31 Aralık 2011 Cumartesi

pembe yıllar...

"Bu sene yeni yıla pembe girmeye karar verdim" dedim,
"Sen hep pembesin Pinkishko" dedi.

Ama ben yeni yıla hep kırmızı yılbaşı kazağımla, geyik boynuzu tacımla girerdim.
Bu sene uçuk pembe kazağımla ve tavşan tacımla girmeye karar verdim, toz pembe bir yıl olsun diye. 
Ben bunu neden daha önce düşünemedim :)



{Bu arada yanaklarıma bir ağrı girdi, hayırdır inşallah... Senenin son problemi olsun.}

Sizin de yeni yılınız toz pembe olsun, kalbinizden geçen her güzellik sizi bulsun. 
İşiniz gücünüz hep rast gitsin,
Şeridiniz hep açık, şansınız bol olsun.

{hihihihihiii ay çok güldüm. Yanağımın ağrısının sebebini annem buldu, problem meğer tavşan tacıymış, kafamı sıkıştırmış. Tavşan olmak zormuş arkidişler :) Neyse şimdi çıkarayım da, 12'ye 5 kala tekrar takarım}

Yanaklarınıza ve karnınıza ağrılar girsin ama gülmekten :)
Huzurunuz, keyfiniz ve en önemlisi sağlığınız sonsuz olsun.
Mutlu, mutlu ve çooook mutlu bir yıl dilerim hepinize.
Yeni yılınız kutlu olsun!
Kocaman sevgilerimle...
♥♥♥



25 Aralık 2011 Pazar

pazar kıpırdaşması bununla olsun...



Hadi bakalım oturmaya mı geldik. Hem izleyelim hem de biraz kültür fizik hareketleri yapalım.

Sonra şunu da mutlaka izleyelim, çok hoş olmuş.

Güzel pazarlaar...

24 Aralık 2011 Cumartesi

yeni yıla bir hafta kala...

Yağmur geldi, 
soğuk rüzgarlar geldi,
sıcak çaylar geldi,


Kutup ayıları ziyarete geldi.
Noel Baba da bacadan girerse tam olacak.


Gelirken güzellikler getirsin, hayallerimizi getirsin, sağlık getirsin, mutluluk getirsin. 
Olmadı ben gider Demre'den alırım. 
Grönland, kuzey kutbu hikaye...  Antalyalıdır, hemşehrimizdir tonton Noel Baba ;) 

15 Aralık 2011 Perşembe

kuş diyor başka bir şey demiyor...

Kuşları çok seviyorum, kuşlu bir şey gördüğümde dayanamıyorum.

Bu cüzdanın kumaşını Haziran ayında  Pofişimle birlikte Ankara'da gezerken almıştım  (^_^*)  Kumaş görünce aklıma ilk önce cüzdan dikmek geldiğinden bunu da bir cüzdana dönüştürdüm yine ellerimle. {Bi makine alamadık}


İç astarını sarı kalplerden yaptım. Bu sefer evi aradım taradım elyaf buldum, daha kabarık oldu.


Bakışa bak bakışa...


Küçüklüğümden beri evimiz hiç kuşsuz olmadı, muhabbet, güvercin ve saka besledim. Ve yeri gelmişken buradan bana kuş almak isteyen şanslı kişiye hayalimdeki kuşları söyleyeyim :)

Hayalimdeki ilk kuş Gouldian Finch (Gökkuşağı İspinozu). Seneler önce bir alışveriş merkezinin bahar şenliğinde gördüğümde vurulmuştum bu kuşa. Filmlerdeki gibi seneler sonra yine karşılaşınca adını, öğrendim.



Sonra bir Black-capped Chickadee (Karakafalı baştankara) 'ye de hayır demem, bağrıma basarım. ihihihii....




Bir de seyretmekten çok keyif aldığım son derece girişken Ankara güvercinleri var ;)


Cik cik cik cik....

14 Aralık 2011 Çarşamba

durum raporu...


