6 Ekim 2012 Cumartesi

ben şarkımı söylerken istersen sesi açarsın...

Geçenlerde içimden tam da bunu geçirmiştim, biri bana bir mim yollasa da yapsam , bloga yazacak bahanem olsa demiştim :)

Kelebeğim duymuş sesimi, mimlemiş beni.

Sesinizin çok güzel olduğunu farzedin ve ideal sahne performansınızı tarif edin. (Hangi şarkıyı söylerdiniz, nasıl giyinirdiniz, size kimler yada hangi aksesuarlar eşlik ederdi?)

Gilda (Rita Hayworth)'nın o siyah elbisesini ve eldivenlerini giyer, sadece beni aydınlatan bir sahnede Elvis Presley'den It's Now or Never'ı söylerdim.



Özel bir gününüzde bir koro yada özel bir kişi sizin için süpriz bir parça hazırlamış. Parçanın özelliği sizi tarif etmesi. Hangi parça olurdu bu?

Kayahan - Bu Gece Sen Daha Güzelsin

Evet bu şarkı beni tarif ediyor, ayışığında saçlarım dalgalı denizler gibidir :))

İçinizde kalmış, söylenmemiş bir takım şeyler var. uygun şartların biraraya geldiğini hayal edin. O kişiye (yarım kalmış bir aşk, kırgın olduğunu bir dost vs.) duygularınızı anlatabileceğiniz bir fırsatınız var. Ona hangi şarkıyla duygularınızı anlatırdınız?

Böyle bir durumda kalmadım ama kalsaydım şarkım Gotye'den Somebody That I Used To Know olurdu herhalde. Şarkıyı da öyle içli söylüyorum ki duymayın gitsin :)

Sizi şu an okuyanlara göndermek istediğiniz parça?

Aslında iki parçam var.

Winterplay - Moon Over Bourbon Street 

ve

Simavi -  To The Ends Of The Earth

Çok seviyorum bu parçaları, siz de seversiniz belki ;)





27 Eylül 2012 Perşembe

♥09.09.2012♥

Buraya da bir not düşmek istedim bu tarihi. 8 senenin sonunda nişanlandık biz sevgilimle. Okuldu, askerlikti, işti derken bu zamana geldik. Kimine göre geç olsa da bize göre hiç değil. Düşününce çok güzeldi bu geçen seneler, ayrı yerlerde olsak bile...

Gelelim pudra pembesi detaylara :)

Nişan yastığımı kendim işledim. Ne yapabilirim diye biraz araştırınca bu fikri buldum ve hiç durur muyum hemen yaptım.


Elbisem de pudra pembesiydi ve etamin gibi bir dokuması vardı :)


Çikolatam da,


Zevkle hazırladığım nişan şekerlerim de,


Ve tabiki pastam da. 


Koşturmacalı, çook heyecanlı bir dönem geçirdim. Sonra o gün gelince, her şey tıkırında olunca hepsi o gönül rahatlığıyla unutuluyor ve geriye işte böyle bir pembelik kalıyor. 

Darısı tüm sevenlerin başına (^_^*)

Ve düğünümüze...

 ♥ 

18 Ağustos 2012 Cumartesi

nerede kalmıştık...

En son derse gidiyordum filan, sonra benim devreler yandı, paçalar tutuştu, yumurta kapıya dayandı ve sonunda sonsuz bir rehavetin ardından nişan telaşım başladı diyeyim, sen anla nerede olduğumu blogcum. 

Araya bir iki stres mahsulünü sıkıştırıp, onları kızgın yağda pembeleşinceye kadar kavurduktan sonra ocağın altını kapattım, unuttum, olumladım, dua ettim gitti, gidecek. Sağlık olsun, her şeyin başı sağlık. 

İtiraf ediyorum sırf sana benziyor diye biraz twitter'a, biraz da instagram'a usulca sokulup "merhaba" dedim ve galiba seni aldattım. 
Böyle işte. 

