19 Eylül 2014 Cuma

2. ay biterken...

Sevgili Blog,

Bir haftadır süren çığlıklı gülme çalışmalarımı bugün biraz hızlandırayım dedim, art arda daha sesli çığlıklar atınca annem biraz şaşırdı. Baktım hemen fotoğraflarımı filan çekmeye başladı, tam video çekecekken bıraktım çığlık atmayı. O elinden düşürmediği alet de pek havalı, ah bir elime geçirebilseydim...

Arada konuşuyorum, aggu, abbu, gali, gagaugı filan diyorum ama nedense bana gülüyorlar. Onlar konuşuyor ben konuşuyorum muhabbet çok anlamsız bir yere doğru gidiyor. Anlamıyor bunlar beni yaa...

Annem gazımı çıkartırken ben de onun sırtına vuruyorum. Buna da şaşırıyorlar, ne var ki bunda?

Günün en sevdiğim zamanları emerken annemle karşılıklı bakışmak, gülüşmek, göz kırpmak. Annem de çok seviyor biliyorum. En sevmediğim zamanlar ise karnım ağrıyarak uyandığım zamanlar. Çıkgazçıkgazçıkgaz diye bi oyun bulmuş çok komik. Ben sonunda pırt yapınca annem bi mutlu oluyor bi mutlu oluyor, onun bu haline çok gülüyorum ^_^

Yarın ikinci ay kontrolüm varmış, umarım bu sefer bir yerimi kesip biçmezler. 

Sevgilerle Çınar


17 Eylül 2014 Çarşamba

Çınar'ın seyir defteri...


Auuu sesleri eşliğinde ilk dinlediğimiz masal Tavşan Peter masalları,

Tutup ilk ağzımıza götürdüğümüz oyuncaksa Zürafa Sophie.


Bugün 58. günümüz, sünnet bandajı açıldı, hava yağmurlu, pazara gidelim bir tavuk alalım şarkısını gülerek söylüyoruz. Çocuk mutlu, annesi mutlu...

16 Eylül 2014 Salı

Yangın olur biz yangına gideriz...

Oğluşun sünnetini de yaptırdık nihayet. Görüşmeye gittiğimiz doktor 6 kilodan sonra genel anesteziyle yapıyorum ama kıyamam ben buna dedi, keske daha erken yapılsaydı dedi ve aynı gün sünnetini lokal anesteziyle yapıverdi. Biz de ameliyathane kapısında ilk anne babalık sınavımızı vermiş olduk. Kulağımız kapıda, her ınga'da birbirimizi çok ağlamıyor, yabancıladı ortamı tabi ondan ağlıyor diye teselli ederek. Erkeklerin de bu derdi var işte... Hatırlamasın ve çabucak iyileşsin diyeydi bizim acelemiz ama bugün yarın derken 53. günü buldu. Hatırlamayacağı kesin, iyileşmesi için öngörülen süreye de iki güncük kaldı. Kadın sünnetçi esprileri ve elimize verilen sünnet derisi de yanımıza kar kaldı :) Deriyi pilav yapmadık :p en kısa sürede göbeğinin yanına gömmeyi düşünüyoruz.


8 Eylül 2014 Pazartesi

Huzur, dinginlik, sonbahar...

Eylül geldi ya hava bir güzel serinledi ki sanki yaz insanı degilmişim gibi bir sevinç var içimde ve ilk defa kendimi sonbahara yakın hissediyorum. Tamam severdim sonbaharı, dökülen yaprakları filan ama bu sene yaz bitsin sonbahar gelsin istedim işte. Sıcak, hamilelik, lohusalık, emzirirken kan ter içinde kalmalar, batı cephe bir ev, tatile gidememe, ayağını suya sokamama gibi sebeplerden ötürü olsa gerek...

Cumartesi akşamı yağan yağmurla beraber Ankara'ya en çok yakıştırdığım mevsim geldi, hoşgeldi. Bizim oğlan böylece hastaneden çıktığından beri ilk defa çıtçıtlı kısa kollulardan baska birsey giymiş oldu. Böyle de bi sey var, özene bezene alınan kıyafetleri giydirdikçe bi mutlu oluyor insan ^.^ 

Ankara malum avmlerden geçilmiyor. Ben de bir Antalyalı olarak tarihi bir park, örenyeri, deniz kıyısı arıyorum Çınar'ı gezdirmek için. İhtiyaç harici avmlere sokmak istemiyoruz doğal olarak. Hamileyken gittiğimiz Seğmenler parkı sonbaharda, sabahtan daha kimseler gelmeden çok güzel bir alternatif oldu. Çınar kucağımda uyudu, sevgilim kuşlara simit attı, kargalar, güvercinler, saksağanlar etrafımızda koşturdu durdu, bir köpekcik hiç istifini bozmadan ağacın altında uyudu, biz yağmur sonrası tertemiz havayı icimize çektik, yağmur suyu birikintisinde banyo yapan kuşları seyrettik, düğün fotografları çekilen çifti izleyip bir buçuk sene öncesine gittik. Bir huzur bir dinginlik vardı işte, özlemişim. Ressam olsam resim yapardım, yazar olsam ne güzel hikayeler yazardım o huzurla... Ama ben geldim buraya yazıyorum, çiziyorum, bir gün dönüp okuyup yine aynı hisleri içimde hissedebilmek için. 