Uykucu Pinky artık erkenden kalkıyor, öğrenciliğe tam gaz devam...

Geçen sabah güneşli bir güne uyandığımda karşıdaki binaların arasında deresinde bir dağ gözüme çarptı. Gece yağmur yağmıştı, sabah yağmurdan geriye bulutlar, kar ve güzel bir manzara kalmış. Saklıkent'e biraz kar birikmiş, haftasonu ailecek bir gezi düşünüyoruz. 9 sene oldu Saklıkent'e çıkmayalı, kara basmayalı, kar topu oynamayalı.

 Narin Pinky yine hasta, olumlamalara tam gaz devam...

İşte kışı bu yüzden daha az seviyorum. Soğuk hava ağzımdan, burnumdan, kulağımdan girince, bir de bol öğrencili, aksırıklı tıksırıklı sınıflarda nefes alıp verince hemen şifayı kapıveriyorum. Sesim öksürmekten gitti, artık borazan kıvamında. Göğsüm ağrıyor, karın kaslarım ağrıyor, hep öksürmekten. Dinleniyorum, geçecek... 


11 Aralık 2011 Pazar

günlerden bir gün seçtim...

Geçen Ramazan bayramıydı. 
O bunaltıcı sıcaklardan sonra bayram sabahı yağmur bize serinletici sürpriz yapmıştı. 
Kahvaltı ve bayramlaşmadan sonra deniz kenarına gitmiştik sevgiliyle yanımıza annemin bayram tatlısı kalburabastıyı da alıp.
Bayram sabahıydı ama tatilciler denizdeydi. 


Pepsi sevmem, artık zaten kolanın kendisini sevmem. İçmeyeli uzun zaman oldu, tadını unuttum. 
Garson buzlu çayımın yanında bu bardağı getirince, işin içine bayram da karışınca çocukluğuma gitmiştim, taa Ptt kampına, Lara'ya. 
O an kolanın tadını da hatırladım birden. Cam şişede kola daha güzeldi diye düşündüm.
Denize girenlere baktık, bayram telefonlarını açtık. Sonra kalktık Düden'e gittik. Böyle sulu bir gündü... 
Fotoğrafı görünce o güne gittim.
Yaz çabuk gelsin.
Mutlu bir pazar olsun blogcanlarım...

5 Aralık 2011 Pazartesi

yeni yıl coşkusundaki ilk durumları öğrenmek için Pinky'e bağlanıyoruz...

Aralık ayına güzel bir giriş yaptık. 
İçimiz gerek havadan, gerekse değişen ambiyanstan ısınmış durumda.


Bizim haneye her şeyin ginger kokulusu, tarçın kokulusu geldi. 

Ortalığı ve kendimizi mis gibi kokuttuk.

Tarçınlı sütümüz ve kurabiyelerimiz de midemizde.

Yani her şey yolunda merkez,

bekliyoruz.





24 Kasım 2011 Perşembe

annemin dolabından 2 ...

Geçen sene annemin dolabını keşfe çıktığımda hatırlarsanız ceketine el koymuştum.

Bu seneyse annemin dolabından iki parçaya el koydum.

Aslında bu ilk çantaya tam olarak el koydum da denemez çünkü tamamen bana vermiş değil, erken kalkan çantayı kapıyor :)


Lacivert, deri, çok bölmeli, çok kullanışlı bir çanta bu, çok sevdim. ♥


İkinci el koyduğum çantaysa aslında eskiden benim olan bir çanta, hatta ilk çantam. Üstündeki kalbinden, renginden dolayı çok severek kullanmıştım bir zamanlar. Sonra nedense ben bu çantayı anneme vermiştim. Seneler sonra baktım annem kullanıyor kıymete bindi, geri aldım :)  İyi ki benim ergen aklıma uyup atmamış güzel çantamı canım annem ♥


Bir lacivert aşkıdır gidiyor. Bir de güzel bir lacivert ayakkabı bulursam tamamdır. Ayakkabının az topuklu oxford olması tercih sebebidir. Görürseniz bana bi çıtlatıverin olur mu?

