23 Eylül 2011 Cuma

neden senle hiç durmadan vedalaşıp duruyoruz ki biz...

Dikkat: Bu yazıda kullanılan fotoğraflar Antalya'ya sonbahar gelmeden önce çekilmiştir. Yani geçen hafta.

Geçen hafta hava ne güzeldi. Hatta iki gün önce bile süperdi. Dayanamayıp tekrar Phaselis'e gitmiştik. Ama bugün sabaha karşı itibariyle şimşekler çaktı, gök gürledi hem de hala güneş yüzünü gösterirken. Sonra bir yağmur geldi, nehir gibi aktı sokaklardan, serinliğini bıraktı gitti.

Tamam tamam itiraf edeyim sonbaharı da seviyorum. Melankolisini, yağmurda evde oturup kitap okumacalarını, film izlemecelerini...

Neyse geldi gelen, yapacak bir şey yok. O da bir bahar sonuçta.

Ama şimdi geçen hafta deniz de süperdi.  Bulduğum deniz kabuklusu canlının terkettiği evi çok şirindi.


Sahaftan aldığım, her deniz sefamda parça parça okuduğum, okumalara kıyamadığım, hep merak ettiğim bir konuyu anlatan Ünlü Bestecilerin -hüzünlü- Hayat Hikayeleri adlı kitabım çok güzeldi.




Biz bu yazı çok sevdik bir daha gelsin..

11 Eylül 2011 Pazar

bu, bu nedir bu?...


Bir kedi mi, yoksa bir sevgi arsızı mı?

 Çakırlar'ın en güzel kedisi.

Taş mı, ninja kaplumbağa mı, yoksa sadece bir kaplumbağa mı?

Japon turistlerin ilgi odağı Aspendoslu Tosbağa.

Aa oradaki ne, bak bak ilerde yaprağın üstünde, mavi morfo kelebeği mi, yusufcuk mu?

Düden Şelalesi'nin mavi yusufcuğu.

Bir kurbağa mı, bir uzaylı mı, yoksa sadece bir yaprak böceği mi?

Eve sızmaya çalışan bir yaprak böceği.

7 Eylül 2011 Çarşamba

rüzgar gibi geçti gitti yine...

Sevgilim geldi ve gitti ve zaman yine rüzgar gibi geçti, hatta ışık hızıyla geçti. Hiç anlamadım nasıl geçti 10 gün, öyle kendimi kaybetmişim, kafam güzel olmuş ^^ Çocuğu görünce olan şeyler, aşk sarhoşluğu...

Phaselis;






Adrasan;




Olympos;








Side;






Manavgat;



Aspendos;





Düden Şelalesi;






Gittiğimiz yerlerde beni en hayal kırıklığına uğratan Olimpos'tu. Doğası şahaneydi tamam ama Olimpos'la ilgili aklımda tek kalan şey kalabalık ve kirletilen ören yeri oldu. Her yer kirli, izmaritli, insanlı... Kaya oyuklarından insan fışkırmıştı adeta mahşer yeri gibi, hatta evrimin halkaları bile bizzat oradaydı. Anladım ki ben insan kalabalığını sevmiyorum, tenhalık benim tercihim. Bir daha gidersem en tenha olan zamanda gitmek isterim ve öyle keşfetmek isterim.

Aynı şeyi bu sene Phaselis'de de yaşadım malesef :( Ateş yakılmasına izin verilmemesine rağmen piknikçiler orayı da sarmıştı. Tarih, miras kimsenin umrunda değil. Yiyelim, içelim, çimelim, çöpümüzü ortalığa atıp kaçalım derdindeydi herkes. Belki bayram diye bu kadar kalabalıktı bilemiyorum ama bu kadarına izin vermemeliler, mesire yerine çevrilmemeli.

En insan eli değmeyeni ve dolayısıyla kirlenmeyeni Adrasan'dı. Tam sevmelik.

Yine güzel anılarla, günübirlik gezilerle, yer yer gülmekten, yer yer vakvaklamaktan kapanmayan ağzımla yani neşeyle dolu bir tatil oldu Sevgiliyle. Darısı hala tatile gidemeyenlerin başına. Yazın en güzel zamanları şu zamanlar, değerlendirin ;)