Çınar 48 günlük

Şimdi Çınar kundağında mışıl mışıl uyuyor, yine yağmur yağıyor. Hava serinleyince ilk defa kundaklayabildim oğluşumu. O da kendini anne karnında güvende gibi, açık havada bol oksijen alırkenki gibi hissetmekten öyle huzurlu olmuş olacak ki yatağa yattığı gibi uykuya daldı, ben de bütün işlerimi çabucak hallettim, şimdi ikinci tur uykusunda da kitabımı okurken uyuyaklıveririm. Bundan sonra kundak forever!


27 Ağustos 2014 Çarşamba

kb ihm ıjtfc jhgbfglc

Başlığı ben yazmadım miki yazdı :)

Hadi oğlum yazalım mı dedim, oğğv dedi, Sonra ellerimiz klavyeye değdi işte.

Biz artık oğlumla baş başayız bütün gün. Beraber uyuyor beraber uyanıyoruz. Uyandığı zaman gülücükler saçmaya beni mest etmeye başladı tontişim. Uyanıkken hamileyken içinden çıkmadığım küçük odamıza gidiyoruz, bi onun ninnisini dinliyoruz youtube'dan bi benim şarkılarımı. Bazı şarkılara gözlerini kocaman açıp tepki veriyor. Dün Losing My Religion çalarken kafasını bile salladı sanki :p Buzuki Orhan'ın kolik albümünden uyku şarkısında uyuyakaldı bir kere, sonra bir daha uyumadı, galiba tamamen tesadüftü :)




Hamilelik fotoğraflarıma bakınca o günler sanki yıllar öncesiymiş gibi geliyor halbuki bugün 36 günlük olduk. Günler çabuk geçiyor, oğluş hızla büyüyor, kilo alıyor, boyu uzuyor, arada beni şaşırtıyor.

Anneciğim artık evine döndü biraz buruldum tabi, çok alışmıştım ama kendimi toplamam ve kendimize yetmem lazımdı. Bir de biten pilimin yeniden dolması durumum var ki huzuru hissetme sebeplerimden biri de o. Evime ve çocuğuma yetebiliyorum ya, yemek ve temizliğimi yapabiliyorum ya tamamdır.

Bugün baş başa kalışımızın 3. günü ve her şey yolunda merkez ;)

14 Ağustos 2014 Perşembe

Çınar'ın doğum hikayesi

Demek birgün ben de bu hikayelerden yazacakmışım ha blogcum. Hiç yazmayacakmışım gibi hatta bana hiç doğurmayacakmışım gibi geliyordu. Sanki hep karnımda kalacak, pıtır pıtır tekmelerini, hık hık hıçkırıklarını hep içimde hissedecekmişim gibiydi. Öyle de güzeldi ki hamilelik bence hep öyle yaşanabilir :) ya da ben normal hayatıma, gezmeye, Çınar'ın hazırlıkları da dahil kendi başıma tüm ev işlerine aynen devam ettiğim için bana öyle geliyor. Son güne kadar hiç kısıtlamadım kendimi ki zaten son hafta bir enerji patlaması geldi evi yerinden kaldırmaya bile kalktım bilmiyorum ama buna çabuk şişen bacaklarım pek müsaade etmedi. 