20 Kasım 2011 Pazar

önüm arkam sağım solum serçe...

Minik serçe;
Ne tatlı, ne tontiş bir kuşsun sen bebişim.
 




Minik gagalarınızdan öperim.
 

10 Kasım 2011 Perşembe

ruhun şad olsun Atam...


Sonsuz bir özlemle, minnetle, saygıyla, sevgiyle anıyoruz Sen'i.
Huzur içinde uyu.
İzindeyiz...

6 Kasım 2011 Pazar

bugün bayram...


Minik Pinky Minky, dişlerini fareler kemirdiği için bu fotoğrafta sırıtamamış Pinky Minky bayramınızı kutlar, sevdiklerinizle beraber mutlu bir bayram diler. Büyüklerinin ellerinden, küçüklerinin gözlerinden öper, harçlıklarını bekler :p


3 Kasım 2011 Perşembe

yeni kitabım çıktı...

Yine ne çok yalnız bıraktım seni blogcuğum, kusura bakma. Çok oturamadım günlerdir bilgisayarın başına. Oturduğum zamansa iki tivit, iki mail atıyordum, diğer blogları okuyordum ve çıkıyordum.

Bir kpss yoluna baş koydum şimdi. Motivasyonumu en yüksek noktada tutup haftaya kursa başlayacağım. Hayırlısı olsun.

Daha olumlu bir insan olmaya karar verdim. Güzel düşündüm, hayal ettim ve aynen olduğunu gördüm.

Kendi kendimi hasta etmemeye karar verdim. Arada unuttum, sonra hatırladım, yine unuttum ve yine hatırladım. Ben iyiyim gerçekten dedim hep kendime.

Daha çok şükretmeye başladım. Daha mutlu uyanmaya başladım.

Daha yukarı bakmaya başladım  ve güneşle daha çok gözgöze gelmeye başladım.

Daha çok şarkı söyledim.

Daha önce, çook önce bir kitap yazdım, boynuma astım. Sana da daha şimdi gösterebildim. Böyle de hızlı bir insanım :)


İşte böyle cicim. Senden ne haber?

20 Ekim 2011 Perşembe

...

Dün sabahtan beri bir acı var göğsümde ve çok üzüntülüyüm. Siz de öylesiniz biliyorum. Peki o aileler ne yapıyor?
Kınamak, lanetlemek yetmiyor, hiçbir zaman da yetmedi.
Yaz yaz yaz, sil sil sil... Hiçbir  kelime anlatmıyor hislerimi. Ve elimden hiçbir şey gelmiyor. Elinden bir şey gelenler keşke yapacaklarını yapsalar, uyguladıkları işe yaramaz politikaları değiştirseler.

Ve bizi de uyutmasalar, gerçeklerin üstünü örtmeye çalışmasalar.

14 Ekim 2011 Cuma

festival filmlerine devam...

Festival içinde gittiğimiz 3. film Can.

Can. aah Can! Filmin Yönetmeni, Senaristi, Yapımcısı Raşit Çelikezer'in de yöneltilen soruyu onayladığı gibi tam bir yeşilçam senaryosu. Bulmaca gibi bir kurgusu var, flashbackler oldukça yoğun. O bulmacayı çözünce, parçaları birleştirince bir hııı diyor insan ve daha çok filmin içine giriyor.

 Yönetmen-Senarist-Yapımcı: Raşit Çelikezer Oyuncular: Yusuf Berkan Demirbağ


 Serdar Orçin
 Serhat Nalbantoğlu

 Selen Uçer, Erkan Avcı

Biribirini severek kaçıp İstanbul'a gelerek evlenmiş olan Ayşe ve Cemal bir süre sonra çocuk sahibi olmak isterler ama normal yollardan çocuk sahibi olamazlar ve başka yollara başvururlar. Ama seçtikleri bu yol onlara istedikleri mutluluğu getirmez. Bilmem, belki de bazılarına getirir.

