21 Mart 2016 Pazartesi

Korkuyorum...


Korkuyorum ve bu benim acziyetim değil, son derece normal duygularım çünkü kendimi hiçbir şekilde güvende hissetmiyorum.

Bu beni zavallı yapmaz, tedbirli yapar. (Bazı sosyal medya cesur yürekleri böyle düşünüyor, zavallıymışız, korkakmışız...)

Çocuğum var, korkuyorum...

Kendim için de değil korkum, çocuğum için, sevdiklerim için.

Oturduk, oturduk, oturduk pırıl pırıldı hava oysa ki, bahar gelmişti. Çocuk parka gitmek istiyordu ayakkabısını montunu getirip derdini anlatıyordu ben perdeyi bile açmak istemezken.




15 Mart 2016 Salı

Ankara...

 Bir sene oldu Şubat'ta Ankara'dan İstanbul'a taşınalı ama farkettim ki ben hiç vedalaşmadım. Aklıma bile gelmedi kendi günlük telaşlarımdan.

Üstüste o elim terör olayları olmasa bilgisayara oturup eski fotoğraflara bile bakmazdım belki. Allah sabırlar versin tüm yitip giden masum canların ailelerine. Çok çok üzgünüm. En çok yolumun geçtiği durakta bir anne 6,5 aylık bebeğini kaybetti karnında, bir öğrenci sabah sınava girmişti, bir baba mesaiden dönüyordu... Herkes sevdiklerinin kıymetlisiydi, canlar bu kadar sorumsuzca hiç olmamalıydı terör belası yüzünden, önlem alınmalıydı. Hele ki orası ülkenin başkentiyse ve de başka ülke konsoloslukları bile vatandaşlarını uyarıyorsa.

Canlarımzın kıymetli olduğu günler gelir umarım.
Fotoğraflarımı gezerken özlediğimi farkettim.


 Eşim hayret ediyor neyini sevdiğime. Ona fazla geldi on yıl Ankara, bana yetmedi. Neyini sevmeyeyim ki. Oraya O'nu görmek için gidişlerim, düğünümüz, Çınar'ı bekleyişimiz, Kızılay'a doktor kontrolüne heyecanla gidişlerim, doğuma gidişim, Çınar'la İzmir caddesinde ana-oğul gezmelerimiz (listem çok uzar) hepsi çok çok güzeldi. Aklıma hep iyi hatıralar geliyor, kötüler varsa da Ankara'nın bunda suçu yok ki... 


Son olarak Barış Bıçakçı'nın şu sözüyle bitireyim. 

"İstanbul'da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzüldüm. Ankara'da insan sadece Ankara'nın haline üzülüyor."
Tekrar buluşacağım günü özlemle bekliyorum. 
Allah'a emanet olun.