Gerçekten Zenit'in çok belirgin demir, deri kılıf karışık bir kokusu var.

İşte böyle anlayan, bilen, kullanan varsa ve birkaç bilgi verirse sevinirim :)

aslında kısaca bahsedecektim...

Çok güzel, çok şirin bir diziyi izledim, bitirdim. Dizi dediysem bizimkiler gibi yüz küsür bölüm değil, 16 bölüm ve her biri bir saat. Hiç bitmesin istedim. Kaç gündür her boş vaktimde kendimi dizi izlerken buldum.



Dizi dizi deyip duruyorum, adını yazmıyorum. Dizinin adı Personal Taste. Lee Min-Ho ve Son Ye-Jin adlı oyuncular esas oğlan ve esas kızı canlandırıyor. Son Ye-jin'i daha önce A Moment to Remember adlı filmden hatırladığımı ve o filmi çok beğendiğimi belirtmeden geçmeyeyim.



Şimdi ben ne desem spoiler olur. Kısaca romantik-komedi diyebiliriz. Aşk, entrika, yanlış anlaşılmalar, sevenleri ayırmalar... Hepsi bu dizide :p

Uzun süredir Kore sinemasına merak sardım Seyhan sayesinde. Bu diziyi de O'nun şu postundan hemen sonra izlemeye başladım. Kore sinemasına ilgim kaç sene önce Trt sayesinde olmuştu ama Seyhan tavsiyeleriyle devamını getirmemi sağladı. Teşekkürü bir borç bilirim :)

Trt'de ne izlediğime gelecek olursak belki siz de rast gelmişsinizdir, Saraydaki Mücevher adında geleneksel Kore kültürünü, mutfağını, tıbbını ve saray hayatını anlatan bir diziyi izliyordum severek. Kore kültürü işte o zaman ilgimi çekmeye başlamıştı. Şimdi Uzak Doğu'yu hepten merak ediyorum.

Ayrıca izlediğim bir sürü filmden sonra söyleyebilirimki drama konusunda gerçekten çok başarılılar. Tavsiye ederim, kaçarım :)