Dün Nar ve Zenne'nin günüydü ve en güzel gün dündü. Her iki filmi de çok beğendik ve zaten festivalde en çok adı geçen fiilmler bu ikisi.

Önce Nar'ı izledik. Ümit Ünal'ın gösterileceği gece heyecandan uyuyamadığı film Nar. Uyuyamadığı kadar var, ben de böyle bir film çeksem uyuyamam. Film psikolojik gerilim türünde ve tek bir mekanda geçiyor. Psikolojik gerilim dedim ama yer yer gerilimi oldukça yumuşatan bir mizahı da var. Film de bir kadının kendi adaletini araması anlatılıyor. Ve bu kadın adaletini ararken başka bir kadının gerçekleri görmesini sağlıyor. Gerçekler yüzüne çarpıldığında ise büyük sandığı küçük dünyasında sevdiği insanın başka bir yönünü görüyor ve onun vicdanını sorguluyor. Ve narın kabuğu çatlıyor.

"Hepimiz nar taneleri gibi birbirinden ayrıyız: Hem çok benzeriz, hem de çok farklıyız. Ama açılmamış bir bütün nar gibiyiz aynı zamanda." diyor Ümit Ünal filmin adının neden Nar olduğunu tanımlarken.


Yönetmen ve Senarist: Ümit Ünal  Oyuncular: Serra Yılmaz, İdil Fırat, İrem Altuğ, Erdem Akakçe

Oyuncular gerçekten çok başarılıydı, özellikle Serra Yılmaz ve Erdem Akakçe. Serra Yılmaz yurtdışında tiyatro oyunu olduğu için gelememiş.

Ve son olarak Zenne'yi izledik. Zenne belgesel yapılacakken film olmuş ve The Independent'ın “Türkiye'nin ilk gay namus cinayeti” olarak haber yaptığı; eşcinsel olduğu için babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız'ın hayatından esinlenilerek yazılmış bir film. Ahmet Yıldız aynı zamanda yönetmenlerin arkadaşı. Filmde sadece tek bir karakterin hayatı anlatılmıyor. Birbirine benzemeyen bir üçlünün dostluğu anlatılıyor.

"Dürürstlük bazen öldürür." diyorlar, çok doğru.

Galada öyle güzel bir tepki aldı ve kabul gördü ki bu film; film ve jenerik bitip ışıklar açılıncaya kadar ve daha sonrasında ayakta alkışlandı. Ekip çok memnun, seyirci etkilenmiş bir şekilde söyleşi alanına geçti.


Yönetmenler: M. Caner Alper, Mehmet Binay

Oyuncular:  Giovanni Arvaneh, Kerem Can,

Rüçhan Çalışkur, Erkan Avcı, Tilbe Saran

Ünal Silver, Tolga Tekin

İşte böyle güzel bir haftanın ve festivalin sonuna geldik. Ve şu anda ödül töreni devam ediyor. Hadi bakalım hak eden kazansın. Siyad üyeleri tahminlerini yapmış ama bakalım jüri neye karar vermiş.

10 Ekim 2011 Pazartesi

festival filmleri...

İki gündür yağış ve fırtınaya aldırmadan katılıyoruz festivale. Ve iki gündür akşama kadar sakin olab hava akşam olunca coşuyor. İzlediğimiz iki film de akşamdı ve filmlerden her çıkışımızda söyleşilere geçerken sağanak yağmura yakalandık. Aman şeker değiliz ya canım nolcak, rüzgardan uçmadığımız sürece problem yok :)

Dünkü programımızda Hangi Film vardı. Kaç gündür diyaloglarımda bu filmin adı soruya soruyla karşılık vermek gibi algılandığı için burada da tekrar edeyim, filmin adı "Hangi Film".