Bu yazıya da bu görseli uygun buldum, sanırım mis kokulu diye.

Şekildeki lavanta kesesi yapmak için yanıp tutuştuğum bir şeydi, yaptım, oldu. Mutlu oldum  (^_^*)

O zaman ben şimdiden herkese mis kokulu bir bayram dilerim.

Sevgi dolu, mutlu ve çok tatlı bir bayram olsun.


25 Mayıs 2012 Cuma

derse giderken görülen neon Pinky parçacığı...

Bu sene bu gözlerimi bu tatlı, neon kavuniçin renginden alamıyordum, giydim rahatladım! 
Pek neonum bu sene.


Yani neymiş kavuniçi kadar mutluluk yetermiş. Öyle değil miydi o şarkı?


Ya da ben ben yaz kış deli gibi kavun aşeren bir insan olduğumdan bana öyle geldi. Kokusu burnumdan gitmiyordu öyle diyeyim. Oh, mevsimi geldi rahatladım!

24 Mayıs 2012 Perşembe

some bunny that i used to know...

Yine tavşan, yine tavşan. Nereye baksam tavşan ^^

Siz de sevdiniz mi Gotye'yi? Ben bu ara hep bu şarkıyı söylerken buluyorum kendimi.



**Görselin kaynağı şurası efem..

15 Mayıs 2012 Salı

iki tavşan gördüm sanki...


İnsan neler düşünür isteyince. Bu bir şey değil düşününce. 
Ben de düşünmeyi öğrenince kalktım kendime bir iyilik yaptım. 
Bilinçaltımı güzelce temizlemeye başladım.
Sevgi içimizde ^^


9 Mayıs 2012 Çarşamba

şimdi...



" Geçmiş ve gelecek yoktur; yalnızca sonsuz bir şimdi vardır. "
demiş Abraham Cowley...



1 Mayıs 2012 Salı

pembe, mavi, mor...


Morning Glory'im aynı anda üç farklı renkte çiçek açtı, bana sürpriz yaptı. Ne tatlı ^^

30 Nisan 2012 Pazartesi

stresmiş, peh! sensin stres...


Bu ara neyimden dert yansam sebep olarak karşıma stres çıkıyor. Halbuki benim dallarımda hep pembe çiçekler açıyor. 


Garip olan kendimi hiç stresli hissetmemem. Sanırım ben de gizli stres var, hani şu gizli şeker gibi. Stres yüklemesi yapıp ölçüyorlar ve hoop stres var sen de ondan bu diyorlar. Bir KBB'cı da boynumun kaskatı olduğu bir esnada "işe gir geçer" dedi, şaka gibi. Tam şu anda KPSS'yi filan bir kenara bırakıp işe gireyim,olur. Ben ne için uğraşıyorum acabaağ? Bu sadece bir sorun tabi ki Allah beterinden korusun ama işte bu bütün gün kamyon çarpmış gibi sersem sersem yatmama engel olmuyor. Bir de çarptığım kapıların çerçeveleri var o konuya hiç girmeyeyim.

Öyle işte gizli stres, çağın hastalığı, diğer her şeyin sebebi. Az biraz meditasyon yapalım, geçer.

28 Nisan 2012 Cumartesi

silgi, kağıt, makas...

Taş kağıt makas değil bu oyunumun adı, silgi, kağıt, makas.

Üstünün kağıdı soyulan ve gözümün önünde durduğu halde sürekli kaybettiğim arap bacı silgime önce bir reflektör taktım, yani şu fosforlu post-itlerden. Baktım içime sinmedi iki ders bir test arası kağıt, makas bir de koli bandını kaptığım gibi giydirdim silgimi. Umarım çok fazla hata yapıp kullanmam da böyle kalır. Matematikçi kızıyor zaten hacı şakir sabunu gibi silgi alanlara ^^ Haklı, baştan hata yapmaya kendini adamış öğrenciye ben de kızardım.