Ben yine böyle enerjik bir günde (39+4) doktorun bu sefer beni bırakmayacağını biraz tahmin ederek anneleri evde bırakıp kontrol için eşimle hastanenin yolunu tuttum. Doktor bir hafta önce çatı muayenesi yapmıştı ve "normal doğum yaparsın fakat hafif bir çatı darlığın var bu hızla büyürse doğumda zorlanırsın, ben yapamam dersen tarih vereyim sezaryen yapalım, ben fikrimi söyledim sen karar vereceksin" demişti. Bense normal doğum istediğimi, haftaya bebeğin gelişimine göre tekrar değerlendirmemizi istemiştim. Belki haftaya kadar sancım başlardı, hem Çınar istediği zaman gelirdi, gelmez de çok büyürse de en azından haftası dolmuş olurdu. Neyse pazartesi oldu ve ben nst'mi yaptırıp doktorun yanına girdim. Daha doğrusu bir saat giremedim çünkü Çankaya'da komple elektrikler gitti, jeneratör ultrason cihazını çalıştırmadı, teknik ekip uğraştı durdu. Öğlene doğru nihayet düzelince muayeneye girdik, bebek iyiydi, hafif düzenli sancılarım başlamıştı ve doktor yeniden çatı muayenesini yapmak istedi ve o da nesi, açılma başlamış, 3cm olmuştu bile. Her zamanki sakin güleryüzüyle "şimdi eve git bir duş al, eşyalarını al, bu da yatış kağıdın, gece olmazsa sabaha doğum olacak" dedi.  Güle oynaya, radyodaki şarkıya eşlik ederek, bebeği severek, ilk defa kullandığımız bir yolu kullanarak ve ne hikmetse hic karıştırmadan :) eve geldik. İyi ki anneleri götürmemişim onlar evi temizlemiş hazırlanmış bizi bekliyorlardı. Nst'den sonra ebenin "belki seni bugün yatırır" sözüyle anneme hazırlanın komutunu göndermiştim zaten. Banyomu yaptım, hazırlandım bir baktım nişan geldi, artık emindik 24 saat icinde doğuracaktım, mutlu sona yaklaşmıştık. Hastaneye gittik hemen doğuracakmışım gibi önlüğü giydirdiler, suyum gelir diye bezi bağladılar yatırdılar. Ama uyuz olmuşum gibi kaşınacağımı bilsem giyer miydim ben onları. Gecenin bi yarısı hepsini attım, evden çıkmadan son anda aldığım kendi günlük geceliğimi giydim doğuma da onunla gittim. Gece 12'den sonra yeme içme yasaklandı, serum bağlandı, nst sürekli bağlı {bu arada oğluşum bi nst cihazını patlattı :) hala anlamadık ne oldu o makineye} sancı bekliyoruz. Yüksek değerlere çıkıyor fakat bende hic ağrı yok. Doktor 5'ten sonra suni sancı verelim demis, sabah 8'e kadar açılmam tamamlanmış olurmuş doğururmuşum filan planlar bu yönde... Epiduralimi taktilar, sancıyı verdiler, nst hala takılı, nst'den folk diye bir ses geldi suyum patladı. Derken evdeki hesap çarşıya uymadı :( suni sancının etkisiyle bebişimin kalp atışları yarıya düştü, karnım kaskatı kesildi, ömür gibi gelen birkaç saniye kalp atışı bile alınamadı, hemen bana oksijen maskesi taktılar, sancıyı çıkardılar ve neyse ki her şey normale döndü ama ben mahvoldum. Öylece nst ekranına baktım kaldım, bütün hamileliğim gözlerimin önünden geçti. Nöbetçi doktor bir problem olmadığını söyledi filan kendime öyle geldim. Benim sancılarım hala yetersiz olunca sabah 8'de sancıyı doktorumun gözetiminde tekrar taktılar ve yine aynı şeyler yaşandı :( neyse ki biraz dinlendikten sonra kendi sancılarım düzene girdi de 6 cm, 8 cm derken saat 11 civarı açılmam tamamlandı. Tabi o aradaki 3 saatte epidural yok, bilmiyorum neden, sormak hiç aklıma gelmedi. Zaten o arada püf püf nefes alıp verirken zaman nasıl gecti anlamadım bile arada film kopuyor ki bence acıdan hatırlamıyorum. Bi ara doktorum artık geri dönüşü yok ben sana ısrar edemedim ama sezaryen senin için daha iyiydi dedi sadece onu ve bi yanımda annem, diğer yanımda eşimin elimden tutmuş yatağımda ıkındığımı hatırlıyorum. En son noktaya gelince doğum odasına girdik ve ben aslında odamdayken etkili bir şekilde ıkınamadığımın farkına vardım. Odaya girerken annemle ve eşimle vedalaştım, nedendir bilmem hep doğuma girmesini istediğim eşim girmeyecek gibi geldi. Diyorum ya film kopmuş bende. Ta ki eşim doktorun arkasından izin isteyip gelebilir miyim diyene kadar aklımdan çıkmış. Enerjim bitmişti, artık son noktaya gelmiştik ve her sancıda belim kopuyordu sanki. Ertesi gün başka doğumlar görünce farkettim ki herkesin 10-15 dk kaldığı odada ben 1 saat geçirdim. Doktor haklıymış gerçekten zor bir doğum oluyordu. Eşim yanımda bana sürekli destek oluyor, doktorum desen öyle sakin, rahatlatıcı... Madem geri dönüşü de yok haydi şimdi güzelce, tüm gücünle ıkın Pinky dedim. Sabaha kadar yaptığım dualar kabul olmuş olsa gerek tüm bitkinliğime rağmen o güç geldi ve Çınar doktorun kollarındaydı. Nefes alacak mı, ağlayacak mı endişesiyle korkarak bebeğimi görmeye çalışıyordum ki yine ömür gibi gelen bir bekleyişten sonra ilk çığlığını duyduk. Bize gösterdiler, ben hep o anı düşünürken çok ağlayacağımı sanmıştım ama sadece gülümseyip bebeğim benim diyebildim. Yani çok mutlu bir andı ve bir melek görmüştüm, sadece gülmek geldi içimden. Ebe hemen kontrole götürmek için aldı ve doktor eşi de son bir sancıyla çıkartıp dikişlerle uğraşırken bebeğimi giydirip kucağıma verdiler. O zamana kadar ağlayan oğlum bir anda kokumu alıp sustu ya işte o ana paha biçilemez... Artık anne olduğumu orada iyice hissettim.

