22 Nisan 2011 Cuma

pazara gidelim, bir turunç alalım....

Pazara gidip, bir turunç alıp napalım?

Turunç kabuğu reçeli yapabiliriz mesela.

Geçtiğimiz hafta Çakırlar pazarından aldığımız rendelenmiş, dilimlenmiş, ipe dizilmiş hazır turunç kabuklarından reçel yaptık.

Önce yaklaşık 70 tane olan turunç kabuklarımızı bir kaç gün suyun içinde beklettik. Her gün suyunu değiştirdik ki acılığı iyice gitsin.



Daha sonra tenceremize 4 su bardağı şeker ve 3 bardak suyu koyduk ve kaynamaya bıraktık. Şurup kaynayınca içine turuç kabuklarını attık ve kaynatmaya devam ettik. Ta ki turunç kabukları şeffaf bir görünüm alana ve şurup biraz koyu bir kıvam alıncaya kadar. Daha sonra içine bir kaç damla limon suyu sıkıp 3-4 dakika daha kaynattık.



Soğuyunca kavanozumuza koyduk.



Afiyetle yediik.

18 Nisan 2011 Pazartesi

dreams, dreams...




İçimden düşündüğüm çok şey var ama içimde hepsi. Akışına göre yeri gelirse söylerim, çok önemli değilse unuturum.

Not defterlerini alıyorum, alıyorum, ee devamı yok. Sadece seyirlik, not yazamıyorum. İçimde dedim ya. Aklımın içi koca bir not defteri.

Benim görsel hafızam daha iyidir aslında. Düşündüğümü belki unutabilirim ama gördüğümü unutmam. Fotoğraflardan anlarımo anda ne düşündüğümü, nasıl duygular içinde olduğumu. O yüzden tipitip haller içinde de olsak kıyamam hiçbir çekilen fotoğrafın silinmesine. O an geri gelmeyecek çünkü. Çocuklarıma, torunlarıma bir sürü fotoğraf bırakmalıyım ^ᴥ^

Bu not defterini görünce aklıma sadece sevgiliyle tatil günlüğü tutmak geliyor.

16 Nisan 2011 Cumartesi

bence moda insanın kendini prenses gibi hissetmesidir...

Benim teyzem terzi. Artık dikmese de, hatta dikiş görmek istemese de bize düğünlerde güzel elbiseler dikmiştir.

Bir de şöyle bir kitapları var.



Teyzem en son bana bir düğün için 18.yy İngiliz elbiselerine benzer bir elbise dikmişti, tabi biraz değişiklik yaparak. Rengi fuşya, karpuz kollu, boyu yerlere kadar değil biraz daha kısa bir elbisem var benim. Arada giyip evde dolaşsam mı ne yapsam (^_^*) Dur bi giyeyim ben iyisimi aklıma düştü.



Hahaha! Tam giydim kapı çaldı, kardeşimi böyle karşıladım, tam oldu :))

Açılın, Pinky geliyor :P



Kitaplarda 18.yy.'dan ve 20.yy.'a kadar olan İngiliz, Fransız ve Japon modası anlatılıyor. Masal gibi bütün kostümler. Renkler, nakışlar şahane.



Bu ilk ciltte 18. ve 19.yy. anlatılıyor. Birkaç resim çekmiştim telefonumdan, size de göstereyim dedim.







Bazıları taşıması zor kıyafetler. Ama yine de bir Jane Austen kahramanı olup kurdelelere, fistolara, ipeklere sarınıp gezmek isterdim, kırlarda koşmak isterdim.

Kim bilir, belki önceki hayatımda öyle yaşamışımdır. Olamaz mı? Olabilir.

15 Nisan 2011 Cuma

Emma...











Merakımdan birer hafta ara verip izlemeyi bekleyemedim ve Emma'yı izledim bitirdim. Zaten 4 bölümcüktü, kısacıktı, çok güzeldi. Colin Firth'lü Pride & Prejudice'dan sonra bir Jane Austen uyarlaması daha izlemek iyi geldi. Daha önce de Aşk ve Gurur izlemiştim ama bu daha güzeldi kesinlikle. İyi ki yazmış Jane Austen...

Sıradaki BBC yapımı gelsiin.

hareket halindeki araçtan...

Dün sabah kardeşimin telefonuyla uyandım. "Hadi abla kalkın hazırlanın, Isparta'ya gidiyoruz" diyordu. Kardeşimin askerlikle ilgili birkaç işlemi oradan yapılacakmış. Tez düştük yollara.


Hava bululuydu.


Yer yer yağmurluydu.

Baraj gölü,

Taş evler,


Sisli rüzgarlı tepeler gördük. Rüzgarla dans eden ağaçlar gördük.



Yemyeşil bir yolculuktu.






Hareket halideki araçtan çekebildiklerimi çektim.

Bazen etrafında yeşillikten başka bir şey olmayan evlere heves ettim. Tabi evin etrafında biraz lavanta tarlası ve biraz da pembe kiraz ağaçları hayal ettim ama onlara söylemedim. Çok hazırlıksız bir şekilde o evleri ve pembe kiraz ağaçlarını farkettiğim için resimlerini çekemedim, siz hayal edin.

Neşeli ve kısa bir yolculuktu. Epeydir gitmiyorduk iyi oldu. Elimizde olmayan sebeplerden pek bir şey halledemeden geldik ve önümüzdeki haftaiçi tekrar Isparta yolları gözüktü :)

10 Nisan 2011 Pazar

pembe vosvos...



Vosvosa binemiyorsak biz de yakamıza takarız.

Bir de içimizden bir şarkı açarız. ooh! gel keyfim gel...

5 Nisan 2011 Salı

en az üç tavşan...

Pinky'nin tavsiyesi: Çocuklarınıza çağlaları böyle yedirebilirsiniz, bu onları mutlu eder. Yani en azından ben çok mutlu olurdum küçükken (^-^*) Şimdi kendim yapıp, kendim eğleniyorum.

Photobucket
{çağladan tavşan}
Veya evinize tavşan alın besleyin. Karar sizin...

3 Nisan 2011 Pazar

iyi bir çocuk olursanız "şıp şıp" sesini bile duyabilirsiniz...

Ağaçların, çiçeklerin mis gibi kokusu daha güzel hissediliyor yağmur yağınca. Sabah karşıdan karşıya geçtiğim kavşakta mis gibi papatyaların kokusunu duymak çok güzeldi mesela.

Sadece güneşli günlerde değil, yağmurlu günlerde de bir başkaymış bahar.









Nisan 2010 - Çakırlar


1 Nisan 2011 Cuma

belki kuşlar geçer üstümüzden...

Eser sahibi: Henriette Browne - A Girl Writing


Önce bir kelebek gördüm siyah üzerine kırmızı desenli.

Sonra kırlangıçlar binamızın etrafında yine dönmeye başladılar çığlık çığlığa.

Ve birden bir sıcak hava esiverdi yüzüme. Ben kat kat giymiştim ama dışarı çıkınca bir de baktım ki neredeyse herkes yarım kollu.

Yok yahu bu bulut sıcağıdır olsa olsa. Daha yağmur yağacak, meteoroloji çok ısrarlı. Nisan yağmurlarıı, kırkikindi yağmurlarıı... Daha nisan yağmurlarında saçımızı ıslatacağız çabuk uzasın diye (^_^*)