Konservatuarda tiyatro bölümünde okuyan 4 arkadaşın kendi aralarında oynadıkları oyunun adı Hangi Film. Biri replikleri söylüyor, diğerleri hangi film olduğunu tahmin ediyor. Ama gariptir film tamamen bu konu üzerine de değil. Ben tamamen başka bir şey hayal etmiştim, filmlerden kesitler oynayacaklar zannetmiştim. Film bu 4 arkadaşın finallerden önce kafa dağıtmak için gittikleri arkadaşlarının evinde dönülmez yollara sapmaları ve içinde bulundukları durumdan sıyrılmaya çalışmarını anlatıyor. İzleyiciden en fazla eleştriyi çok fazla küfürlü olduğu için aldı sanırım, duyduğum çoğu tepki bunun üzerineydi. Ama yani şimdi çoğu erkek kendi aralarında noktalama işareti yerine küfür kullanmıyor mu. Tamam oldukça fazla kullanılmış ve ona odaklanınca konudan uzaklaşılabiliyor ama ilk defa duyuyormuş gibi tepki vermeye de gerek yok. Neyse konumuz bu değil, film. Filmde karakterlerin geçmişten gelen psikolojik travmaları, şiddete eğilimleri ve madde kullanımı  gibi konulara değinmişlerdi. Ama filmin açık bir mesajı yok bence. Kendileri de keskin bir biçimde şu iyidir bu kötüdür demediler zaten. Ayrıca bu film yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi.

Tüm gala filmlerinden sonra oyuncularla söyleşiler oluyor. Festivalin filmlerden sonra en sevdiğim kısmıdır bu bölüm. Fakat bu filmden sonra söyleşi için kurulan yerin fırtınadan biraz sallanmasından dolayı biraz tedirgin oldum ve erken ayrıldık.


Yönetmen : Egemen Sancak

Oyuncular : Ceylan Dizdar, Tuğçe Tanıl, Emre Ozan, Yusuf Sınav, Egemen Sancak, Hakan Duran, Hamdi Alp, Ercan Tulunay.

Bugünse festivalde en çok merak ettiğim film olan Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm filminin galasındaydık. Erdal Beşikcioğlu'nu severim, bence çok iyi bir oyuncu. Geçen sene dizi tanıtımlarında onu ve Ankara'yı görünce daha dizi başlamadan izlemeliyim demiştim ve hislerim beni yanıltmamıştı, dizi çok güzeldi. Dizisi gibi filmi de çok güzeldi. Oyunculuklarıyla, kurgusuyla, senaryosuyla çok iyi, keyifli bir filmdi ve hatta çok güldük, çok eğlenceliydi. Tabi oyuncularla beraber izlemek de ayrı bir keyifti.

Filmin senaristi Emrah Serbes'in Son Hafriyat adlı kendi romanından yola çıkılarak yazdığı filmde kahramanımız Behzat Ç. Ankara'nın çeşitli parklarına canlı canlı gömülen cesetlerin faili Red Kit'in peşine düşerken, bu zincirleme olayların arkasındaki gerçeklerden yola çıkarak cinayetleri engellemeye çalışıyor. Aynı zamanda bu olaylar Behzat Ç.'nin kendi iç yolculuğuna çıkmasına da neden oluyor.

Bunlar da şöyleşiden bir kaç görüntü.

Yönetmen: Serdar Akar Oyuncular: Erdal Beşikcioğlu

Canan Ergüder, Tardu Flordun, Tolga Tekin

Hakan Boyav, Fatih Artman, Berke Üzrek

Berkan Şal, Hakan Hatipoğlu, İnanç Konukçu, Cansu Dere

Ve fotoğrafını çekemediğim Seda Bakan, galada olmayan diğer oyuncular Hazal Kaya, Ayda Aksel, Rıza Kocaoğlu, Ege Aydan, Nihat İleri, Eray Eserol, Ali İpin, Zühtü Erkan, Nuri Gökaşan, Serhat Nalbantoğlu, İlhan Kantarcı.
Oyuncuların hepsi çok iyiydi. Biz beğendik bu filmi, tüm ekibi tebrik ediyorum.
Her sene takip ederim ama ilk defa üşenmeyip festival hakknda bir yazı yazıyorum. Genelde film ve kitap anlatmayı pek sevmem herşeyi anlatmaktan korktuğum için. Ağzımdan filmlerin sonunu kaçırmadığımı düşünerek bu günlük bu kadar diyorum ^^ Diğer filmlerde görüşürüz.