***Fotoğraflardaki fiyonk sayısının 5 ile çarpımından elde edilen sayının kare köküne  x dersek, x üzeri sonsuz tane sevgiler...

7 Nisan 2012 Cumartesi

çiçek...

Damnoşkamın "unutulmuş buralar" yorumuyla bi silkelendim kendime geldim, unutmadım ben seni blogum. Biraz dersten, koşturmadan, biraz da kendimi daha iyi hissetmek istememden süründürüyordum bu postu kaç gündür.Yoksa herkesi çok özledim, blogumu çok özledim. Yorumlarıma bile cevap veremedim malesef. Anlarsın sen beni anlarsın, anlayışlısın. Ama işte geldim buradayım ^^

Ben seninle ilgilenemezken bahar geldi, doğa uyandı, dallar filizlendi, çiçekler açtı, balkonum çiçeklendi, ben çiçek ekmek yaptıım. Ben bu sene daha çok mutfağa girer oldum. Yemek için değil canım. Pasta, tatlı, kurabiye yapmak varken, ilahi :)

Bir de ekmek denemeleri var tabi. Yulaf ekmeğini çok severim. Ee o zaman kendim neden yapmayayım dedim ve şundan yararlanaraktan çiçek ekmeğimi yaptım. Şu anda aklımdaki şey ise kuş yemi gibi olan ama severek tükettiğim probiyotik müsliyi kullanarak şu kurabiyelerden yapmak ve evdekilere de yedirebilmek :)



{Sutera}

{Geçen bahar tohumunu ektiğim, çiçeğini bu bahar açıp beni sevindiren Morning Glory}

Bu mis kokulu bahar hepinize güzellikler getirsin, neşe getirsin, içinizde çiçekler açsın, kış uçsun gitsin.

Mutlu bir bahar dilerim blogcanlarım. 

Son olarak buradayım, her şey yolunda ;)


****Blogu o kadar unutmuşum ki ya da görünüm değiştiğinden de olabilir ben Damnoşkam ve Ozax'dan gelen iki yorumu tam yayınlayacakken elim sağa kaydı ve sil'e bastım :( Çok yanlışlıkla oldu, çok üzüldüm. Çok çok pardon kızlar. 

8 Mart 2012 Perşembe

friendship bracelet...

Uzun zamandır bu dostluk bilezikleri ilgimi çekiyordu, yapmak istiyordum, kısmet bu zamanaymış.


 Meğer yapımı çok kolaymış. 




 Hoşunuza gider ve denemek isterseniz öğrenmemi sağlayan şuşu ve şu adresleri tavsiye ederim. 

Ayrıca youtube'da da ararsanız çeşitli videolar bulabilirsiniz. 

Ben ilk üçünü şu yazımda görülen Nako - Pırlanta iplerle, dördüncüyü ise Domino 8 numara merserize nakış ipliğiyle yaptım. Bir de metal peace veya kalp bulursam şu fotoğrafdaki gibi yapmak istiyorum.

♥♥♥
Cemreler birer birer düştü, bahar gelsin, yaz gelsin de renk renk, model model dostluk bilezikleri bileklerimizi süslesin.

27 Şubat 2012 Pazartesi

cici kuş...

Bir kuşum vardı benim,
bir de kullanmadığımız bir çerçeve
ve
annemin eski gardrobunun anahtarı.


Sonra kuşcağızımı anahtara kondurdum ve uslu uslu dur diye tembihledim. 
Şimdi çerçevesinde mutlu mutlu bize bakıyor.


25 Şubat 2012 Cumartesi

cildimi seviyorum...