Çınar'ı alıp götürdüler ve oksijen maskemi çıkardılar ve benden kalkmamı istediler ama gel gör ki kalkmak mümkün değil nasıl titriyorum anlatamam. Önce bacaklarıma takıldı gözüm sanki öbek öbek morarmış, damar damar olmuş bütün vücudum yüzüm gözüm, muhtemelen ıkınmaktan. O kadar dermansız kaldığımı hatırlamıyorum. 

Odama götürdüklerinde bebeğim beni bekliyordu. Emzirme hemşiresi hemen Çınar'ı kucağıma verdi. Şimdi bir başka önemli ana gelmiştik, memeyi tutturma çalışmaları başlamıştı. Ultrasonda bile elini emen oğlum beklediğim performansı gösterdi ve hiç sorun çıkarmadan emmeye başladı. Taa ki geceye kadar. Ne oldu da emmek istemedi bilmiyorum ama ilk gece zor geçti, Çınar emmeyi unuttu, kan şekeri düşmesin diye mama verdiler el mahkum kabul ettik. Ağlamalar, uykusuzluk, ağrılar derken taburcu olduk evimize geldik. 




Geçen 3 haftada hepsi geçti diyemem tabi 40'ı çıkınca geçecek gibi söylemler var, ben de bu yüzden o günü bekliyorum. Gaz sancıları ve uykusuzluk devam ediyor, bir günü bir gününe uymuyor oğluşumun. Yani 23 günlük bebekten de çok şey beklememek lazım zaten :) O dünyaya, biz birbirimizin diline alışmaya çalışıyoruz diyelim. Fakat bir gülüşü yeter dünyamızı aydınlatmaya... 

Allah isteyen herkese bu duyguyu yaşatsın ve meleğini göndersin. 

20 Mart 2014 Perşembe

Ekinoks...

Bu güzel bahar gününde bir bir ses vereyim dedim. Havalar uzun zamandır ısındı, pencereyi açınca tatlı bir hava çarpıyor insanın yüzüne artık ve kuş sesleri de cabası. Tam sevilmelik havalar. İçimde de çiçekler açıyor bahar gelince. Yarın ekinoks tabi yani gece gündüz eşit. Artık gündüzler uzamaya başladı ya değmeyin keyfime.

Bir de blog ben sana söylemedim ama bugün itibariyle 22 haftalık yani 5 aylık hamileyim ^^
Bu fotoğrafta 12 haftalık minnoş oğluşum. 

Biraz bulantılı, azıcık stresli bir 3 ay geçirdim ama geçti bitti ya çok şükür şimdi göbeğimin dışına taşan minik tekmelerini sevip en başta sağlıklıca gelsin diye dua ediyorum. Tabi güzel günler görsün, umut dolu aydınlık yarınları olsun diye de dua ediyorum. 

Bu arada boş durmuyorum tabi. Bir takım hazırlıklar yapıyorum.


En zevkli kısımlardan biri olan alışveriş kısmını neredeyse hallettik ufak tefek şeyler kaldı. Şimdilik kabataslak dolabına dizdik cicilerini ki ne var ne yok görebilelim. Bir tek yıkaması kaldı. 




Şimdi buralar çok maviş oldu değil mi :)

O zaman kendime diktiğim tavşiyi de göstereyim de azıcık pembelik gelsin.

Bu arada instagramda adım Pinkishko fotoğraflar oradan. Seni ihmal etmemin sebebini anladın değil mi. Yerin apayrı blogcum döner dolaşır yine gelirim ben sana. 
Mucx çok öptüm ^_^