Ve film hakkında sonradan aklıma gelen küçük bir uyarı: Film 28 Ekimde vizyona girecekmiş. Giderseniz lütfen jenerik akarken kalkıp gitmeyin, sonuna kadar bekleyin. Filmin içinde gösterilmeyen bir detayı görebilirsiniz ;)

9 Ekim 2011 Pazar

çok nostaljik bir pazar...

Hani nerede bakiim Parliament Sinema Kulübü izleyicileri?



Siz de duyunca gidiyor musunuz eskilere. Ben battaniye altındaymış hissine kapılıyorum. İzlediğim filmleri pek hatırlamasam da başlarkenki jenerik müziğini hep duyardım, sonra da uyuyakalırdım herhalde. Sadece 5-6 yaşlarındayken Geleceğe Dönüş serisini izlediğimi hatırlıyorum. İzlediğim ilk bilinkurguydu ve hayretler içinde kalmış olacağım ki izlediğim an bile aklımda. Çok sevmiştim, hala çok severim.

Nereden nereye atladım. Ne diyordum müziği duyunca giderim o banyolu, pembe yanaklı pazar akşamlarına, Karla Bonoff'un sesi kulaklarımda :) Aslında şarkı bir Linda Ronstadt ve Aaron Neville düetiymiş ama jenerik müziğini Karla Bonoff seslendirmiş. Daha önce yine içimde bir parliament pazar gecesi sineması nostaljisi depreşince şarkıyı bulup indirmiştim ve iki şarkıcının sesini ayırt edememiştim, yeni öğrendim.

Bir de bu jenerikten bana yadigar parlament mavisi rengi var ki bu rengi ne zaman zihnimde canlandırmaya kalksam jenerikteki ışıltılı New York manzarasının rengi gelir aklıma, hıı o renkti derim.

Lakin burada bu gece gökyüzü hiç de parlament mavisi değil, bulanık acayip bir renk. Yağmurla beraber fırtına var ve çok korkutuyor beni bu sesler. En iyisi müziği açıp duymamak.

İyi geceler pazar gecesi sinemacıları ^^

5 Ekim 2011 Çarşamba

portakal...

Portakallar çıktı mis gibi kokulu, yeşil yeşil ama tatlı...

Portakal zamanı geldi festival olanından...

Biletler alındı yine merak edilenlere.

Sağ alt köşede bilet fiyatı 1TL yazıyor yanlış görmüyorsunuz, biletler bayanlara 1TL. Çünkü bu sene Altın Portakal'a kadın eli değdi, tüm jüriler kadınlardan oluşuyor.

4 Ekim 2011 Salı

kırptırdım...

Ara ara kıvırcık saçlarımı gördünüz ama onları hiç düz görmemiştiniz değil mi? Yoksa ben mi hatırlamıyorum. Ama yok görmediniz. Ben de senede en fazla iki kere görüyorum zaten. Sanki saçımı düzleştirince bir daha lülelerim geri gelmeyecek hissine kapılıyorum.

Saçlarım önemli. {Ne bakımdan önemli? dedi sanki biri arkadan} Oturdum saydım çeyrek asırlık ömrümde üç defa uupuzun saçlarımı kısacık kestirmişim. İki tanesi öyle böyle kısa değil, bildiğiniz erkek saçı. Hal böyle olunca kuaföre gitmek bende bir korku halini aldı. 6. sınıfta ikinci defa saçlarım uçtuğunda pırasa saçlarım lüle oldu birden, bu da garip bir ayrıntı. İkinci kestirmem çok iyi olmuş aslında.