Ben eskiden paraben nedir bilmezdim a dostlar. Sadece dermokozmetiğin sağlıklı olduğuna inanır La Roche Posay ve Vichy'le güzelce anlaşır, mis gibi cildimle yuvarlanır giderdim. Taa ki nemlendiricim bitip sloganıyla tezat Olay denen o nemlendiriciden alasıya kadar. {Nerden bu hataya düştüm hiç bilmiyorum} Krem yüzümde sivilcemsi ama sivilce olmayan garip kızarıklıklar yaparak cildimi mahvetti, alerjilere sevk etti. Sonra farkettik ki annemde de aynı sorunlar var. Biraz internette gezince öğrendim ki bizim bu kremlerin içinde paraben varmış, zararlıymış.. Kimbilir daha neler vardı da cildimiz böyle tepki gösterdi. Hay bin kunduz, ne kadar cahilmişim bu konuda. İki gündür biraz da olsa bilgi sahibi oldum.

Sonra dün eczane yollarına düştüm. Tam yolun yarısında Vichy amblemi gördüğüm eczaneye belki La Roche Posay de vardır diyerek girdim, yokmuş ama içeride Frei markasının ürün danışmanı varmış. Frei bir Alman dermokozmetik markasıymış. İlk defa gördüğüm bir marka ama TC. Sağlık Bakanlığı ve FDA onayını gördüm, içinde paraben olmadığına ikna oldum, yaradana sığındım ve denemeye karar verdim. Ürünleri iki gündür kullanıyorum temizlik ve nemlenme hissi diğer kullandığım dermokozmetiklerle aynı ve rahatsızlık yaşamadım. Bakalaım ilerleyen zamanlarda ne olacak. Umarım cildim eski haline çabucak döner.

Bu Frei Sensitive Balance Cilt Temizleme Kremi;

Bu da Frei Sensitive Balance SPF-15 Gündüz Kremi;         

Meraklısına, anlayanına; Fotoğraflar tıklayınca büyüyor ve içerikleri okunuyor. İnşallah yazdığı ve danışmanın anlattığı gibi parabensiz, parafinsiz, alkolsüz, silikonsuz, renklendiricisiz, PEG ve PEG bileşenleri içermeyen bir üründür.

Çok sağlıklı günler blogcanlarım...

23 Şubat 2012 Perşembe

♥Love was made for me and you...

Sabah dershane yolunda şu şarkıyı ♫♪♫♪♫ dinliyorken aklıma Phaselis yolları düştü
ve
bugün derste de Phaselis'in adı geçince aşka geldim işte...


Phaselis'11

12 Şubat 2012 Pazar

Heey, napıyorsun arkidişim?..

Nasılsın, iyi misin?

Ben de iyiyim işte.
Bu ara bol bol kar gördüm, hem de derya deniz,
Sevgilimi gördüm tatlı tatlı en tatlı,
Havaalanında sis dolayısıyla uzun bir süre kalakaldım falan filan,
Evime, aileme kavuştum, uyudum dinlendim güzel güzel...

Şimdi iyiyim işte, avuçlarım kaşınıyor yeni bir şeyler yapmak için aranıyorum. Hobi sevgisi böyle bir şey.

Bambi'nin arkadaşı tavşan Thumper bu dişlek arkidiş ve benim yakamı süslüyor.
Thumper ararken bu çıktı karşıma ama daha çok Bugs Bunny'e benziyor.
 Onun gibi dişlek, onun gibi tombul yanak.

25 Ocak 2012 Çarşamba

hakkımda 7 şey...

Yıldızım Kelebeğim beni uzun zaman önce mimlemişti. Ben tabi bir süre düşündüm ve nihayet düşünmelerimin sonuna geldim. Buyrunuz efendim...


1) Bazen rüya aleminde gibi hareket ederim. Her zaman değil tabi ya mutluluktan ya da telaştan böyle olurum. Bazen güldürmek için bilinçli yaptığım saftiriklikler de olur, bana "sus Aysu" desinler isterim :)

2) Sokakta kuşlarla, kedilerle, köpeklerle konuşurum, mutlaka hal hatır ederim.

