29 Mart 2011 Salı

günlerim aynı, geceler aynı. sarı saçlım adresimsin sen!..

Kafasına takmış kamerayı, park senin deniz benim geziyor adam. Pardon uçuyor.



Çok güzel görünüyor olmalı manzara. Benim sadece o adamın başındaki kamera görüntülerini izleyip mest olacağım türden.

Uçmak kuşların işi. Ben kuş muyum canım?

Bilmem. Sevgilim gelince belki kuş olabilirim, cesaretim gelebilir (^-^*)

Yazın O parasailingi istemişti, ben "olmaz" demiştim. Şimdi bir daha düşünebilirim.

20 Mart 2011 Pazar

böyleyken böyle...

Dün ay böyleydi. Hatta daha yakındı. Hatta en yakındı. Ama ben bulut yüzünden net bir fotoğrafını çekemedim.


Mayıs 2010

Bu sabah önünden geçtiğim ağaç böyleydi. Bembeyaz çiçekleri vardı, ona bahar gelmiş gibiydi.


Mart 2011

Resim galerisinin önündeki hamile kedicik böyleydi. Çaktırmadan resimlere bakıyor, arada çok büyük bir sinirle kendi kuyruğunu kovalıyordu.


Mart 2011


Odama girip duvarımda gezen uğur böceği böyleydi. Önce parmağıma kondu, sonra uçtu gitti.


Mart 2011


Geçen hafta deniz böyledi. Rüzgardan hiç duramadık yanında.


Mart 2011

Ama bir uçurtma çok güzel meydan okuyordu rüzgara.


Mart 2011

17 Mart 2011 Perşembe

blog atmosferindeki pembeötesi ışınlar...

Uzuun bir süre sonra bloguma girebilmenin mutluluğu ve burukluğu var içimde. Kimsecikler yok gibi sanki. Ah böyle mi olacaktı bloglarımız, hayallerimize dokundular resmen.

Hala bitip bitmediğine dair şüphelerim var ama ben başlıyorum anlatmaya, girebiliyorken fırsatı kaçırmayayım.

Bloglar kapalıyken ben blogdan daha ötesine geçtim ve Pofişciğimi kanlı canlı gördüm :) Sınav için Ankara'ya gittiğim haftasonu Pofişimle buluştuk, konuştuk, bakıştık, gülüştük, çooook eğlendik ve çok sevdik birbirimizi. Öyle bir şey ki bu sanki ben Pofişi çok uzun zamandır tanıyormuşum da tekrar görmüşüm gibi :) O öyle tatlı, öyle sıcak, öyle neşeli...



Sevgilimi tanıdığımdan beri ilk defa o yokken Ankara'ya gittim. Onunla gezdiğim, anısı olan yerlerde onsuz olmak zor oldu ama Pofiş beni hiç yalnız burakmadı. Beni sınavımdan aldı, yemeğimizi yerken Kızılay'a tepeden baktırdı, evime bıraktı, yolda şarkılar dinledik, Yollarımız hiç kesişmemiş bu mart akşamı dışında dedik (^-^*)

Pofişe nişan hazırlığı için çok cici bir şey aldık, bana da bir pembe şemsiye aldık. Pembiş gözlüklerle baktık hayata. Aynı pembe gözlük bir gece bende kaldı yalnız kalmayayım diye. O nasıl bir şeker pembe gözlük.



Kızılay Starbucks'ta bize ayrılmış minik lobiye oturduk. Orada hep gözüm vardı zaten :) Ve tabiki "bloguma dokunma" diye mesajımızı yazdık Starbucks panosuna.



O kadar çok cümlemiz yarım kaldı ki ertesi gün tamamlamaya çalıştık :)

Çeyiz değerlendirmeleri yaptık, Pofiş'in pembe makinesiyle güzel güzel mağazalarda çekimler yaptık (*^-^*) Belki onları daha sonra gösteririm.



Haberlerde Ankara'ya kar yağacağını duymuştum ama ben gittikten sonra yağacağını düşünmüştüm. Gideceğim günün sabahına karla uyandım. Önce sulu kardı, sonra biraz normalleşti (sanki çok biliyormuşum gibi) ve sonra yine sulu oldu, birikmedi. Sadece Ankara'nın yüksek kesimlerinde yere birikmiş kar görebildim. Üstüme sadece uçağa binerken yağdı. Ama gördüm en nihayetinde. Ankara'da hayat felç olmadan, hoplaya zıplaya (hem sevinçten, hem bitmeyen türbülanstan) evime döndüm.

Çooook mutlu bir haftasonu geçirdim. Pofişime çoook teşekkür ederim tekrar tekrar...

Seviyorum Ankara'yı (*・_^)ノ⌒*

2 Mart 2011 Çarşamba

Bloguma Dokunma...



Hala bloguma girebiliyorum fakat dün kısa bir süre blogumu açınca "Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir" yazısını görmek çok üzücüydü. Bu site dediği benim blogum. Bana kimse dava açmadı. Sana da açmadı. E neden biz kapalıyız? Sadece suçlular çekse cezasını nasıl olur? Topyekün engellemek çözüm mü?

Ayar değiştirmek çok zor değil ama suçsuzken neden bunu yapalım ki?

Bloguma dokundurtmam, burası benim. Kaçak göçek yok!