Bugün kuaför fazla uzamış dedi. Ben de biliyorum fazla uzun ama ben fönlü kullanmıyorumki. Lüle olunca topluyor yukarı haliyle ve o çok uzun görüntü kayboluyor. Uçlarının yıprandığını, inceldiğini farkedince kestiriyorum tabi çok uçmaması kaydıyla. İşte bugün 3 parmak kadar kestirdim, pişman değilim. Gerçekten çok uzamıştı ve güneşin, denizin, tuzun, boyanın etkisiyle yıpranmıştı. Ve böylece senelerdir vazgeçemediğim katlı kesimin son katları da gitti.


Şimdi saçlarım böyle açık halde ve sağa sola savuruyorum çocuk gibi :) Zaten ben hiç toplayamam çünkü toplayınca saç diplerim etim morarmış gibi ağrır. Bu çocukluktan gelen bir şey sanırım çünkü annem çocukken saçlarımı başım ağrır diye toplamazmış. Haklıymış, ağrıyor.

Şimdi size bir sorum var. Dökülme ve saç uçlarındaki kuruluğa önerebileceğiniz ürünler var mı? Saçlarım ne seyrek, ne gür, ne ince, ne kalın, ne yağlı,ne kuru. Herşeyi pek bi normal ama beyazlardan dolayı boyalı. Hadi saç sırlarınızı paylaşın benimle.

Yaz'dan özellikle bekliyorum güzel saçın sırlarını ;)

2 Ekim 2011 Pazar

bir sepetin mevsimlere göre değişimi...

Benim biricik piknik sepetim,



hava azıcık serinleyince oldu mu bir örgü sepeti.



Renk renk yumaklar alınmış, örgüler ellerde, kollarda, sepetlerde yerini almış. Gitsin haraşolar, gelsin pirinçler, bir ters bir düzler ve en sevdiğim burgular.



O zaman renkli pazarlar hepinizeee (^_^*)

Sepete uyarı: Daha piknik sezonu kapanmadı, güneşli günler devam ediyor. Yani ona göre hazırlıklı ol herşeye sepet kardeş!

23 Eylül 2011 Cuma

neden senle hiç durmadan vedalaşıp duruyoruz ki biz...

Dikkat: Bu yazıda kullanılan fotoğraflar Antalya'ya sonbahar gelmeden önce çekilmiştir. Yani geçen hafta.

Geçen hafta hava ne güzeldi. Hatta iki gün önce bile süperdi. Dayanamayıp tekrar Phaselis'e gitmiştik. Ama bugün sabaha karşı itibariyle şimşekler çaktı, gök gürledi hem de hala güneş yüzünü gösterirken. Sonra bir yağmur geldi, nehir gibi aktı sokaklardan, serinliğini bıraktı gitti.

Tamam tamam itiraf edeyim sonbaharı da seviyorum. Melankolisini, yağmurda evde oturup kitap okumacalarını, film izlemecelerini...

Neyse geldi gelen, yapacak bir şey yok. O da bir bahar sonuçta.

Ama şimdi geçen hafta deniz de süperdi.  Bulduğum deniz kabuklusu canlının terkettiği evi çok şirindi.


Sahaftan aldığım, her deniz sefamda parça parça okuduğum, okumalara kıyamadığım, hep merak ettiğim bir konuyu anlatan Ünlü Bestecilerin -hüzünlü- Hayat Hikayeleri adlı kitabım çok güzeldi.




Biz bu yazı çok sevdik bir daha gelsin..

11 Eylül 2011 Pazar

bu, bu nedir bu?...


Bir kedi mi, yoksa bir sevgi arsızı mı?

 Çakırlar'ın en güzel kedisi.

Taş mı, ninja kaplumbağa mı, yoksa sadece bir kaplumbağa mı?

Japon turistlerin ilgi odağı Aspendoslu Tosbağa.

Aa oradaki ne, bak bak ilerde yaprağın üstünde, mavi morfo kelebeği mi, yusufcuk mu?

Düden Şelalesi'nin mavi yusufcuğu.

Bir kurbağa mı, bir uzaylı mı, yoksa sadece bir yaprak böceği mi?

Eve sızmaya çalışan bir yaprak böceği.