3) Yeni bir huy edindim, sesli düşünüyorum. Kötü şeyler söylemiyorum ama kendime sesli komutlar vermemeliyim bence "hadi gidelim Pinky" gibi, garip duruyor :)

4) İmaları, laf çarpmaları hiç anlamam. Anlarsam da aylar sonra falan aklıma gelir de düşünürsem beelki anlarım. {jeton köşeli biraz} 

5) Alışveriş poşetlerini her seferinde düzgünce katlarım. Yediğim abur cuburun ambalajlarını düzgünce açar, sonra işim bitince ip gibi uzun uzun katlar bir de düğüm atarım. Çocukken bunu ilk yaptığımda çöpte buruşturulup atılanlara göre daha az yer kaplasın diye yapmıştım, aman ne büyük bir çözümmüş, çocuk aklı işte :) Ama hala vazgeçemiyorum bu alışkanlıktan.

6) Tabaktaki cipslerin, çerezlerin  ve bisküvilerin hep kırılmış, diğerlerine göre şekli bozulmuş olanlarını yerim. Sonradan farkettim sanırım düzgün olanlarının tabakta düzgün düzgün durması beni mutlu ediyor. Nizam takıntım var galiba. Sokakta da çizgilere basmadan yürümeye çalışırım, nereden bildiniz?

7) Küçükken biraz saftiriktim. 1. maddeye göre hala devam ediyor ama neyse... Efendim bir gün ben yine küçükken Arena programının reklamını izlerken "kemerlerinizi sıkı bağlayın, inanamayacaksınız..." sözünü duyunca, üst komşumuzun kızını da balkonda görünce seslenmiştim "Ayşee Arena'yı izlerken kemerini sıkı bağla diye" , kız da beni dinlemiş, kemerini bağlayıp programı izlemiş :) Ben mi? İzlemeden uyumuşum. Ertesi gün kız bana "Kemerimi sonuna kadar sıktım, izledim ama hiçbir şey olmadı Pinky" dedi. :)) Sonradan anladık ki mecaz anlam diye birşey varmış.

Böyle bir Pinky'yim işte ben.


10 Ocak 2012 Salı

ciciler, biciler, pisiler...


Google aramalarında biri beni "yeni oysho pijamalarım" diye arayıp bulunca bari yenileri paylaşayım dedim. Bu sezonki şekerler bunlar; biri pisili, biri Hello Kitty'li, yani ikisi de pisipisili. Gittiğim gün şansıma indirime girdiği gündü, henüz her şey derli topluydu, her şey kavanozların üzerinde yazdığı gibi "ilk açan siz olun" tadındaydı :)  

Ama mesela aynı şeyi Massimo Dutti için söyleyemeyeceğim. Her şey yerlerdeydi, kocaman giysi dağları vardı, tam bir pazar yeriydi. Arkama bakmadan kaçtım desem yeridir. 

İndirim çılgınlığı başladığına ve indirimin ilk günü hengamesini de atlattığımıza göre avmlere haftasonu gitmek yasak olsun bize.




9 Ocak 2012 Pazartesi

havadan sudan...

Bu hafta sonu kuzenimin hayırlı bir işi için Isparta yollarına düştük. Gündüz giderken yağmurla fırtınayla gittik, gece dönerken karla geldik. Gideceğimiz yere yaklaşırken gece buralara kar yağabileceğinin mesajını almış olmalıydık ama dağlardaki kara, manzaranın güzelliğine bakıp anlayamamışız. 


Dönüşte tüm yol karlı değildi, iki yerde kara yakalandık. Ama ne kar, lapa lapa, hipnotize edici, tek bir noktadan çıkar gibi. Yoksa kar hep öyle mi yağar, bilemedim ben kar fakiri :) İşte böyle bir sevinçle, mutlulukla, şaşkınlıkla ve pür dikkat bir şekilde evimizin yolunu bulduk.


Aslında bu gittiğimiz yere baharda kiraz ağaçları çiçek açmışken veya yazın kirazlar toplanırken de gitmek lazım. Burada toplanan kirazlar hep dışarıya ihraç ediliyor, iyi kalite, kocaman kocaman, tatlı, sulu, hmmm...